Kaderin hükmü ve modern sosyoloji
Tarihi ve hadiseleri yorumlayan sosyologların, bilhassa tarih sosyologlarının düştükleri çok önemli bir hata veya gözden kaçırdıkları oldukça mühim bir husus vardır:
Tarihe ve hadiselere âdeta öznesiz bakmak. Yani, onlar için önemli olan bizatihî hadiselerdir ve onları öyle yorumlarlar ki, sanki tarih ve hadiseler bizatihî birer öznedir; sanki hadiseler kendi kendine olmakta ve tarihi şekillendirmekte, hattâ insanı da yönlendirmektedir. Bu şekilde sosyologlar ve tarih sosyologları, hadiselerin içinde kaybolur; onların içinde yatay analizler geliştirir; içlerinde biraz daha basiretli olanları ise, hadiselerden kalkarak tarih için küllî kanunlar vaz etmeye çalışır; fakat çok defa bunda da yanılırlar. Son asırlarda bilimi ısrarla dinden kopuk olarak ele alan ve onu 'ne?'likten 'kim?'liğe çıkarıp, ona bizatihî öznelik veren bilimcilerle, tarihe ve hadiselere 'kim'lik giydiren sosyologların bu noktada birbirlerinden farkı yoktur.
Gerçi, bilimin kendine ait kanunları vardır; fakat bu kanunlar bilim tarafından konan değil, bilimden bağımsız olarak var olup, bilim adamlarınca keşfedilen kanunlardır. Onları koyan, onların gerisinde icraatta bulunan, onları icraatına perde yapan bir fail, bir özne vardır. Bu kanunların bu asıl özneden bağımsız ele alınması, hattâ öznenin inkâr edilmesi, bilimi neticede, bilim adamlarının ve onu kullanan, ondan faydalanan güç ve sermaye çevrelerinin keyiflerince istismar ettiği bir ideoloji haline getirmiştir. Bunun gibi, hadiselerle, onların görünürdeki, ilk plandaki faili insan arasında şüphesiz karşılıklı ve birbirini etkileyen bir münasebet vardır. Yani, ağızdan çıkan söz gibi, hadiseler de kendilerine göre bir ortam, bir atmosfer meydana getirir ve insan, bu hadiselerin faili olmakla birlikte, hiç kuşkusuz onların tesirinde kalır. Fakat bu, tarih ve hadiseleri özne konumuna çıkarmayı gerektirmez. Ne var ki, onları incelemeyi meslek edinmiş bulunan sosyologlar için, artık hadiseler birer özne halini almakta ve onlar için öngörülen kanunlar da, yine bir ideolojinin temel unsurları olma konumuna yükselmektedir.
Oysa, hiçbir hadise insandan bağımsız değildir. Tarihin görünürdeki ve ilk plandaki yapıcısı insandır; dolayısıyla hadiseleri ve tarihi şekillendiren insanın iradesi, temayülleri, arzuları, kısaca, insan ve niyetidir. İnsan, bizatihî hadiselerin faili olduğu gibi, onun niyeti de, hadiseleri âdeta canlı, manâlı, değerli veya değersiz kılan en önemli bir faktördür. Dolayısıyla hadiseler, arkalarındaki failler ve onların niyeti nazara alınmadan yorumlanamaz.
Tarihin ve hadiselerin arkasında bir de asıl fâil vardır ki, modern sosyolog ve tarih sosyologları, O'nu hiçbir zaman gündemlerine ve değerlendirmelerine almamaktadırlar. Oysa, bu asıl fâil, yani Allah, dilemedikçe kimse bir şey dileyemez; O izin vermedikçe kimse bir şey yapamaz. O'nun, (tabiî!) hadiselerin, fenomenlerin üzerinde mutlak ve şartsız hakimiyeti söz konusu olduğu gibi, beşer irade ve gücüne terettüp eden bütün hadiselerde de yine mutlak hakimiyeti vardır. Fakat, kapsamında beşer iradesi ve fiilinin, beşerin fail oluşunun bulunduğu bu mutlak hakimiyet, şu birkaç noktayla açıklanabilir:
İnsana, dileme ve yapma gücünü veren O'dur. O, insanî sahada, onun iradesini Kendi iradesi kapsamına aldığı için, insan iradesini onun fiillerini yaratmada bir sebep olarak kullanır. İnsan, fiillerinin faili olmakla birlikte, bütün bu fiilleri yaratan yine Allah'tır.
İnsanın bütün fiilleri, niyetleri için sebep ve sonuçları tayin eden, yani hangi niyet ve hangi niyete dayalı hangi davranışın hangi neticeyi doğuracağını mutlak manâda tespit buyuran O'dur. İnsan, bu noktada O nun mutlak hakimiyetinin katiyen dışına çıkamaz. (Tabiî!) hadiselerde olduğu gibi, beşerî sahadaki hadiselerde de her türlü sebep–sonuç münasebetini düzenleyen O'dur. Dolayısıyla, bütün tarih ve hadiselere yine kader hakim olup, kaderin hükmü dışına çıkılamaz ve önemli olan bu hükmü bilmek ve kavramaktır. Modern sosyologların tamamen yabancı olduğu nokta bilhassa burası olduğundan, onların yorumlarına itibar etmemekle, sanırım fazla bir şey kaybetmiş olmayız.
ali.unal@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
18/
05/
2001...
Cebrî lütuflar
25/
05/
2001...
Tarihî çelişki!
01/
06/
2001...
Çelişkinin devamı
08/
06/
2001...
Tükenmişlik mi?
15/
06/
2001...
Kur'an ve din kardeşliği
22/
06/
2001...
Yeni gelişmeler ve gözden kaçanlar
29/
06/
2001...
FP çizgisi üzerine
06/
07/
2001...
Bir gayb haberi böyle gerçekleşir
13/
07/
2001...
Birtakım objektif gerçekler
20/
07/
2001...
Jinsa ve islam
|