GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/06/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Köpekler, insanlar ve ‘insani’lik...

İhtiraslar, hay-vansal içgüdüler, umutsuzluğun getirdiği ruhsal dalgalanmalar, yokluğun baskın çıktığı yaşam notları ve hayata ait bir türlü bitmeyen karmaşalar... Tamamını Paramparça'da görmek mümkün...

Rezervuar Köpekleri'nin giriş sahnesini sinema severler hatırlar... Hareket halindeki bir arabanın içinde kan gövdeyi götürüyordur. Vurulmuş gangsterin yarasının üzerine diğer arkadaşları elleriyle bastırarak kanamayı durdurmaya çalışıyordur. Paramparça da aynı sahne ile açılır; ancak bu kez yarasına bastırılan bir insan değil bir köpektir!

Quentin Tarantino ile büyük bir çıkış yakalayan bağımsız sinemanın en büyük özelliği kurgu dili ve senaryosundaki reel şiddet olgularıyla hayata ait olan bütün gerçeklikleri beyazperdeye yansıtmaktan çekinmemesidir. Fakat bu türün en büyük sorunu 1990'ların başından bu yana Quentin Tarantino'nun sinema anlayışının üzerine bir türlü çıkamamış olması... Elbette oldukça başarılı yapımların altına imza atılmıştır; ama nedense bağımsız sinemacıların dili hep aynı paralellikte gelişmiştir. Filmin Meksikalı yönetmeni Alejjandro Gonzales Inarrıtu'nun ikinci uzun metraj denemesi olan Paramparça, bir Meksika 'Ağır Roman'ı... Tarantino'nun Ucuz Roman'ında olduğu gibi üç farklı hikayenin kurgulandığı bir senaryo ile karşı karşıyayız. Öncelikle hikayeye bir göz atalım; "Octavio, genç bir delikanlı; kardeşinin karısı Susana ile kaçmaya karar verir. Köpeği Cofi, beraber kaçmalarına yardımcı olan paranın elde edilmesi için dövüşlere katılır... Bu arada Daniel, 42 yaşında bir adam; güzel model Valeria ile beraber yaşamak için karısını ve kızlarını terk eder. Yani hayatlarını kutladıkları gün, kader Valeria'yı trajik bir kazaya iter. Bir adam her şeye sahip olduğunu düşündüğü anda, tüm hayatı birdenbire değişir... El Chivo ("Keçi") yıllarca hapis yatan, hayatta derin hüsrana uğramış, kiralık katil olarak çalışan, eski bir komünist gerilladır. Ölmek üzere olan, Octavio'nun köpeği Cofi'yi bulur. Bu karşılaşma onun kendisi ve acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olur."

İhtiraslar, hayvansal içgüdüler, umutsuzluğun getirdiği ruhsal dalgalanmalar, yokluğun baskın çıktığı yaşam notları ve hayata ait bir türlü bitmeyen karmaşalar... Tamamını Paramparça'da görmek mümkün... Zalim olanın kim olduğunu sorma fırsatını vermek isteyen bir çaba ile şehir öykülerini üst üste bindirmiş olan senaristler, zaafların meydana getirdiği 'insani' olma güdüsünü ortadan kaldırabilecek olayların varlığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kendisini iyileştiren adamın köpeklerini -yine insanların dövüşe zorlamasından kaynaklanan- bir bilinçle öldüren Cofi ile ortağını, ölen köpeklerin sahibine öldürtmek isteyen bir insanın düştüğü konum belki de Paramparça'nın en etkili karelerinden birini oluşturuyor. Bilinç altına öldürülme arzusu yüklenen köpeğe her şeye rağmen acırken, aynı iyi niyeti insanlar için düşünemiyorsunuz. Acı ve umut olgularının bütün insani dengeleri bozup kurtuluş için hayvani dürtülerle hareket etmesini görmek ise seyirci olarak bir süre sonra kendinizde bazı sorgulamalar yapmaya itiyor...

İyi bir görsel yönetim

Paramparça'da sinemasal olarak üç hikayenin kurgusunun oldukça başarı bir biçimde perdeye yansıtıldığını belirtmek gerek. Seyirciyi tembelliğe itmekten ziyade 'puzzle'ın parçalarını kendisinin tamamlamasını isteyen bir tavır takınmış genç yönetmen Alejandro Gonzales Inarritu. İlk hikayedeki salt şiddetin bütün acımasızlığına rağmen ikinci hikayedeki psikolojik gerilime, üçüncü hikayedeki dramla son noktayı koyan Inarritu, oldukça etkileyici bir eser ortaya çıkartmış. Karşımızda çok orijinal bir senaryo, görüntü yönetimi ve cast var. Son dönemlerin en iyi filmleri arasında yerini alacağına kesin gözüyle bakabiliriz...

Paramparça, Meksika'ya ait bir 'arabesk'.. ancak keskin hatları olan, yaşam tablosuna ucuz fırça darbeleri atan, ter kokan ve duyguların bütün kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeyi başarabilen...




Mısır filmleri Ankara'da

Evvelki gün başlayan Mısır Film Festivali'nde beş uzun metrajlı film gösterilecek. Festival kapsamındaki gösterimler ücretsiz olacak.

Mısırlı sinema yazarları ve yönetmenlerin de katılacağı Mısır Film Şenliği Türkiye'de ilk kez yapılıyor. Mısır Büyükelçiliği tarafından organize edilen şenlikte film gösterimlerinden önce yönetmenler seyircilerle söyleşiler yapacak.

Festival, Ömer Şerif'in oynadığı ve Mısır Sinema Derneği'nin En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu ve En İyi Müzik ödüllerini alan "Kuklacı" adlı 1989 yapımı film ile açıldı. Fakir bir köyde yaşayan, kuklalarıyla Mısır'ın tarihi olaylarının yanı sıra köydeki günlük olayları yansıtan bir kuklacı ile üniversitede okuduktan sonra büyük kent yaşamına ayak uydurup hızla zengin olan oğlu arasındaki ilişkileri anlatan film Mısır'ın o dönemdeki sosyal yaşamına ışık tutuyor. Festival kapsamında Mısırlı ünlü yönetmen Yusuf Şahin'in de iki filmi yer alıyor. 1958 yapımı "Merkez Garı", Berlin Film Festivali başta olmak üzere uluslararası alanda kazandığı başarıyla Yusuf Şahin'in dünyada tanınmasına neden olmuştu.

"Merkez Garı"nda o dönem Mısır toplumunun alt kesimlerinden yansımalar getiren bir dizi küçük insan, Kahire garı çevresinde karmaşık ve yoğun ilişkilerden oluşan bir serüven yaşarlar. Yusuf Şahin'in oynadığı özürlü gazete satıcısı Kenaoui, güzel ve işveli bir kadına aşık olur. Kadın ise hamallık yapan; ama aynı zamanda bir sendika lideri olan Abu Serib'i sevmektedir. Kadın tarafından reddedilen Kenaoui sonuçta tam bir çılgın aşığa dönüşür. Festivaldeki ikinci Yusuf Şahin filmi birbirinden çok farklı ikiz kardeşlerin öyküsünü anlatıyor.




Zeugma bir köprüdür

"Geçmişten Günümüze Bir Köprüdür Zeugma" kitabının tanıtımı Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz'ın da katıldığı bir resepsiyonla Pera Palas'ta gerçekleştirildi. Tanıtım toplantısında konuşan Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz, kitabın adının "Geçmişten Geleceğe Bir Köprüdür Zeugma" olmasının bir rastlantı olmadığını belirtti.

Yılmaz, şöyle konuştu: "Türkiye tarihi, ekonomik ve siyasal yönlerden Asya ve Avrupa arasında bugün nasıl bir köprü ise bir zamanlar Zeugma da ticaretin ve kültürel ilişkilerin köprüsüdür. Zeugma Prestij kitabında, tarihi ve turistik açıdan önemi tartışılmaz merkezin Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan, yüzün üzerinde uzmanın bir araya geldiği çok uluslu ekibin dünya arkeoloji literatürüne girecek hikâyesini bulabilirsiniz. Ayrıca Zeugma'nın adını aldığı "geçit yeri" anlamını doğrularcasına geçmişten geleceğe bir köprü olmayı sürdürdüğünün fotoğrafları, kazı günlükleriyle, belgelerle kanıtı bu eserde belgeselleşmiş oluyor."

GAP İdaresi Başkanı Dr. Olcay Ünver de yaptığı konuşmada, GAP İdaresi'nin bölgenin kültürel mirasının korunmasını, bu kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarılmasını önemsediğinin ve bunun için sarf ettiği çabanın bir ifadesi olduğunu söyledi. Dr. Ünver, Zeugma projesine, Devlet Bakanlığı'nın, Kültür Bakanlığı'nın, Packard Enstitüsü'nün, Oxford Arkeoloji Birimi'nin, Gaziantep Valiliği'nin ve bölge halkının katkılarıyla çalışmalarının hızla sürdüğünü ifade etti.




Milo: Doğmak istemiyorum

Evrende bir yerlerde her bebeğin ruhu, oturup doğacağı günü bekler. Tek tek, "Büyük Kapı"dan geçerek doğru zamanda doğru anne babaya kavuşurlar.

Ama bir gün tam doğumunun gerçekleşeceği anda Milo adında bir oğlan çocuğu korkar ve dünyaya gelmek istemediğine karar verir. Bu arada New York'ta genç ve heyecanlı bir çift, Elizabeth ve Kevin, hayatlarının bu muhteşem olayının gerçekleşmesini beklemektedirler.




U-571 yeniden vizyonda

Daha önce gösterime giren U-571 yeniden vizyonda. Film, 2. Dünya Savaşı sırasında çok gizli bir görevle görevlendirilen bir avuç adamın inanılmaz öyküsünü anlatıyor.

1942 yılında Hitler'in 'U-botlar'ı savaşı Amerika'ya taşımıştır. Müttefik kuvvetler, 'U-botlar'ın kodlarını çözemedikleri için zor durumdadır. Bu koşullar altında adeta körlemesine savaşmaktadırlar. Bir grup denizci, tehlikeli ve korkutucu bir görev için seçilir.




Çirkin kahraman Shrek

Yaşadığı bataklığın, peri masalı karakterleri tarafından işgal edilmesiyle rahatı kaçan çirkin ve kötü huylu Shrek, eski ve güzel günlerine kavuşmak için ilginç bir maceraya atılır.

Güzel Prenses Fiona'yla Lord Farquaad'ın evlenmesini sağlarsa bataklığı yine eskisi gibi olacaktır. Ama bakalım öyle mi olacaktır?.. 48 yıl sonra Altın Palmiye için yarışan ilk çizgi film unvanını alan yapım, bilgisayar teknolojisinin son yeniliklerini sergiliyor.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.