Sansüre belgeli nokta
Milliyet Gazetesi ile Medyakronik arasında uzun bir süredir "sansür" tartıması yaşanıyordu. Medyakronik, Milliyet'in Tantan'ın görevden alındığı gün bazı yazarlara taşra baskılarında sansür uyguladığını yazmıştı. Konuyu Yeni Şafak'tan Taha Kıvanç da sütununa taşımış ve Milliyet'in Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz'dan cevap istemişti. Yılmaz iki gün önce gönderdiği cevapta Medyakronik'in haberinin "tamamen yalan ve hayal ürünü" olduğunu ileri sürmüştü.
Medyakronik'te dün 7 Haziran tarihli Milliyet'te 5 köşe yazarına uygulanan sansürün belgeleri yayınlandı ve şu değerlendirmede bulunuldu: "Bu kadar bariz bir gerçeği dahi yalanlama cesaretini gösteren bir yayın yönetmeninin, okurlarından hangi gerçekleri gizleyebileceği; hangi gerçekleri ne ölçüde eğip bükebileceği konusunda okurlarımızı ve Milliyet okurlarını düşünmeye davet ediyoruz."
Günün Yazısı: Utanıyorum
Artık bu ülkede elimi kolumu sallayarak her yere girip, özgürce her istediğimi yapabilmekten utanıyorum. Çok ciddi, çok samimi bir şekilde utanıyorum. Bir yandan, bu özgürlüklerin herkesin, kolay kolay paylaşamadığı özgürlükler olduğunu biliyorum, bu beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Diğer yandan, bu özgürlükleri bana sağlayan özelliğimin, öncelikle, başörtüsü takmamak olduğunu biliyorum, bu da bana sadece fazlasıyla rahatsız edici değil, son derece aşağılayıcı geliyor.
Bir noktada bir çıkar çatışmasının kaba dayatması, diğer tarafta tarihsel komplekslerin yarattığı kaba, neredeyse içgüdüsel korku ve nefretlerle üst üste geliyor, partiler kapanıyor, insanlar yasaklanıyor, yola devam ediliyor. Nasıl bir yolsa! Oradan nereye varılacaksa!
Aslında, varılacak yol belli gibi; turizmden başka bir ekonomik değer üretimine inanmayan, insanlarının pul kadar değerinin olmadığı, medeniyet adına kadınlarının başının açık olmasından başka ısrarı kalmamış, kalamamış bir ülke. Belki de, ısrarın nedeni de bu; 'çağdaş medeniyet' diye uzun bir yola çıkıp, bir sürü şeyinden vazgeçtikten iki yüzyıl sonra, bir toplum bizim bulunduğumuz duruma gelince, belki hayal kırıklıklarıyla nasıl baş edeceğini şaşırıyor. 'Çağdaş medeniyet' hedefini bir sembole indirgeyip, ona ölesiye sarılıyor. Varsın ülke batsın, herkes birbiriyle, en azından her beş kişiden dördü beşincisiyle kavgalı olsun, yeter ki Meclis'te başörtülü bir kadın milletvekili olmasın, manzara bozulmasın! Göz görmeyince gönül katlanır; öbür aksilikler gözle görünür cinsten değil, o yüzden birçoklarımız için, medeniyet yolunda göze batan tek engel başörtüsü! Onu ortaöğretimden, üniversiteye giriş sınavından, üniversiteden, parlamentodan, gözle görebildiğimiz her yerden kovarsak, gerisini de dışarıdan gelip bizi kurtaracak olan, üstelik tam da bizim medeniyet tarifimize uyan adama bırakırsak işler hallolacak.
(Nuray Mert / Radikal)
|