Şiddetin fail ve kurbanları
Christian Pfeiffer ve Peter Wetzels, bizim çocuklarımız üzerinde bir araştırma yapmışlar ve Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bir lisenin 6. sınıfında okuyan 11 yaşındaki bir öğrencinin kompozisyon ödevindeki şu cümleleri aktarmışlar: "Sınıfta Müslüman çocuklar olunca hep heyecanlı bir şeyler oluyor. Müslüman çocuklar gruplar halinde bir aradalar. Kendi aralarında oynayıp şakalaşıyorlar. Ama bazen de birbirlerini pataklıyorlar. Dost hallerinde bile, genellikle şakalaşmak için birbirlerini pataklıyorlar. Ama gerçekten vurdukları zaman problem var demektir. Ama sonra bir ara duruyorlar. Sonra yine konuşabiliyorsunuz. Her şey yine normal hale dönüyor. Yani dediğim gibi, Müslüman çocuklarla hep heyecanlı bir şeyler oluyor."
Araştırmacılar bunu naklettikten sonra şöyle diyorlar: "Onunla birlikte okula giden öğrencilerin yarısı Müslüman, büyük çoğunlukla Türk. Yani anlattıkları, deneyimlerine dayanıyor. Dikkat çeken nokta "pataklama" eyleminin genç Müslümanların grubunu bir arada tutan öğe olarak öne çıkması. Bu gözlemlerden bir genelleme çıkabilir mi? Genç Türklerin başka etnik kökenli gençlere oranla daha sık şiddet olaylarına karıştıkları doğru mu? Başkalarına oranla daha sık olarak bu eylemleri gruplar halinde mi gerçekleştiriyorlar? Yoksa bütün bunlar, yabancıları hemencecik kötülemek isteyen Almanların önyargıları mı yalnızca? (...) Yani burada bir manada elmalarla armutlar birbirine karıştırılmaktadır. Ayrıca şu tez de savunulabilir: Bir suç eylemine maruz kalmış Almanlar, yabancı bir suçluyu Alman suçludan çok daha çabuk ihbar etmektedirler; çünkü sık sık var olan iletişim sorunları ve önyargılar, ihtilâfın dostane bir çözüme gidilerek çözülmesini güçleştirmektedir. Ve nihayet, aynı suçları işleyen genç yabancıların, genç Almanlara oranla adalet tarafından daha ağır cezalandırıldıklarına dair belirtiler vardır. Yukarıda belirtilen ilk iki savı aydınlatabilmek için polisçe bilinmeyen, karanlıkta kalan suç eylemlerini de analizimize katmak zorundayız. Bunu gerçekleştirebilmek için, 1998 yılında 9 Alman şehrinde yaklaşık 16 bin gence, gerek fail, gerekse mağdur olarak bir suç eylemine bulaşıp bulaşmadıklarını ve bu deneyimi nasıl yaşadıklarını sorduk. (...) Peki bu tür deneyimler gençlerin davranışlarına nasıl tesir ediyor? Öğrenci anketinden edindiğimiz netice şu: Dayak yiyen çocuklar, dövülmeyen çocuklara oranla bir buçuk ila üç katı bir oranda daha fazla şiddet kullanma riskine maruzlar. Kendilerine yöneltilen şiddetin yoğunluğu ve süresi arttıkça kendilerinin kullandığı şiddet de artmakta. Bu durum, gençler, anne baba arasında uygulanan şiddeti de gözlemledikleri takdirde daha da artıyor. Genellikle de babalar iktidar konumunda olduklarından genç erkekler için cinsiyet modeli olarak problemli bir örnek teşkil ediyorlar. (...) Almanya'da yaşamakta oldukları süre uzadıkça kafalarında "Alman talepler" oluşmakta; ama bunun karşılığında "Alman şanslara" sahip olamamaktadırlar. Bu hayal kırıklığı ve dileklerle bu dilekleri gerçekleştirme imkanlarının birbirinden çok uzak olduklarını görmenin oluşturduğu früstrasyon, bazıları tarafından şiddet ile cevaplandırılmakta.(...) Çocuklarını sık döven anne-babalar, bu davranışlarıyla çocuklarının sosyal yetkinliklerini, okul ve meslekteki başarı şanslarını önemli ölçüde azaltmaktadır. Aile içi şiddet deneyimi, çocuğun kendine verdiği değer duygusunu zedeleyecektir. Böyle bir çocuğun okul performansı da gözle görülür biçimde düşecektir. Ve nihayet, çocuğun gerginlik anlarında yapıcı tepki verme ve başkalarının davranışları konusunda doğru değerlendirmeler yapma kabiliyetleri de azalacaktır. Demokratik bir toplumun, medeni cesaret sahibi, gerektiğinde başkaları için angaje olabilecek fertlere ihtiyacı vardır. Bu çeşit vatandaşlık faziletleri de bir sosyalleşme süreci bağlamında oluşmaktadır. Bu olgu mesela Nazi döneminde Musevilerin hayatını kurtarmış olan fertlerin hayat hikayesini anlatan bir araştırmada belgelenmektedir. (Oliner/Oliner: "The Altruistic Personality"). Bu araştırma bir olguyu gayet net olarak göstermektedir: Şiddetten arî bir eğitim, fertlerin başı dik yaşamasını sağlar. Cesur ve sosyal angajman sahibi fertler en çok ebeveynin sevgi dolu olduğu ve çocuklarını dövmediği ailelerden çıkmaktadır."
Bu araştırmanın göstermek istediklerini görmek ve çare aramak mecburiyetindeyiz. Bu mevzua devam etmek istiyorum.
a.aymaz@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
20/
05/
2001...
Fuco Deneyi ve Güneş Sistemi
26/
05/
2001...
Bizim bayramlarımız ve ezanlarımız
27/
05/
2001...
Bize iyilik ve dua etmek düşer
02/
06/
2001...
Prof. Dr. Hans Küng'ün evrensel barış teklifi
03/
06/
2001...
Saygı, ilgi ve disiplin olmadan eğitim olmaz
09/
06/
2001...
Osmanlı'nın onbaşısı
10/
06/
2001...
Diyalogların devamı
16/
06/
2001...
Su krallığı mı, su perisi mi?
17/
06/
2001...
İntiharların en çok olduğu ülke ve ışığı görememe hastalığı
|