Birtakım objektif gerçekler
İran devriminin ardından Amerikan Büyükelçiliği'nin işgal edildiği günlerde, Amerika'nın İran'a müdahalesi gündemdedir. Bu sırada, İsrail'de yayımlanan Jerusalem Post gazetesinde şöyle bir yorum çıkar:
"Amerika'nın çılgın Humeynicilerin bulunduğu Tahran'a müdahalesi intihar demektir. Oysa, bu konuda yapılması gereken, devrimi içten parçalamaktır. Ulema arasındaki kıskançlık, tarihte Müslümanlar adına en zayıf nokta olagelmiştir. Devrimin ikinci adamı olarak görünen Şeriatmedari, yaşlılığı, Azeri oluşu, etrafını eski SAVAK ajanlarının almış olması gibi sebepler göz önüne alındığında, kullanılabilir bir izlenim vermektedir. Eğer bu zat, taraftarlarıyla birlikte devrimden koparılabilirse, devrim de akamete uğratılabilir."
Nitekim, bilâhare Tebriz merkezli büyük ayaklanmalar oldu; Şeriatmedari göz hapsine alındı ve göz hapsinde vefat etti; talebeleri ve taraftarları yönetime cephe aldı.
Bunu, şüphesiz bir eski hadiseyi hatırlatma adına zikrediyor değilim. Gerçekten, Müslümanların en zayıf noktası, iç fitneler olmuştur. Efendimiz (sas), ümmeti adına Cenab-ı Allah'tan üç dilekte bulunduğunu; bunlardan, ümmetinin uzun zaman fiilî düşman idaresi altında kalmaması ve ümmetinin uzun süreli açlıkla imtihan edilmemesi dileklerinin kabul gördüğünü, fakat ümmetinin fitnesinin kendi içinden olmaması dileğinin ise doğrudan kabul görmeyip, iradelere bırakıldığını buyururlar. Veda Haccı'ndaki, "Bugün şeytan, bu topraklarda bir daha hakimiyet kurmaktan ümidini kesmiş bulunmaktadır. Fakat benden sonra, birbirlerinin boyunlarını vuran kâfirler gibi olmayın." ikazı da, aynı noktaya parmak basmaktadır. Kur'an-ı Kerim, Sahabe'yi dört önemli vasfıyla över: Efendimiz'in yanında bulunmaları (maıyyet); kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametli olma ve sadece Allah'ın rızasını kazanma talebiyle çok ibadet etme. Hz. Ebu Bekir, birinci vasfa en önde sahip bulunduğu için Sahabe'nin en büyüğüdür; ikinci vasfı, en önde temsil eden Hz. Ömer sonra gelir; ardından, üçüncü vasfı en önde temsil eden Hz. Osman, daha sonra da, dördüncü vasfı en önde temsil eden Hz. Ali gelir.
Kur'an, daha sonra İslâm'ı Sahabe'ye yakın temsil edecekleri anarken, mü'minlere karşı boyunlarının yerde olmasını, kâfirlere karşı onurlu hallerini, Allah yolunda cihad etmelerini ve kınayanların kınamasından korkmamalarını öne çıkarır. Sahabe için, kendi aralarında merhamet yeterli ve üçüncü sırada bir meziyet iken, bunlar için ise bütün mü'minlere karşı boynun yerde olması önemlidir ve en önde gelmektedir. Yani artık, Müslümanların içten ittifakı, hizmet üstü bir hizmettir.
Bu çok önemli ve hayati noktada birkaç hususa da bilhassa parmak basmak gerekiyor: Pek çok bakımlardan birbirlerinin neredeyse aynısı insanların bir araya gelip, ittifak edebilmeleri, fevkalâde bir şeydir. Ama unutulmamalıdır ki, daha da fevkalâde olanı, ittifakın devamıdır. Çünkü misliyet, emsal olma, itmenin sebebidir ve sağlıklı bir birliğe oturmayan oluşumlarda birlik görüntüsü, kesir çarpımı gibi küçülmeyi getirir. Ayrıca, lider sultası elbette istenmeyen bir şey olmakla birlikte; demokrasinin, demokratik teamüllerin oturmadığı, oturtulmadığı ülkemizde, nihai sözü söyleyecek, kendisini başkan değil, lider olarak (kabul edilmiş değil,) kabul ettirmiş bir kişi yoksa, böylesi teşebbüslerin ne derece uzun ömürlü olabileceği, üzerinde durulması gereken bir başka husustur. Daha da önemlisi, nefsaniyet, üstün olma duygusu, ben yapayım hissi, kıskançlık damarı, menfaat paylaşımı, kitle teveccühü, görünme arzusu gibi kanser türleri, en temiz oluşumlarda bile yapacağını yaparken, bunlara en açık bulunan sahalarda ne ölümlere sebep olabilecekleri de gözden uzak tutulmamalıdır.
Bunları hususi bir maksatla veya asla herhangi bir tercih adına ifade ediyor değilim. Fakat, samimi niyetlerle ortaya çıkan her hareket için bu hususlar, kanaat-i acizanemce, asla göz ardı edilmemesi gereken birtakım objektif gerçeklerdir ve öyle kabul edilmelidir.
Yazarımızın en son yazıları
04/
05/
2001...
Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önemli çıkmazı
11/
05/
2001...
Bir hadis ve Türkiye'nin bağımsızlığı
18/
05/
2001...
Cebrî lütuflar
25/
05/
2001...
Tarihî çelişki!
01/
06/
2001...
Çelişkinin devamı
08/
06/
2001...
Tükenmişlik mi?
15/
06/
2001...
Kur'an ve din kardeşliği
22/
06/
2001...
Yeni gelişmeler ve gözden kaçanlar
29/
06/
2001...
FP çizgisi üzerine
06/
07/
2001...
Bir gayb haberi böyle gerçekleşir
|