GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/07/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



DIŞ HABERLER 


Alt kıtada barış rüzgarı

Hindistan ve Pakistan, barışı artık daha güçlü telaffuz ediyor. Keşmir'in gölgesinde yapılacak liderler zirvesinde ticari ilişkilerin ele alınacak olması ise büyük bir umut.

Hint alt kıtasında barış umutlarının yeniden yeşermesine sebep olan Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in Hindistan'a tarihi ziyareti bugün gerçekleşiyor. Hindistan ve Pakistan kamuoyunun önceki zirvelere göre daha fazla umut bağladığı ziyareti tüm dünya da yakından izliyor.

Ana gündemin en önemli maddesi şüphesiz Keşmir. Buna rağmen, artan kamuoyu baskılarıyla küreselleşmenin en önemli unsuru haline gelen ticari işbirliğinin de ağırlıklı olarak gündeme geleceği ve barışın önündeki en önemli engelin panzehiri olabileceği yorumları yapılıyor.

Kamuoyundaki tüm olumlu beklentilere rağmen her iki lider de özellikle Keşmir konusunda taviz verilmesini istemeyen grupların büyük baskısı altında bulunuyor. Aşırı Hindu ve Pakistanlı gruplar Keşmir'siz hiç bir barış anlaşmasını kabul etmeyeceklerini sürekli vurguluyorlar.

Hindistan Başbakanı Atal Bihari Vajpayee, aşırı uçların baskısını hafifletmek için tüm siyasi parti liderleriyle biraraya gelerek onlara Keşmir konusunda taviz verilmeyeceği güvencesi verdi.

Pakistan'da ise ordu üzerinde de etkili olan Cemaat-islami, Müşerref'in Hindistan ziyaretini en çok destekleyen grupların başında gelmesine rağmen Müşerref'in Tüm Parti Hürriyet Kongresi liderleriyle görüşmeyi kesinlikle askıya almamasını istiyor.

Cemaat-i İslami, oynadığı büyük rollerle daha önceki Navaz Şerif ve ikinci Benazir Butto iktidarlarının devrilmesinde büyük rol oynamıştı.

Tüm aykırı seslere rağmen, hem uluslararası baskılar hem de halkın artık barış isteği bu yöndeki umutları daha arttırıyor.

Çin-Tayvan ticaret modeli

İlan edilmemiş bir savaş hali yaşayan iki ülke arasında büyük bir ticaret potansiyeli mevcut. Uzmanlar, Çin ve Tayvanlı işadamlarının karşılıklı ticaretlerini geliştirerek siyasi gerilimi yumuşattıklarına dikkat çekerek, aynı potansiyelin Hindistan ve Pakistan için de mevcut olduğunu belirtiyorlar.

Şüphesiz en büyük şans yıllardır Pakistan üzerinden Hindistan'a ulaştırılacak İran doğalgaz boru hattı projesi. Pakistan yıllardır bu projeye Hindistan'la olan sorunlarından dolayı karşı çıkıyordu. İran bu hattın gerçekleşmesi için iki ülke nezdinde diplomatik girişimlerde bulunurken bu amaçla Hindistan Başbakanı Vajpayee İran'a resmi ziyaret gerçekleştirmişti.

İki ülke arasında resmi ticari anlaşmalar olmamasına rağmen ağırlıklı olarak Singapur ve Dubai gibi üçüncü ülkeler vasıtasıyla yıllık 5 milyar dolarlık bir ticaret gerçekleştiriliyor, ilişkilerin düzelmesi durumunda bu oranın birkaç kat artacağı ifade ediliyor. (Cumali Önal / İstanbul (Zaman)




Agra'daki aşk mabedinde büyülü zirve

Zirvenin yapılacağı Agra kentinde, dünyanın en büyük aşk mabedi olarak bilinen Tac Mahal bulunuyor.

Bir önceki Hindistan Dışişleri Bakanı George Fernandez'in 'Tac Mahal öyle bir yer ki burada barış için uzanan eller boş dönmez.' sözü gerçekleşirse, belki de iki halkın bir hayal olarak gördükleri barış bir adım ötede olacak. 400 yıl önce Babür Türk-Moğol İmparatorluğu'nun en büyük hükümdarı olan Cihanşah'ın eşinin ölümü üzerine ona olan sevgisini ebedileştirdiği Tac Mahal, artık bir 'barış anıtı' da olarak anılmak istiyor. Üstelik bu barış girişimi Cihanşah'ın 'Yeryüzünde bir cennet varsa o da burasıdır, burasıdır, burasıdır' dediği Keşmir için yapılıyor. Hind basını günlerdir Agralıların, Tac Mahal'n inşa edilmesinden beri ne Bill Clinton'ın, ne barış güvercini Lady Diana'nın, ne de Prens Charles'in kenti ziyaretinin kendilerini Müşerref- Vajpayee Zirvesi kadar heyecanlandırmadığını yayınlıyor.




BM ve Keşmir

Keşmir sorunu bir toprak anlaşmazlığı değildir. Bir toprak kapma çabasının ürünü de değildir. O sömürgeci bir güç tarafından işgal edilen topraklar üzerinde yaşayan 12 milyon insanın bağımsızlık ve kendi kaderini belirleme hakkının mücadelesidir.

Bu baskıcı güç, 'güç adalettir' prensibinin Keşmir halkı üzerinde acımasız bir şekilde uygulanmasıdır. BM ve Genel Sekreteri de tüm olup bitenleri kör ve sağır politikası güderek görmezlikten gelmektedir. 50 yıldır bölgede gözlemcileri olmasına ve sürekli olarak gündeminde bulunmasına rağmen BM hiçbir olumlu adım atmamakta direnmektedir.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, bu yılın mart ayında Pakistan ve Hindistan'a gerçekleştirdiği ziyaretlerde de ne kadar aciz ve duyarsız olduğunu gözler önüne sermiştir.

1947 yılındaki bölüşme ilkeleri ortaya konurken Cammu Keşmir halkının seçtiği Keşmir Meclisi'nin aldığı Pakistan'la birlikte olma kararlarına da yer verilmiştir.

Philadelphia deklarasyonu

Bizim ortaya attığımız iddialar tamamen bunlarla sınırlı değildir. Tüm dünyanın da kabul ettiği Amerikan halkının İngiliz yönetimine karşı ayaklanması neticesinde ortaya koydukları ve halkların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi olarak kurallaştırdıkları Philadelphia Deklarasyonu'na dayanmaktadır.

1. Dünya Savaşı sonrası ABD Başkanı Woodrow Wilson bu kuralı tüm dünyaya da duyurmuştur. Keşmir'in durumu da tüm prensiplerle birebir uyuşmaktadır. BM'nin 13 Ağustos 1948, 5 Ocak 1951 ve 24 Ocak 1957 yıllarındaki kararlarında Keşmir'e plebisit hakkı tanınmıştır. Fakat BM Genel Sekreteri bugünkü tüm kuruluşları yok sayabilecek bir ifadeyle Keşmir konusunda daha önce alınan kararların zaman aşımına uğradığını ve Doğu Timor ile Irak'a uygulanan 7. maddenin Keşmir'de yürürlüğe konmasının mümkün olmadığını ancak Hindistan ve Pakistan'ın birlikte kabul edecekleri bir hükmü onaylayabileceklerini ileri sürmektedir.

Bu ifade uluslararası kanunların, Cenevre Kongresi'nin, uluslararası sözleşmelerin de belli bir süreyle sınırlandırılması anlamına gelmektedir ki, böyle bir anlaşma, sözleşme veya gelenek uluslararası literatürde bulunmuyor.

Keşmir BM'de öksüz kaldı

1557'de Macau'yu işgal eden Portekiz, 4,5 yüzyıl boyunca elinde tuttuğu bu yeri yaptığı anlaşma ile 1999 yılında Çin'e devretmiştir. İki ülke bu süre boyunca Macau'nun Portekiz'de kalması için sürekli olarak süre uzatmışlardır ancak 1557'de yapılan anlaşmanın hükmünü ortadan kaldırmamışlardır.

1967 Arap-İsrail savaşı sonrası yürürlüğe konan 242 Sayılı BM kararı zaman aşımına uğradı mı? 1713 Utrecht Anlaşması ile Cebelitarık İspanya'dan İngiltere'nin yönetimine geçti. Zaman aşımından veya İspanya'nın taleplerinden dolayı bu anlaşmanın hükmü ortadan kalktı mı? 1898'de Hong Kong'u Çin'den 99 yıllığına kiralayan İngiltere bu aktini zaman aşımından dolayı bozmaya çalıştı mı? Annan'ın dayanak noktasını oluşturan Doğu Timor konusunda da 25 yıl geçtikten sonra BM kararları yürürlüğe konmuştur.

Keşmir'in self determinasyon hakkı ABD, Hindistan ve Pakistan'ın imza koydukları BM Genel Kurulu'nun 1970 ve 1974 kararlarıyla da garanti altına alınmıştır. Bu iki kararda da self determinasyon hakkı ve bunun sağlanması için güç kullanmak ilk başta sayılmıştır. Maalesef BM kararlarının güçlünün yanında olduğu bugün Irak ve Doğu Timor'daki uygulamalarla ortaya çıkmıştır. Irak'a uygulanan ambargo ve Doğu Timor'un Endonezya'dan koparılması BM kararlarına dayandırılırken, Keşmir'deki durum görmezlikten gelinmektedir. ( Prof. Hurşid Ahmed / Pakistan Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Başkanı ve eski Senatör)




Pervez Müşerref doğduğu topraklarda

Pervez Müşerref'i Hindistanlılar nezdinde diğer Pakistanlı liderlere göre farklı kılan ve bu yüzden de büyük sempati toplayan bir özelliği var: Hindistan'dan göçmüş bir ailenin çocuğu olması.

Delhi kenti yakınlarındaki Daryaganj'da doğan Müşerref'in çocukluğu da bu kentte geçmişti.

Ziyarete büyük bir önem veren Daryaganj halkı aylar öncesinden hazırlık yaparak şehir merkezinden Müşerref'in doğduğu kente kadar uzayan bir kemer yaptılar. Müşerref'in kenti ziyareti sırasında bu kemerin açılışını yapması da bekleniyor.

Müşerref'in ailesi Hindistan'ın 1947 yılında bölünmesinden önce bölgede yaşıyordu. Müşerref'in ailesi Hindistan'ın bölünmesine en sert karşı çıkanlardandı ve Hindistan'dan ayrılmış bir Pakistan'ın uzun süre ayakta kalmasının zor olduğunu savunuyorlardı.

Müşerref gezisi sırasında Rajastan eyaletindeki Ajmer kentinde bulunan sufi dergahını da ziyaret edecek. Khwaja Muinuddin Chisti, Hint alt kıtasının dini lideri olarak biliniyor. Dergah ilk kez bir Pakistanlı lideri davet ediyor. Dergahtan yapılan açıklamada Müşerref'in ziyaretini çok önemsedikleri ve artık barış için sabırsızlandıkları ifade edildi.

Müşerref'in gündemi

Bugün Yeni Delhi'ye gidecek olan Müşerref, Hindistan Devlet Başkanı K. R. Narayanan tarafından karşılanacak. Hindistan İçişleri, Dışişleri bakanları ve ana muhalefetteki Kongre Partisi liderleriyle görüşecek olan Müşerref, doğduğu kent olan Daryaganj ve ardından da 13. yüzyılda yaşamış önde gelen sufilerden Hazrat Nizamuddin'in türbesini ziyaret edecek.

Pakistan'ın Hindistan'daki büyükelçiliği konumundaki Pakistan Yüksek Komisyonu'nda Keşmir'in önde gelen bağımsızlık yanlısı gruplarından Tüm Parti Hürriyet Kongre'si liderleriyle görüşmesi beklenen Cumhurbaşkanı Müşerref yarın da Başbakan Vajpayee ile tarihi zirveyi gerçekleştireceği Agra kentine geçecek.




Beyaz Saray, Pakistan stratejisini değiştiriyor mu?

54 yıldır Hindistan'a karşı Pakistan'ı stratejik ortak olarak gören ABD'de bu politikanın artık değişmesi gerektiği fikrinin yaygınlaşması Pakistan'ı Hindistan karşısında daha da güçsüzleştiriyor.

Özellikle politikacılar arasında izlenen bu stratejinin ABD'ye ne kazandırdığı sorulurken, geçtiğimiz günlerde Reuters'e demeç veren ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, Pakistan'la sürdürülen 50 yıllık ittifakın göreceli yanlış olduğunu ifade ederek, yönetimin bu konuda yeni stratejiler geliştirebileceğinin de sinyalini verdi. Tüm dünyada olduğu gibi bölgede de karmaşık bir strateji izleyen ABD, yıllardır Hindistan'a karşı Pakistan'a açıkça destek verirken, Çin'e karşı da Hindistan'ın yanında yer alıyor.




Düşmanlık bile abartılmış

İki ülke de test ettikleri Ghauri ve Prithivi füzeleriyle dünyanın sayılı nükleer gücü haline geldiler.

Pakistan füzesine 12. yüzyılda Hindistan'ı fetheden Şahabuddin Ghauri'ye istinaden Ghauri ismini koyarken, Hindistan'ın Prithivi füzesinin ismi de Ghauri'ye yenilen Prithivi Raj Chauhan'dan geliyor. Hatta son 50 yılda iki ülkede de okul kitapları o kadar fazla değiştirildi ki, her iki ülkenin tarihi aynı olmasına rağmen farklı iki tarih ortaya çıkmış.




Bir milyona yakın insan öldü

Uzun bir süre İngiliz sömürgesi altında can çekişen Hind alt kıtasının 1947 yılında gelişigüzel çizilen sınırlarla Pakistan ve Hindistan olarak ikiye ayrılmasından sonra tarihin şahit olduğu en büyük insan göçü yaşandı.

Yaklaşık bir milyon kişi de hayatını kaybetti. Günümüze kadar süren savaş hali neticesinde tarihten beri birlikte yaşayan iki halk arasında izleri kolay kolay silinmeyecek büyük bir nefret ve şüphenin izleri kaldı.




Restleşme

Endonezya'da Halk Danışma Meclisi Başkanı Amien Rais, Devlet Başkanı Abdurrahman Vahid'in olağanüstü hal ilan etmesi durumunda, bundan 1 gün sonra meclisin, kendisi hakkındaki azil süreci için toplanacağını söyledi.

Haber sitesi Kompas.com'un haberine göre Rais, "Devlet Başkanı Abdurrahman Vahid'in olağanüstü hal ilan etmesi ya da parlamentoyu dağıtması halinde, bunun ertesi günü azil süreci için toplanacağız." dedi. Öte yandan diğer bir haber sitesi Detik.com'un bildirdiğine göre Vahid, 20 Temmuz'da TSİ 14.00'de olağanüstü hal ilan edeceğini açıkladı. Endonezya Parlamentosu daha önce, Vahid'i azletme yetkisine sahip Halk Danışma Meclisi'nin 1 Ağustos'ta toplanması kararı almıştı. Cakarta




Ateşkese veda

Ortadoğu'da kör topal devam eden ateşkes, İsrail'in misilleme eylemleriyle sona ererken, şimdi gündemde işgal senaryoları var.

İsrail ile Filistin arasında bir süredir devam eden yarı ateşkes dönemi, 2 gündür yaşanan şiddetli çatışmalarla sona erdi. İsrail Ordusu önceki akşam ve dün sabah, yaklaşık 1 aydır izlediği misilleme saldırıları yapmama politikasını bırakarak, Yahudi yerleşimcilere Filistinlilerce yapılan saldırılara misilleme olarak Filistin Yönetimi altındaki topraklarda sert askeri operasyonlar düzenledi.

İsrail'in bir haftadır, Doğu Kudüs, Gazze ve Nablus'ta Filistinlilere ait onlarca evi buldozerlerle yıkması çatışmalara neden olarak, bölgedeki tansiyonu artırmıştı.

İsrail basınında yer alan yorumlara göre, İtalya'dan "Saldırılara anında cevap verilecek. Şiddetin tırmanması halinde kabine tarafından hazırlanan operasyon planı yürürlüğe konacak." açıklamasını yapan İsrail Başbakanı Şaron, bundan böyle bir süre bir tür orta yol politikası izlemeyi amaçlıyor. Yeni politika, sağ kesimin büyük tepkisine neden olan "soğukkanlılık politikası" ile sol kesimin ve uluslararası kamuoyunun endişe belirttiği "Filistin Yönetimi'ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırı yapılması" arasında bir çizgi takip edecek.

İşgal planları

Şaron, Filistin saldırılarına sert misillemelerle cevap vererek sağ kesimi biraz olsun yatıştırırken, bu kesimin özlemle beklediği Filistin Yönetimi'ni ve Lideri Yaser Arafat'ı hedef alan büyük bir saldırıya ise girişmeyerek, sol kesimin ve uluslararası kamuoyunun baskılarının daha da artmasını engelleyecek.

Ariel Şaron, ancak Tel Aviv'deki diskotek saldırısı gibi çok fazla can kaybına neden olan bir saldırı halinde, Filistin Yönetimi'ni ve Yaser Arafat'ı hedef almayan; fakat Filistin Yönetimi altındaki toprakların birkaç günlük işgalini öngören bir askeri planı yürürlüğe koyacak.

Bu çerçevede, İngiltere'de yayınlanan Foreign Report'ta yer alan muhtemel saldırı planındaki kadar ileriye gidilmeyecek. Dışişleri Bakanı Şimon Peres'in böyle bir planın varlığını açıkça yalanlamasına karşın, Filistinlilerin her an Şaron'un söz konusu planın uygulanması için emir vermesini bekledikleri ve böyle bir saldırı ile başa çıkmak için yapılacakları içeren bir karşı plan hazırladıkları belirtiliyor.

Yediot Ahronot gazetesi, Arafat'ın lideri olduğu El Fetih Örgütü ve Hamas tarafından hazırlanan karşı planın bir süre önce bu örgütlerin özel bildirilerinde yayınlandığını yazdı.

Diken tarlaları

Gazeteye göre, bildiride kod adının "Diken Tarlaları" olduğu belirtilen İsrail'in saldırı planının birkaç gün içerisinde gerçekleşebileceği belirtilerek, savaşmaya hazır olunması çağrısı yapılıyor. İsrail'in uzun süre Filistin topraklarını yeniden işgalini sürdüreceği tespiti çerçevesinde savunma, tıbbî önlemler ve yiyecek stoku konusunda yapılacaklar ayrıntılarıyla sıralanarak, bütün koordinasyonun Filistin Yönetimi tarafından sağlanacağı belirtiliyor.

Hamas üyelerine, uzmanların yardımıyla binlerce molotofkokteyli hazırlamaları, bunları el bombaları ve diğer patlayıcılarla birlikte önemli hedeflere yerleştirmeleri ve gerektiğinde intihar saldırılarına hazır olmaları çağrısı yapılıyor. Tel Aviv




Şiddet sarmalı

İsrail ordusu, gece yarısı El-Halil kentinde Filistin kontrolü altında bulunan bir bölgeye girerek, iki güvenlik karakolunu imha etti ve kentteki bazı bölgelere düzenlediği bombardıman sonucunda 17 Filistinliyi yaraladı.

El-Halil'de önceki akşam çıkan çatışmalarda 1 İsraillinin öldüğü, 3 Filistinli ile 1 İsraillinin yaralandığı bildirildi. Gazze Şeridi'nde ise bir Filistinli öldürüldü.




Klerides'in kuşkuları

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides, Rum Kesimi'nin AB üyeliği konusunda, 'tehdit' olarak nitelediği Türkiye'nin uyarılarının ne kadar gerçekleşeceği konusunda kuşkuları olduğunu söyledi.

Klerides, bu kuşkusuna rağmen, uyarıların dikkate alındığını ve gerekenin yapıldığını belirtti. Klerides, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, "Rum Kesimi'nin AB üyeliği durumunda Türkiye'nin tepkilerinin sınırsız olacağı" yolundaki açıklamasını yorumlarken, "Ankara'nın Kıbrıs'ta sıcak bir çatışmaya girmesinin, Avrupa'dan atılması demek olacağını" iddia etti.

Bu arada, Kıbrıs Rum yönetiminin, Türk tarafını suçlamak için yıllarca propaganda malzemesi olarak kullandığı 'kayıplar' politikası geri tepti. 'Kayıp' yakını Rumlar, insan hakları ayaklar altına alındığı gerekçesiyle Rum yetkililer aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) milyonlarca sterlinlik tazminat davaları açtı.

Öte yandan, Kıbrıs'taki İngiliz üs makamlarının Ağrotor bölgesine dikmek istediği ve dünyanın en yüksek anteni olacağı bildirilen haberleşme anteni konusunda Rum makamları ile İngiliz makamları arasındaki sürtüşme devam ediyor. Rum meclis genel kurulu, oybirliğiyle aldığı bir kararla, İngiliz hükümetine, antenle ilgili her davranışta Rum yönetiminden önceden onay alması çağrısında bulundu. Antenin çevreye vereceği zararı sergilemeye çalışan Rumlar, esas kaygılarının Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) haberleşmesinin izlenmesi olduğunu da açığa vurdular. Lefkoşa




Üsküp umutlu

Makedonya Savunma Bakanı Vlado Buckovski, Arnavut gerillalarla Makedon güçleri arasında yarından önce ateşkese varılabileceğini ve NATO'nun Arnavut gerillaların silahsızlandırılmasını denetleme operasyonunun 10 gün içinde başlayabileceğini söyledi.

Buckovski, bölgedeki NATO yetkilileriyle bir araya geldikten sonra düzenlediği basın toplantısında, ateşkesin 'pazar gününden önce' kesinlik kazanabileceğini belirtti. Buckovski, Cumhurbaşkanı Boris Traykovski'nin 'barış planı' uyarınca bir af ilan edilebileceğini de sözlerine ekledi. Üsküp



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.