Krizde krize girmeyin
Bir gün bir baba, oğluna şu masalı anlatmış: “Timsah, kaplumbağayı yemek istiyormuş ve arkasından yetişmeye çalışmış. Kaplumbağa timsahtan yavaş hareket ettiği için, en yakınındaki bir ağaca tırmanmış.” Çocuk şaşkınlıkla sormuş: “Hiç kaplumbağa ağaca çıkar mı baba?” Babası başını sallamış: “Kurtulması için çıkması gerekiyordu yavrum.”
Yaşadığımız kriz bize yeni bir “model” dayattı: Yeni insan, yeni esnaf, yeni işletmeci, yeni öğretmen, yeni ev hanımı, yeni fabrikatör, yeni işçi... “Ya bu yemeği yersin; ya bu diyardan gidersin” patavatsızlığıyla geldi bu sefer.
Krizi bütün çıplaklığıyla yaşadık ülkemizde. Emeklinin evine götürdüğü ekmeğe, beşikteki bebeğin içtiği süte yansıdı. Mahalle bakkalı Eşref ustanın günlük satışına; oradan devlet büyüklerinin bindikleri makam arabalarına.
Hasılı bütün bir kriz yaşadık ülkece. Işıkara, depremle, Derviş baba da krizle yaşama mesajları veriyordu. Ve hâlâ dolar, mark yükseliyor, borsa düşüyor; insanlar hükümeti suçluyordu. Sesini daha kalın ve sert çıkarmak isteyenler de “Yaşanmaz bu ülkede” diyorlardı.
“Gidecek bir yerimiz yok”
Bu ülke hepimizin. Batarsa birlikte batarız. Oturup tenkit senaryoları üretmekten ziyade; “bir taş koymanın” hasılı “bir mum yakmanın” telaşını yaşamalıyız. Ancak “ben gayret edersem kurtulur” yarışında olursak bir mânâ kazanır tepkimiz. Kahve köşelerinde, kartondan hükümetler yapıp yıkmak bu ülkeye bir şey kazandırmaz.
Bu yazı biraz olsun kendine bakanlara yazılmıştır. Suçu başkasında arayanlar lütfen okumasınlar. Zaten onlara kazandıracağı bir şey de yok.
Hayata küsmeyin
Krizler, kritik dönemlerde ortaya çıkan beklenmedik dönemeçlerdir. Bu dönemeci alamayan firmalar; öndekilere yetişemediği gibi iç bünyeyle savaşmak zorunda kalırlar. Ve geriye kalan, geçmiş günlerin nostaljisi, hatıraları ve bir yığın şirket yüküdür.
Hayatın bir “rol” olduğunu unutmayın. Bu dönemde bize -krize maruz kalan herkese- krizle birlikte yaşama rolü verildiğini düşünün. İşte bu rolünü iyi oynayanlar kazanacaktır. Ve bu rolü sonuna kadar sabırla oynayın. Tıpkı Steven Callahan ve William Gogas gibi.
Yıl 1982, aylardan şubat
Steven Callahan, balinanın çarpması sonucu yelkenlisi batınca, lastik botuna atlayarak ölümden kurtulmuş; fakat kısa bir süre sonra yiyeceği bitmişti. Bir balık yakalayabilmesi onun tek yaşama şansıydı. Ancak 13 gün sonra yakaladığı balığı, solungaçlarına dek çılgın bir sevinçle yemişti. Geçirdiği serüveni sonradan anlatırken, yakaladığı balık için, “İkinci annemdi benim.” diyerek ağlamıştı.
Yıl 1998, yer Küba
Meşhur doktorlardan William Gogas, mecbur kalınca, bir kavanoz dolusu ateşböceğinin ışığından yararlanarak bir askeri ameliyat eder.
Unutmayın. Güneş, bugün yine aynı yerden doğup, aynı yerden battı. Ay, gece güzelliğini hiç kaybetmedi. Çiçekler, ilkbaharın ve akabinde yazın bütün renklerini taşıyor üzerlerinde. Rüzgar esiyor, ateş yakıyor, yağmur yağıyor ve bulutlar bütün şehri kaplıyor. Bugün yine yeni doğan çocuklar dünyaya “merhaba” diyecek. Yine yarının zenginleri, fakirleri olacak. Yarın belki yine kriz olacak. Ve yine birileri bunu başaracak. O kişi niye siz olmayasınız?
“Derisini değiştirmeyen yılan ölür”
Kriz yönetimi öncelikle değişime katılmayı zorunlu kılar. Değişimi “zor” kullanarak benimsetme halidir. “İdeal bir kriz yönetimi programının; stratejik faaliyetleri, teknik ve yapısal faaliyetleri, iletişimle ilgili faaliyetleri, psikolojik ve kültürel faaliyetleri içeren bir yapısının olması gerekir.”
Krizin, bünye içindeki tanımı yapılmalıdır. Ekip neyle ve nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunu bilmelidir.
Ekibin bu bilgilendirme ışığında hedeflere uygun planlarının yapılması gerekir. Adım adım gerçekleştirilen planlar iyi bir motivasyon unsurudur. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Kriz dönemleri “belirsiz” olduğu için, uzun zamanları kapsayan planlar yapamazsınız. Değişken ve şartları göz önünde bulunduran esnek planlar yapmak zorundasınız. Ve krizin dayattığı değişimi algılamak zorundasınız.
Turgay Yalanız
ADİNKA İnsan Kaynakları
Asla vazgeçme!
31 yaşında işini kaybetti.
32 yaşında bir hukuk kavgasını kaybetti.
34 yaşında işini tekrar batırdı.
35 yaşına geldiğinde çocukluk aşkı öldü.
36 yaşında sinir krizi geçirdi.
38 yaşında eyalet seçimini kaybetti.
43, 46 ve 48 yaşlarında kongre seçimlerini kaybetti.
55 yaşında eyalet senatörü olamadı.
58 yaşında yine senatör olamadı.
60 yaşında ABD başkanlığına seçildi.
Onun ismi Abraham Lincoln’dü. Asla vazgeçmedi. Asla vazgeçmeyin; kaybedenler yalnızca vazgeçenlerdir.
|