Beni 28 Şubat RP'li yaptı
FP'nin kapatılmasıyla birlikte 5 yıl siyaset yasağı getirilen Nazlı Ilıcak, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararın kendisini 'daha güçlü hale getirdiği'ni söyledi. Geçmişte birçok politikacıyla beraber yürüdüğünü hatırlatan Ilıcak, siyasete girmesine 28 Şubat'ın sebep olduğunu belirtti: 28 Şubat'a kadar RP'li olmak aklıma bile gelmezdi. Ben bu tarihten sonra Erbakancı oldum, o çizgiye geldim.
Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklı hale getirilen Nazlı Ilıcak, 'haksızlığa uğrayan insanların siyasi ağırlığının arttığına' inanıyor. 28 Şubat sürecinde, 'nasıl faydalı olabilirim' düşüncesiyle siyasete girdiğini anlatan llıcak, daha önce birçok siyasetçiyle beraber çalışmasına rağmen politikaya atılmayı niç düşünmediğini vurguluyor.
FP'nin kapatılması ve milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından ZAMAN'a açıklamalarda bulunan Nazlı Ilıcak, kendisine yapılan saldırıların arkasında RTÜK Kanunu olduğunu savunuyor. Ilıcak'ın değerlendirmeleri özetle şöyle:
'RP'li olmak hiç aklıma gelmezdi'
"Benim 28 Şubat'a kadar aklıma bile gelmezdi RP'li olmak. 28 Şubat'tan sonra ben Erbakancı oldum, o çizgiye geldim. Geçmişte MSP'yi, Necmettin Erbakan'ı eleştirdiğim oldu. Bunu saklamıyorum. FP'ye girerken, 'Bunlara laiklik karşıtı, Cumhuriyet, Atatürk düşmanı diyorlar. Ben dış temaslarda köprü vazifesi görürüm, bir uzlaşma köprüsü yaratabilirim.' dedim. Tabii hiç aklıma gelmedi ki, ben laiklik karşıtı bir odak olacağım. Ben onlara başından itibaren, 'Vitrin bebeği olacak bir insan değilim.' dedim. Bakın partiyi bile ben kapattırdım!
Hiç pişmanlık duymuyorum. Ben siyasi hayatımda çok şey kazandım. Bu camiada çok büyük bir sıcaklık duydum. Onlar da beni sevdiler. Belki böyle bir mağduriyetle noktalanması çok hayırlı oldu. Aralarında, 'o da milletvekilliğini kaptı' diye bir tererrüt varsa, bu bakımdan hayırlı oldu.
'Merve Kavakçı'dan pişman değilim'
Anayasa Mahkemesi'nin kararı yanlış bir karar oldu; ama ben çok memnunum. Bizim gücümüzü artırdı. Haksızlığın arttığı bir noktada insanın siyasi ağırlığı da artar. Şimdi olsa yine Merve Kavakçı'yla salona girerdim. Onun, laik cumhuriyete karşı bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Meclis İçtüzüğü'nde böyle bir yasak yok; ayrıca başörtüsü siyasi bir sembol değildir. Sembol olsa bile, Kavakçı'nın siyasi bir kişi olarak sembol taşımaya hakkı var. Kaldı ki, başörtüsü din ve vicdan hürriyetinin bir parçası. Her şeyden önce YSK mazbatasını vererek Kavakçı'nın milletvekilliğini kabul etmiş.
'Demirel'e de Ecevit'e de yardım ettim'
Ben çizgiden çizgiye yalpalamıyorum. Nerede bir mağdur varsa onun yanına koşuyorum. Ben milletvekilliğimin ortadan kalkmasına hiç üzülmedim. Demek ki, ben görevimi iyi yaptım ki yasaklandım. Babam Demokrat Partili olduğu için 27 Mayıs harekatını çok yakından yaşadım. Ben Süleyman Demirel'in yasaklı olduğu yıllarda yanında yer aldım. Her yerde yasaklara hayır mitingleri yapıldı. Adeta onun sesini topluma duyarma görevini üstlendim. O, bir haksızlığa uğramıştı. Onun haksızlığının giderilmesi esas itibariyle demokrasi zaferi olacaktı. Bülent Ecevit de öyle. Yasaklı yıllarda kendisine nadir sahip çıkanlardan biriyim. DİSK davasında mahkemeye gidip, yargılananların lehine yazı yazdım. MHP 12 Eylül'de bir kadro olarak hapse düşmüştü. 'Faşizm yargılanıyor' yazımla onlara sahip çıktım. Bundan dolayı da hapse düştüm. Biz zaten batak durumdakine el atıyoruz.
'Çiller benim tavsiyem'
Tansu Çiller, siyasete girmeden önce yakın arkadaşımdı. Siyasete girmesi için kendisini teşvik ettim. Demirel'in yasakları kalktı, iktidara gelecek, sorunları çözecek diye sevinç içindeydik. Çiller'i, vitrin güzel olsun diye Süleyman Demirel'e tavsiye ettim. Çiller sonra siyasete girdi, başbakan oldu. Ben hiç kendisiyle görüşmedim. İktidar sahibi olduklarında ben uzaklaştım. Süleyman Bey'le de 28 Şubat sürecinden sonra özellikle koptum. Cumhurbaşkanıydı ve bana 'ailenin kızı' demiş olmasına rağmen, 28 Şubat'çı bir Demirel'le aile ilişkisi içerisine giremezdim.
Arka planda RTÜK var
İstanbul Bağımsız Milletvekili Nazlı Ilıcak, Anayasa Mahkemesi'nin kararının ardından 'tekelci sermayenin kendisine yönelik bir saldırı başlattığı' dile getirdi. Ilıcak, bunun arkasında, RTÜK Yasası'nı, banka soygunları dolayısıyla yaptığı suç duyuruları ve Meclis kürsüsünden bunları ifade etmesinin yattığını savundu. Ilıcak, şöyle devam etti:
RTÜK konusunda mücadeleyi tek başıma vermedim. Ben somutlaştırdım. RTÜK Yasası'nı kimin istediğini çok açık cümlelerle ortaya koydum. Sonbahara kadar bir suç duyurusunda daha bulunacağım. Maskeli yayıncılar resmi makamları aldattılar ve bu şekilde ihalelere girerek ihaleye fesat karıştırdılar.
'Mahkemenin kararını duyunca bozuldum'
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı dinlediğimde ilk önce bozuluverdim. Bu ne büyük haksızlık diye düşündüm. Sonra, 'şerden hayır doğar' dedim. Bu Allah'ın takdiri. Sonra, 'nasıl siyaset yapabilirim' diye fikir üretmeye başladım. Anadolu'yu dolaşabilirim, bir televizyon zemin açarsa orada program yapabilirim, seçim olursa bağımsız milletvekili seçilebilirim diye düşündüm. Vekil olmak için değil, 'bak siz beni attınız; ama millet beni getirdi' diye.
Allah bize bir mücadele fırsatı verdi diye sevindim. Aslında beni azat ettiler. Mademki Allah böyle bir şey nasip etti, bu ağırlık milletin lehine kullanılacaktır. Şimdi sade bir insan olarak Anadolu yollarında sesimi duyurabileceğimi göstermek istiyorum. Sonbaharda başlayacağım. Bir sürü konferans teklifi geliyor. Vatandaşın ayağına giderek doğruların anlatılması gerekir.
Gözler mahkemede
Anayasa Mahkemesi'nin Af Kanunu'na yapılan itirazları önümüzdeki 10 gün içinde sonuçlandırması bekleniyor. Çıkacak karar siyaseti de yakından ilgilendiriyor. Affın genişletilmesi durumunda Tayyip Erdoğan'ın siyaset yasağının da kalkacağı belirtiliyor.
Fazilet Partisi'ni kapatan Anayasa Mahkemesi önümüzdeki günlerde birçok kişiyi yakından ilgilendiren ve kamuoyunda Af Yasası olarak bilinen Şartlı Tahliye ve Erteleme Yasası'nı esastan görüşmeye başlayacak. Yüksek Mahkeme'nin üç raportörü yaklaşık 5 aylık bir çalışmanın ardından Af Kanunu'yla ilgili 200 sayfalık bir rapor hazırladılar. Alınan bilgiye göre, Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtılan raporda, affın genişletilmesi yönünde görüş bildirildi.
Erdoğan da etkilenecek
Yüksek Mahkeme'nin önümüzdeki hafta salı günü toplanarak af konusunu ele alması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi 1991 yılında, şartlı tahliye getiren yasanın kapsamını genişletmişti. Anayasa'ya göre affı imkansız olan ve idam cezasını öngören TCK'nın 146. maddesindeki, 'devletin anayasal düzenini bozma' suçu da şartlı salıverme kapsamına alınmıştı.
Yüksek Mahkeme, Şartlı Salıverme Yasası'nı af kanunu olarak değerlendirirse, bu durumda Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kalkacağı ileri sürülüyor. Af kanunlarının, cezayı sonuçları ile birlikte ortadan kaldırması buna dayanak gösteriliyor.
Başsavcı'dan ültimatom
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, hükümetin, 'imza atmaktan çekinir hale geldiler' gerekçesiyle, yüksek bürokratlar hakkında soruşturma açma yetkisini kendisinden alma girişimine sert tepki gösterdi. Kanadoğlu, Meclis gündemine alınan memurların yargılanması ile ilgili yasa tasarısının, 'suç işleyenin korunması' anlamı taşıyacağını savundu.
Yüksek yargı muhabirleri ile dün sohbet toplantısı düzenleyen Kanadoğlu, ekonomik krizlerin, sosyal adaletsizliğin ve milli itibar kaybının en büyük sebebinin yolsuzluklar olduğunu kaydetti. Yolsuzlukla mücadele için siyasi iradenin yanında yasal düzenleme ve güçlü yargı gerektiğini ifade eden Kanadoğlu, özetle şöyle konuştu:
'Dokunulmazlık kalkmalı'
"4483 sayılı kanunda değişiklik yapan tasarı ile gelinen nokta hazindir. Cumhuriyet başsavcılarının soruşturma izni isteme yetkisinin kaldırılması suretiyle kamu görevlilerinin cezai sorumluluktan kurtarılmaları sonucunu doğuracak bir değişiklik Meclis gündemine getirildi. Yüksek bürokratların imzadan kaçınmaları bu değişikliğe gerekçe olamaz. Bu kaçınma görevi ihmal suçunu oluşturur. Suç işleyenin korunması kabul edilemez. Yolsuzluk, Türkiye'nin kaderi değildir ve Türk halkı yolsuzluklarla birlikte yaşamaya layık değildir.
Ayrıca, anayasa değişikliği taslağında yer alan milletvekili dokunulmazlığına ilişkin 83. madde, dokunulmazlıkları sınırlamadığı için yetersizdir. Başbakan ve bakanların görevleri ile ilgili suçlarından dolayı Meclis soruşturması açılmasını düzenleyen 100. madde mevcut kuşkuları giderecek güveni vermekten uzaktır. Çıkar amaçlı suç örgütleri ile mücadelenin süratle sonuçlandırılması için 4422 sayılı kanunda gerekli düzenlemeler yapılmamış, karaparanın aklanmasının önlenmesi hakkındaki kanun uygulanmaz hale gelmiştir." ANKARA (Zaman)
BBP'den 'vatana ihanet' suçlaması
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, hükümetin krizi bahane ederek 'vatan topraklarını yabancı devletlere satmaya hazırlandığını' söyledi.
Buna asla izin vermeyeceklerini belirten Yazıcıoğlu, Türkiye'nin şu anda Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki 'hasta adam' benzetmesini de aşan bir imaj tehlikesi ile karşı karşıya bırakıldığını savundu. Parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyen Yazıcıoğlu, şöyle konuştu: "Hazine arazilerinin satışıyla ilgili yeni yasal düzenlemelerle mübarek vatan topraklarının yabancı devletlere satılmasına imkan hazırlanıyor. Bu ne korkunç bir durumdur. Bu vatana ihanettir. Birgün bunların satacakları toprakları çocuklarımız kanlarıyla tekrar almak zorunda kalacaklardır." ANKARA (Zaman)
Dinçerler de aday
ANAP büyük kongresinde, Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar'dan sonra Mesut Yılmaz'ın karşısına ikinci bir aday daha çıkıyor.
Milli Eğitim eski Bakanı Vehbi Dinçerler, 4–5 Ağustos'ta yapılacak kongrede genel başkan adayı olacağını bildirdi. Dinçerler, "2 Temmuz'da adaylığımı TBMM veya parti genel merkezinde açıklayacağım." dedi. Dinçerler, 1995 yılından bu yana Parlamento'nun dışında olmasına rağmen ANAP Merkez Karar Yönetim Kurulu'na seçilme başarısı göstermişti. Dinçerler, kongrede Mesut Yılmaz'a karşı çok sayıda aday çıkarılarak yarışın üçüncü tura taşınması fikrinin mimarı olarak biliniyor. Ömer Şahin / ANKARA (Zaman)
Fazilet'te yeni formül
FP kapatıldıktan sonra gelenekçi ve yenilikçi kanat parti kurma çalışmalarına hız verirken, 'birliğin korunması amacıyla' yeni bir formül ortaya atıldı.
Daha önce Bülent Arınç'ın genel başkanlığını savunan Konya Milletvekili Veysel Candan, bütün milletvekillerinin yeni partinin kurucular kurulunda yer almasını teklif etti. Candan'ın önerisine göre, bu milletvekillerinin arasından bir Başkanlık Divanı seçilecek. Başkanlık Divanı da genel başkanı seçecek. Candan, teklifini Recai Kutan dahil, partinin önde gelen bütün isimlerine iletti. Kutan'ın, konuya sıcak baktığı öğrenildi. Emine Dolmacı / ANKARA (Zaman)
|