Liselerde Osmanlıca dersi okutulmalı mı? Eski bir tartışma(4)
Liselerde Osmanlıca dersi okutulmalı mı, sorusunun ortaya çıkardığı tartışmalar, bir kısım okur–yazarımızın dünyaya bakışındaki akılalmaz sığlığı olanca açıklığıyla sergilemesi bakımından da, bir nevi turnusol kağıdı işlevi görmüş; deyiş yerindeyse, takke düşmüş, kel görünmüştü!
‘Tek Sesli Cumhuriyet Korosu’nun Melih Cevdet Anday’ı, Rauf Mutluay’ı, Vehbi Belgil’i kimi tiz kimi pes perdeden, Osmanlıcanın liselerde okutulması düşüncesini savunma ihtiyatsızlığını göstermiş olan bu satırların yazarını, daha önceki yazılarımda özetlediğim ‘bir şiddet ü tasmim’ ile karalamaya kalkışmışlar; ama gereken cevabı da almışlardı. Okurlarım hatırlayacaklardır; iddialar, incir çekirdeğini doldurmuyordu ve bu iddialardan biri de, eski yazıyı öğrenmenin ‘zor’ olduğuydu!
Prof. Dr. Metin Kunt, ‘Politika’ gazetesinde yayımlanan 27 Mayıs 1976 tarihli yazısında, bu iddiaya cevap verdi. ‘Eski yazıyı öğrenmek’ diyordu Metin Kunt, ‘gözümüzün korkutulduğu kadar zor değil ya, gene de gerekli mi?’ Kunt, şöyle devam ediyordu yazısına: ‘Kimi çıkıyor, eski kültürümüzden kalma ve hâlâ değeri olan yazılar, zaten yeni harflerle yayınlanıyor diyerek işi kesip atıyor. Eski harflerin yeni harflere çoğu zaman yalan yanlış çevrildiği bir gerçek. Üstelik, yeni harflere çevrilen Osmanlı eserleri binde bir midir, on binde bir midir, orasını tahmin etmek bile istemiyorum. Acaba, kütüphanelerimizde bilinmeyen kıymetli eserler var mı? Bilmiyoruz ki! Okuyamıyoruz ki! Biliyor musunuz, Başbakanlık Arşivi’nde milyonlarca belgenin yıllardır değil kataloğu, kataloğunu hazırlayabilmek için gereken ön ayrımı yapılıyor ve bu gidişle daha yıllarca yapılacak. Kim bu durumda tarihimizi hakkıyla bildiğimizi öne sürebilir?
Orta ve yüksek eğitim öğrencilerinden eski edebiyata, tarihe meraklı olan azmış. Acaba öyle mi? (Eğer) Öyle ise, eğitim sistemimizin sağlıklı olmadığını göstermez mi bu? Üstelik, neden öyle acaba? Öğrencilerin eline ‘eski’ edebiyatı, tarihi okutabilecek araçlar verilmediğinden olmasın? (‘Eski’ dediğimiz de, 50–60 yıl öncesine kadar geliyor.) Neden öğrencilerimiz edebiyatımıza ve tarihimize merak göstermesinler, neden yeni harflere çevrilen bir avuç örnekle yetinsinler, neden canları isterse eski harflerle yazılmış kitapları okuyamasınlar?’ Metin Kunt, bundan sonra şu canalıcı soruyu soruyor ve cevaplıyordu: ‘Yoksa, eski yazı öğrenmekle, Cumhuriyet düzeninin batacağından mı korkuluyor? Bunu düşünmek bile gülünç geliyor insana...’
Metin Kunt, şöyle devam ediyordu yazısına:
‘Gerçi üniversitelerimizde, belirli bölümlerde eski yazı öğretilmekte; ama Türk toplumunun nereden gelip nereye gittiğini daha sağlıklı bir şekilde tartışabilmek ve saptayabilmek istiyorsak, amacımız çok daha yüksek sayıda öğrencinin geçmiş kültürümüzle doğrudan doğruya ilişkisini sağlamak olmalı. Bu amaç için de lise programındaki eski yazı (‘Osmanlı’ca) öğrencilerin seçerek okuyabileceği bir ders olarak yer almalı. Orta öğretimde, Arapça ve Farsça öğretiminin aksine, Osmanlıca öğretimini gerçekleştirmenin hiç de zor olmayacağına ve çok daha büyük yararlar sağlayacağına inanıyorum.’
Metin Kunt’un görüşleri böyle. Söylemesi bile fazla belki: Kunt’un bu görüşlerine, bundan 25 yıl önce ne kadar yürekten katıldı isem, bugün de o kadar yürekten katılıyorum.
‘Ceviz Sandıktaki Anılar’ kitabımda da belirtmiştim; bir defa daha yazayım: Türkiye’de eğitim sisteminin düzeltilmesinde işe, liselerden başlamak gerekir. Bu ülkede eğitim her düzeyde çöküntüye uğramışsa, bunun temel nedeni, lise eğitiminin giderek çöküntüye uğramasıdır. Bütün büyük ‘Batılı’ ülkelerde, eğitimin temelkoyucu birimi, lise’dir. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin, Türkiye’de milli eğitim sisteminin ‘yeniden yapılandırılması’ ile bir ilişkisi olmadığını ve siyasal bir amaç öngörülerek gerçekleştirildiğini bilmeyen mi var?
Uzun sözün kısası, Türkiye’de son derece radikal bir eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Bunun için de hem lise müfredat programları yeniden gözden geçirilmeli, hem de (ki, asıl önemlisi budur!) lise öğretmeninin yetiştirilmesine özen gösterilmelidir. ‘Ceviz Sandıktaki Anılar’da yazmıştım: Benim lisede okuduğum 1950–1954 yıllarının lise öğretmenleri düzeyindeki hocaları, bugünün üniversite hocaları arasında bile bulmak pek mümkün değildir. Edebiyat öğretmeni, doğru dürüst Osmanlıca bilmezken, kim kime neyi öğretecek Allahaşkına!
Türk milli eğitiminin lise eğitimi bağlamında, eskiden olduğu gibi ‘edebiyat’ ve ‘fen’ bölümleri kurulmasına şiddetle ihtiyaç olduğu kanısındayım. Lise eğitimi dört yıla çıkarılmalı (biz, liseyi dört yıl okuduktu!); ‘edebiyat’ bölümlerinde ‘tarih, edebiyat ve felsefe’ derslerine ağırlık verilmelidir. Edebiyat bölümlerinde bir Batılı dille birlikte Osmanlıca zorunlu olarak okutulmalıdır.
Hamiş: ‘Liselerde Osmanlıca eğitimi’ konusunda, okurlarımdan çok sayıda e–mail aldım. İlgi ve desteklerine yürekten teşekkür ederim. (H.Y.)
h.yavuz@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
11/
05/
2001...
Maske üzerine bir deneme
18/
05/
2001...
Osmanlı Münevverleri ve Cumhuriyet Aydınları üzerine bir 'Soykütüğü' denemesi
25/
05/
2001...
İslamcı aydınların soykütüğü
01/
06/
2001...
Anti-Oryantalist bir soykütüğü
08/
06/
2001...
İki 'Kara Güneş': Melankoli ve tasavvuf
15/
06/
2001...
İki ‘Ayna’: Kimlik ve Oyun (1)
22/
06/
2001...
İki ‘Ayna’: Kimlik ve Oyun (2)
29/
06/
2001...
Liselerde Osmanlıca Dersleri Okutulmalı mı?: Eski Bir Tartışma (1)
06/
07/
2001...
Liselerde Osmanlıca dersi okutulmalı mı?: Eski bir tartışma (2)
13/
07/
2001...
Liselerde Osmanlıca dersi okutulmalı mı? Eski bir tartışma(3)
|