İşe bak!
Şu elinde tuttuğun yaprak yetiyor her şeyi anlatmaya. Ama yine de, “gazoz kapağı”nı okumaya devam ediyorsan, o yaprağı sonsuza kadar tutabilirsin elinde.
Gökyüzüne bakacak olsan, yıldızları göremezsin. Oysa bir şehirde yıldızsız da edemezsin sen. Fakat bilmek neyi değiştirir ki, benim burada zorlandığımı, en parlağını seçerken...
Bu şehirde sevebileceğin üç kuş var senin: Biri martı, biri güvercin. Kumru bir diğeri. Bense dağdaki onca kuş arasından parmaklarına konan üçünü söyleyebilirim: Keklik, üveyik ve sülün.
Her sabah, uyanıp da suladığın üç balkon çiçeğine gülümsersin sen. Gülümsemek ki, artık o kadar olur. Yüzün biraz sardunya, biraz çan çiçeği, biraz da kasımpatı olur. Oysa sana doğru büyüyen bir sürü çiçek görüyorum burada ben. Papatya, ıtır, dağ menekşesi, kuzu kulağı, yıldızçiçeği, fesleğen, kardelen...
Senin sevdiğin üç meyve var: Ayva, kiraz, nar. Üç meyve de ben sayayım sana: Nar, kiraz, ayva.
Oyun denince bildiğin iki şey; atari ve kızma birader. Ama kızıyorum işte. Topaç, seksek, mendil kapmaca ve birdirbiri bilmiyorsun diye sen.
Senin en sevdiğin renk mavi, gök bilgisi yani. Buna canım yeşili de ekle istersen, çimen bilgisini. Bir de gökkuşağı var. O da, hayat bilgisi.
İşe bak! Sana bunları yazıyorum ya, burada olmadığını unutmuşum birden. Senin o yaprağı elinde niçin tuttuğunu unuttuğun gibi sonradan.
|