GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/06/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Öğrenilen özgürlük

Liberal entelektüel Atilla Yayla, toplumun özgürlükleri öğrenme sürecinde olduğunu vurguluyor. Yayla'ya göre liberal-muhafazakar yakınlaşmasının gerekçesi, her iki kesimin de 'dayatmacı' olmaması.

Liberalizm bir fikir hareketi ve siyasi bir oluşum olarak Türkiye insanının son yıllarda tanıştığı kavramlardan. Prof. Dr. Atilla Yayla ise bir fikir hareketi olarak liberalizmi, yıllardan bu yana ısrarla savunan bir bilim adamı ve 1992 yılında Ankara'da birkaç entelektüel tarafından kurulan Liberal Düşünce Topluluğu'nun başkanı. Düzeysiz 'liboş' tartışmaları bir yana Türkiye'de liberaller, en ciddi anlamda 28 Şubat 'postmodern müdahale' sürecinde gündeme geldi.

İfade özgürlüğü üzerine baskıların yoğunlaştığı 28 Şubat döneminde bir avuç liberalin tavizsiz duruşu, bu fikir akımına olan ilgiyi de artırdı. Bu ilginin önemli bir bölümünü de, 28 Şubat'ın mağrur yüzünü temsil eden mütedeyyin kitle oluşturdu. Bu çerçevede, Prof. Atilla Yayla'nın, Liberte Yayınları'ndan çıkan kitapları çerçevesinde, Müslüman kitlenin liberalizme olan ilgisi ve bir kültürel hareket olarak liberal öğretiyi değerlendirdik.

'Liberal rönesans'

Atilla Yayla'ya göre Türkiye'de liberalizm bir kültürel oluşum olarak gelişiyor, yani yaşanan bir yönüyle bir 'liberal rönesans' hareketi. Özellikle okuyan-yazan kesimler arasında liberalizme ilgi genişliyor. Ancak bu ilginin Türkiye'nin siyasal sistemi ile paralel olduğunu söylemek zor. Yayla, Türkiye'nin sistemini 'karma' olarak tanımlıyor. Yani bir yönüyle otoriter; çünkü bürokratik tahakküm geleneği sürüyor ve yasal otoritenin önemli bir bölümünü kullanan kesim sorgulanamıyor. Bir yönüyle de totaliter, bunun göstergesi de mevcut resmi ideoloji sorgulanamıyor ve toplumu tek-tipleştirme gayretleri var. Bütün bunların yanında Türkiye, demokrasinin unsurlarını da barındırıyor.

Atilla Yayla yakın zamana kadar Türkiye'de liberallerin dinsiz olarak gösterildiğini belirtiyor. İnsanların 'ateist' olma özgürlüğünü de savundukları için bu tür ithamlara maruz kaldıklarına işaret eden Yayla, sadece prensipleri savunduklarının altını çiziyor. Atilla Yayla'ya göre liberaller 28 Şubat sürecinde tarihi bir rol üstlendi. Israrla ve tavizsiz olarak, hak ve özgürlüklerin herkes için olduğunu savunma misyonu, diğer insanları ve özellikle de mütedeyyin kitleyi, hak ve özgürlükler üzerine düşünmeye sevk etti. Bugünlerde mütedeyyin kitle içinde liberalizme karşı artan bir ilgi var.

'Dine savaş açmadık'

Peki özgürlükleri temel alan bir fikri akıma, muhafazakar motiflerle yüklü bir mütedeyyin kitlenin yaklaşması çelişkili değil mi? Atilla Yayla, muhafazakar ile liberal görüşün yan yana gelmesinde bir çelişki olmadığı görüşünde. Bu görüşün temel dayanağı ise her iki kesimin de, 'toplum mühendisliğine' soyunmaması. Prof. Yayla bu noktada şunları söylüyor: "Muhafazakarlıkta çoğu zaman din önemli bir rol oynar. Liberallerin en büyük şansı ise bugüne kadar dine savaş açmamaları oldu. Dindar kitleyi bastırmayı düşünmediler. Bu durum liberalleri diğerlerine göre muhafazakarlarla ilişkide daha avantajlı konuma çekiyor. Liberallerin iyi bir toplum kavrayışı, belirli bir hayat tarzını dayatan bir projesi yoktur. Muhafazakarların iyi bir toplum anlayışı vardır; ama bu toplumsal bir projeye dönüşmemiştir. Bir muhafazakar kendi inancına göre bir yaşam ister, çevresini de öyle ister; ama bu toplumsal mühendisliğe taşınan bir şey değildir. Toplum mühendisliği, bireyleri bir fikir doğrultusunda ehlileştirme çabasıdır. Bu açıdan bakıldığında muhafazakarlar sosyal demokratlardan daha demokrattır."

Nefis muhasebesi

Atilla Yayla, muhafazakar kitlenin önde gelen entelektüellerinde, 28 Şubat'tan bu yana çok önemli değişimler olduğu tespitini de yapıyor. "Zannedildiği kadar İslamcı, liberalleşmiş değil" tespitini yapan Yayla, "Herkes liberal olsun diye bir iddiamız yok. Önemli olan hukuki ve iktisadi yapının liberalleşmesidir. Liberallik olmadan demokrasi işe yaramaz." yorumunu yapıyor. Son zamanlarda İslami kesim içinde, liberal etkiye karşı bir refleks oluşmaya başladığını da vurgulayan Prof. Yayla, Ali Bulaç'ın yakın zamanda ortaya attığı, 'Türkiye'nin önünü açacak olan şey İslamcılıktır' tezine karşı çıkıyor. Siyasal anlamda İslami radikalizmin, Kemalist radikalizmi nasıl harekete geçirdiğinin 28 Şubat sürecinde açıkça görüldüğünü hatırlatan Prof. Yayla, "Bu radikalizmden sadece dinlerini yaşamak isteyen mütedeyyin kitle de zarar gördü. Bu işin sonuçlarını iyi hesaplamak lazım. Bazı İslamcıların bir nefis muhasebesi yapması lazım." değerlendirmesini yaptı.

Liberallerin bütün bireysel tercihlere saygılı olma gibi bir fikre sahip olduğunu kaydeden Prof. Yayla, "Liberallerin pozisyonu bir kuvvete göre değil, ilkelere göre alınan bir pozisyondur. Bugün üniversitede başı açık okuma imkanı kısıtlansa, bu kez biz başı açık olmayı savunacağız. Bunu test etme imkanımız olmadığı için derdimizi anlatamıyoruz." dedi.




Atilla Yayla: Liboş lafı Hasan Celal'e ait

Türk medyasının meşhur Mehmet Barlas-Emin Çölaşan kalem kavgalarının favori suçlamalarından olan 'liboş' tabiri, liberal zihniyeti tanımlamak için kullanılıyor. Emin Çölaşan'ın polemiğe girdiği Mehmet Barlas ve Fehmi Koru gibi gazeteciler için kullandığı tabirin mucidi ise eski ANAP'lı Hasan Celal Güzel.

Atilla Yayla, Hasan Celal Güzel'in bu lafı, ANAP'ta liberal geçinen; ama bunun gereklerini yapmayan bazı isimler için kullandığını belirtti. Yayla, Hasan Celal Güzel'in daha sonra böyle bir tabiri ortaya atmaktan pişmanlık duyduğunu da vurguladı. Liboş lafının, en güçlü ve köklü fikir akımlarından olan liberalizm hakkında bilgi sahibi olmayan insanlar tarafından kullanıldığını da kaydeden Prof. Yayla, liberallere bu şekildeki bir yaklaşımın ahlâki olmadığını da kaydetti.




Türk sanatçılara ödül

Japonya'da ilk kez düzenlenen Avrupa İllüstrasyon Bienali'nde 3 Türk sanatçı ödül aldı. 17 Doğu Avrupa ülkesinden 80 sanatçının katıldığı bienalde, Hacettepe Üniversitesi Grafik Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Kaya "üstün başarı ödülü"ne, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazım Erkmen ile illüstratör Feridun Oral da "onur ödülü"ne değer görüldüler.

Japonya'nın Otaru kentinde Hiroko Mori ve Stays Müzesi'nde düzenlenen bienale, 100'den fazla illüstratör, 500'ün üzerinde çalışması ile katıldı. Sergilenecek eserler, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın da aralarında yer aldığı uluslararası jüri tarafından seçildi.




Karnavaldan Romana

Mikhail Bakhtin 1920'lerde başlayıp 1975'teki ölümüne dek Sovyetler Birliği'nde sürdürdüğü çalışmalarla Avrupa ve ABD'nin 1980 sonrası entelektüel ortamına damgasını vurmuş bir insan bilimleri ve dil felsefecisi, kültür ve edebiyat kuramcısı.

Bakhtin'den bu derleme için seçilen yazılarda incelenen alan edebiyat, tanımlananlar ise tür, karnaval ve roman. Bakhtin, edebiya-tın toplumsal yaşamı kurma işlevini vurgulayan bir boyut kazandırmıştır.

Mikhail Bakhtin / Ayrıntı Yayınları




Herkes Seni Söylüyor

Perihan Mağden'in köşe yazıları, âdet olduğu üzre, Ajda Pekkan'ın şarkı sözlerinden bir tanesi olan "Herkes seni söylüyor/Sahi mutsuz musun?" başlığıyla kitaplaştı.

Beş bölümden oluşan kitabı için, Mağden her bölüm başlangıcı için yeni bir yazı kaleme almış. Kitap, güncelin üzerine düşürdüğü kendine özgü ilgisiyle, Perihan Mağden'i tanımak; toplumun içerisindeki 'insan'ı görebilmek için önemli bir fırsat.

Perihan Mağden/Everest Yayınları




Calvino'dan Sıfır Zaman

Birbirine bağlı üç bölüm ve on bir öyküden oluşan Sıfır Zaman, İtalyan yazar Calvino'nun beğenilen yapıtı Kozmokomik Öyküler'in devamı niteliğinde. Calvino, 'tarih öncesi-bilim kurgu' olarak adlandırılan öykülerini bu kez jeolojik dönemlerden alıp bugüne hem de geleceğe taşımış.

Kitabın kahramanı olan Qfwfq, her aşamasında tanıklık ettiği bu evrene klasik bilimin gözlüklerinden bakmaz, her şeyi tuhaf bir gözlükle milyonlarca yılın imbiğinden geçirerek inceler.

İtalo Calvino / Can Yayınları




Gönlüm Gönlünle

Gazeteci-yazar İdris Gürsoy'un son kitabı 'Gönlüm Gönlünle', piyasaya çıktı. Eser dört bölümden oluşuyor. Birinci bölümde dünyanın dört bir yanında Türk müteşebbislerin gayretleri ile açılan okullar ele alınıyor. Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazıların bir araya getirildiği bölümde; hizmette en önde, ücrette en arkada olanların hikâyelerine yer veriliyor.

Kitabın ikinci bölümünde, yurtdışında trafik kazasında hayatını kaybeden bir vatanperverin hayatından kesitler var. Ülkesi için yollara düşmüş şehidin arkadaşlarının duyguları, günlük ve bir oğlu daha yurtdışında olan şehit anne-babanın ötelere uğurladıkları oğullarının arkasından söyledikleri ikinci bölümü oluşturuyor. Gönlüm Gönlünle, Gürsoy'un son kitabı. Yazarın yayınlanmış Türkiye'yi Sarsan Deprem, Komşum Ağlıyor ve Şehidin Günlüğü isimli üç kitabı daha bulunuyor.




Suyun Rengi

Siyah James McBride, küçük bir çocukken, beyaz annesinin kendisin-den farklı olduğunun farkındadır. Kafasını karıştıran bu konuyu annesine açtığında, 'Ben biraz açık tenliyim' cevabını alır.

Daha sonra kendisinin başka insanlardan değişik olduğunu fark edip "Ben beyaz mıyım, yoksa siyah mı?" sorusunu sorduğunda, annesi "Sen bir insansın" der. "Buna inan ve kendini eğit yoksa hiçbir şey olamazsın!" Suyun Rengi, Amerika'da aylarca liste başı kaldı. Tüm anneler için bir sevgi hikayesi okuyacaksınız bu eserde.

Epsilon




Yeniden Yapılanma

Değişim ve yeniden yapılanma sürecini kavramak ve algılamak kolay, ancak uygulamak zordur. Elimizdeki eserde bireysel ve kurumsal değişimin gerekliliğini tam anlamıyla algılayacak ve yeniden yapılanma süreci uygulamaları konusunda gerekli bilgi ve yöntemle-re ulaşacaksınız.

Kitaptan bazı başlıklar şöyle: Değişimin Psikolojisi, Öğrenme Becerisi, Etkin Planlama Yönetimi, Etkin Takım Yönetimi, Kalite Yönetimi Planlaması, Etkin Performans Değerlendirme.

Kariyer Yayıncılık




Şanslı Yolcu

Baba romanının yazarı Mario Puzo'nun "Baba" ve "Son Baba" romanlarından önce yazdığı ve İtalyan-Amerikan klasikleri arasına giren kitabı Şanslı Yolcu, göçmenlerin 30'lu yıllar New York'unda yaklaşık yirmi yıl süreyle göğüs gerdikleri güçlükleri gözler önüne seren bir portre.

Mario Puzo hayranları, bu romanda bir kadının hakimiyetindeki İtalyan ailesini tüm gerçekliğiyle yazmayı göze alan ilk yazar olarak onu bir kere daha keşfedecekler...

İnkılap Yayınları




Binbir Gece Masalları

Binbir Gece Masalları, Doğu'nun emsalsiz hazinelerinden biridir. Arapça yoluyla Batı'ya geçmiş ve asırlardan beri ruhlarına, zihinlerine, hayal güçlerine hitap etmiştir.

Günümüzde bile bu fonksiyonunu icra etmektedir. Arapça adı "Elfi Leyle ve Leyle" olan bu masal külliyatının aslı Hint kökenli hikâyeler olmalıdır. Arapçaya Pehleviceden tercüme yoluyla geçmiş, asırlar boyu yapılan ilavelerle elimizde bulunan nüshalar teşekkül etmiştir.

Birun Yayıncılık



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.