GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

29/06/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali ÜNAL

Bizim Kubbe

FP çizgisi üzerine

Önce bir noktanın altını hemen çizmemiz gerekiyor: Başa gelen musibetlerden sonra ders veren çok olur. Bu, bir acziyet tavrıdır; dili uzun kişilerin tavrıdır. İkinci olarak, kimseyi suçlamak aklımın ucundan geçmeyeceği gibi, esasen Müslümanların meselelerini teşhir etmeyi de doğru bulmam. Nefsimi asla ayıplardan tebrie etmemekle birlikte, böylesi tavırlardan uzak durmaya çalışarak ve -hâşâ- ders verme gibi bir iddia da taşımadan, FP çizgisi etrafında, bu çizginin samimi takipçileriyle kardeşlik hukuku bulunan biri olarak birkaç aslî prensibi nazara vermem, umarım hoş karşılanır.

İnsanlık tarihi, -meselenin şüphesiz gri tonları da vardır- Habil-Kabil çizgisinde uzanan hadiseler bütünüdür. Kabil çizgisi, Habil'i yok etmek için çalışan, sürekli bunun teşebbüsü içinde bulunan bir çizgi olmasına mukabil, Habil çizgisine düşen, karşıdakini katletmek için el uzatan taraf olmamaktır. Bir taraf, sürekli ifsad ve fitne çıkarmakla meşgul bulunurken, diğer tarafın varlık sebebi, sadece ıslahtır. Evet, İslâm'ın temsil ettiği bu ikinci çizgiyi takip edenler, bütün düşünce ve faaliyetlerini ıslah, 'hayat verme' veya 'diriltme' üzerinde yoğunlaştırmalıdırlar. Bunun ise nasıl olacağının, hangi şartlarda nasıl davranılacağının eksiksiz misallerini, yolun her adımını aydınlatan projektörleri Kur'an'da ve Allah Rasûlü'nün sünnetinde bulmak mümkündür.

Günümüzde, ne yazık ki hemen hemen bütün zihinler, hattâ kalbler siyaset üzerinde temerküz etmektedir. Oysa siyaset, bütün bir İslâm hakikatini kuşatmaktan çok uzak olduğu gibi, onu çerçeve içine alan anayasalar ve bu anayasalar içinde değiştirilemez yasalar vardır. Hiçbir faaliyet, kendini içinde bulunduğu şartlardan tecrid edemez. Çok fazla peygamberin gönderilip, çok sayıda müceddidin, mürşidin var edilmiş olması, birinci derecede, her döneme ve yere ait şartlardan dolayıdır. Bu bakımdan, anayasalarla, yasalarla çerçevelenmiş, Allah'ın koymuş bulunduğu yaratılış ve hayat kanunlarına göre de, varlığının bir hikmeti, fonksiyonu bulunan 'kuvvet'le, ayrıca, kendine ait daha başka mekanizmalarla koruma altına alınmış, bunun ötesinde, kendi kanunlarını sadece varlığını sürdürmek için yapan, gerektiğinde bunları bile aşmaktan çekinmeyen bir yapı içinde herhangi bir siyasi faaliyet, bütün İslâmî alanı kuşatamaz; Müslüman olabilir; fakat her bakımdan İslâmî olamaz; böyle bir iddiada bulunamayacağı gibi, İslâm'ı kuşatma, onu her bakımdan hayatta gerçekleştirme türünden bir iddia ile de toplumun karşısına çıkamaz.

"Siyasî partiler, anayasal rejimin vazgeçilmez unsurlarıdır." Bu bakımdan, onları birinci derecede kuşatan rejimdir. Rejim içinde ve referanslarını rejime, onun dayandığını iddia ettiği prensiplere atfederek inançlarına, ülkeye, millete, rejimin ıslahına ne ölçüde hizmet verilebilirse o ölçüde vermeye çalışırlar. İslâm'a saygı ve bağlılık da bunu gerektirdiği gibi, böyle yapmakla, sürekli İslâm'dan, Müslümanlık'tan taviz verme; İslâm'ı kendimize ve şartlara uydurma, onu veya onun bir yönünü kitleler, "davete muhataplar" ve hattâ kendimizin nazarında mağlûp ve tarih dışı gösterecek tavırlara girmekten de kurtulmuş oluruz.

Kısaca, FP çizgisi, siyasi bir harekettir; Müslümanların hareketidir; fakat küllî manâda İslâmî bir hareket olamaz ve İslâm'a, en fazla, belli şartlarla çevrili siyasî bir hareket olarak hizmet verebilir. Şüphesiz benimsediği ve toplumda yerleşmesine çalıştığı İslâmî prensipler vardır ve olacaktır; fakat bunlar da, ancak siyasî bir hareket olmanın şartlarıyla sınırlıdır. Ve FP çizgisi, her şeyden önce kendisini böyle görme, böyle takdim etme mevkiindedir.

Bu temel prensip, bugün olsun kabul edilebilir ve bunun üzerinde yürünebilirse, belki, hiç arzu edilmemesi gereken bölünmelerden, gelenekçilik veya yenilikçilikten, Kabil çizgisinin milletine tâbi olmadıkça tasvip edilmesi ve bir noktada durması beklenmemesi gereken "değişme" fantezisinden de kurtulunabilir. Aksi halde, daha pek çok tecrübeler edinme fasit dairesinden çıkmak mümkün olmayacaktır.



Yazarımızın en son yazıları

20/ 04/ 2001... "İll'Allah"tan önce "La İlâhe"
27/ 04/ 2001... Bir büyük yanılma
04/ 05/ 2001... Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önemli çıkmazı
11/ 05/ 2001... Bir hadis ve Türkiye'nin bağımsızlığı
18/ 05/ 2001... Cebrî lütuflar
25/ 05/ 2001... Tarihî çelişki!
01/ 06/ 2001... Çelişkinin devamı
08/ 06/ 2001... Tükenmişlik mi?
15/ 06/ 2001... Kur'an ve din kardeşliği
22/ 06/ 2001... Yeni gelişmeler ve gözden kaçanlar


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.