Güven bunalımı
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'ndan beklediğimiz 3,2 milyar doların önü açılmasına rağmen ekonomide rahatlama olmuyor. Telekom direnişinden dolayı 20 milyar dolar kaybetmiştik; ama dış kaynağın piyasalara psikolojik anlamda olumlu yansımasını bekliyorduk.
Olmadı, olmuyor, çark dönmüyor. Dolar düşmüyor, borsa toparlanamıyor. Çünkü piyasalar güven duymuyor. Siyasete duyulan güven bunalımı derinleşiyor. Esas sorun para değil, güven duygusunun kaybolması.
Sokaktaki perişanlık, bedbinlik, karamsarlık ve umutsuzluk giderilemiyor. Tam bir güvensizlik hali.
Siyaset mekanizması kilitlenmeyi çözemiyor; güveni tesis edici adımlar atamıyor. Spekülasyonları, dedikoduları önleyemiyor. Türkiye kötü yönetiliyor.
Öteden beri insanlarımızın birbirine olan güveninin zayıf olduğu bilinir. 1990'da yapılan bir araştırmada "çoğu insana güvenirim" diyenler yüzde 10 iken, 1997'de bu oran 6,5'e gerilemiş. Bugün yapılacak bir araştırma çok daha acıklı sonuçlar ortaya koyabilir.
Kırk ülke arasında Türkiye, Brezilya'dan sonra insanların birbirine en az güvendiği ülke. Toplumsal mutsuzluğun zirvesindeki Rusya'dan bile geride olmamız ilginç.
Toplumları yüksek güvenli ve düşük güvenli olarak ikiye ayıran siyaset bilimci Fukuyama, ekonomik refahın oluşturulmasında bunun doğrudan etken olduğunun altını çiziyor.
Rahmetli Turgut Özal, iktidardaki 8 yılında yüksek bir güven duygusu aşılamıştı topluma. Değişim ve dönüşümü temsil eden siyaset kadrosuyla ANAP'ı kurmuştu.
ANAP bugün o çizgiden çok uzak. Özal'lı yılların kazanımları, ANAP'ın da iktidarda olduğu yıllarda bir bir gitti. O yılları yaşamasak belki zorumuza gitmeyebilirdi.
ANAP Genel Başkan Mesut Yılmaz, İstanbul'daki konuşmasında, "Eski komünist ülkelerin 10 yılda kat ettiği mesafe bizim 200 yılda kat ettiğimizden daha fazladır." demiş.
Demirperde ülkelerinin gerisine düşmek ne kadar acı! Dünün sefalet içindeki ülkeleri bugün özelleştirmelerini tamamladılar; bizim çok önümüzde Avrupa Birliği'ne aday ülke statüsüne geldiler. Bunda rolü olanların yarın topluma ve tarihe nasıl hesap vereceklerini merak ediyorum.
Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Orhan Arslan, Balkan Savaşı öncesindeki gibi bir aşağılanma ve istiskal yaşandığını söylüyor. Arslan, "İttihat Teraki hakimdi; ama hukuk düzeni yoktu. Osmanlı'nın çöküşü hızlandı." diyor.
Orhan Arslan, soğuk savaş döneminde gittiği Polonya'da, bir lise öğretmeninin 18 dolar maaş aldığını; beraber yemek yerken kendisinin 20 dolar bahşiş vermesinin şaşkınlık uyandırdığını hatırlatıyor.
1988-89 yıllarında Bulgaristan cehenneminden Türkiye cennetine 900 bin kişi sığınmıştı. Ya bugün? Tam tersi bir akış söz konusu. Gelenlerin pek çoğu geri döndü. Hem de oy ve serbest dolaşım hakkını alarak.
Başta Amerika olmak üzere nereye olursa olsun insanların kaçarcasına ülkeyi terk etmesi çaresizliğin ve belirsizliğin bir göstergesi.
Türkiye üzerinde hesabı olanların ülkemizi batırmayacaklarını; jeostratejik konumumuz gereği bizi bize bırakmayacaklarını düşünüyoruz.
Ama anlaşılan sürekli zikzak yapan siyaset esnafı, sadece içeridekilere değil dışarıya da güven vermiyor. Taahhütler yerine getirilmeden paranın ucu gösterilmiyor. Krizin periyodu kısaldı, şiddeti arttı. Toplumsal travmanın ayak sesleri duyuluyor. Gidişat hayra alamet değil.
i.karayegen@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
12/
05/
2001...
Dosyalar siyasete yön verecek
19/
05/
2001...
CASA uçakları kimin tercihi?
26/
05/
2001...
Küreselleşme ve yeni siyaset
02/
06/
2001...
Tehlikeli oyun
09/
06/
2001...
Keçeciler: ANAP zararlı çıkar
16/
06/
2001...
Miras'ın istifasının önemi
23/
06/
2001...
Erbakan çizgisine veto
30/
06/
2001...
FP'de iki partiye doğru
01/
07/
2001...
Baykal: Değişiyoruz, dönüşüyoruz
07/
07/
2001...
İki parti gerçeği
|