Yeni inek teorisinin iflası
Boğalardan hareketle erkekler hakkında bir hüküm vermek mümkün mü? Öyleyse bütün kadınlar inek; bütün erkekler de boğa mıdır? Bazıları Çabuk Bıkar'da irdelenen
sorulardan sadece birkaçı...
İnsanlık tarihi kadar eski bir soruyla karşı karşıyayız: "Erkekler neden çabuk bıkar?" Bu soruyu soran, bir kadınsa ve henüz yaşadığı bir ayrılığın şokunu üzerinden de atamamışsa; kendisinden beklenen davranış kalıbı, kabuğuna çekilmek, bir sonraki aşka kadar aşırı feminist (!?) bir bakış açısıyla tüm erkekleri biraz da şüpheyle süzmek olabilir.
Ancak, Some One Like You/Bazıları Çabuk Bıkar'ın kadın kahramanı Jane Goodale (Asley Judd) bu kalıpların tamamen dışında bir bilimsel yol tutuyor. Ve 'Yeni İnek Teorisi' diye bir teorinin araştırması yolunda soluğu bir inek yetiştirme çiftliğinde alıyor. Damızlık boğaların her bir inekle bir kez çiftleşmesinden aldığı ilhamla, bu kanaatini erkeklere de teşmil eden Jane, bir dergide müstear isim ve resimle yazdığı yazılarla 'yeni inek' teorisinin ispatına girişirken, azımsanmayacak bir popülaritenin de sahibi olur.
Sizce, erkekleri anlamak için boğalardan yola çıkılabilir mi? NewYork'ta yaşayan ve başarılı bir Tv programının ekibinde yer alan Jane için bu çıkarım başlangıçta biraz tereddütler içerse de, sonraları yaygın bir okur kitlesinin ilgisine mazhar olmasıyla gelişen süreçte, makul bir teori haline geliyor. Ve bu yazıların yaşlı yazarı merak konusu olmaya başlıyor. Jane'in programı dahil, bütün Tv programları 'yeni inek teorisi'nin mucidi yaşlı kadın yazarın peşine düşüyor. Ancak bir şey var ki, hayat, hiçbir zaman kuramlarla ya da teorilerle sabitlenebilecek bir durgunluğa sahip değil. Jane de bu gerçeği, yaşayarak öğreniyor. Özellikle eniştesinin ablasına duyduğu sevgi, aslında 'yeni inek teorisi'nin de iflası anlamına geliyor.
Teorinin iflası
Aynı şirkette çalışan arkadaşı Ray Brown'dan aynı evi paylaşacakken ayrılan ve evsiz kalan Jane, yine aynı şirkette çalışan başına buyruk Eddie'nin evine misafir olur. Jane, aynı zamanda gözlemlerini de sürdürmeye devam eder. Eddie'nin her geçen gün teorisini güçlendirdiğini düşünen Jane, yazılarına biraz daha cesaretle asılırken, Eddie'nin ve eniştesinin ve hatta kendisini son anda terk eden Ray'in davranışlarındaki değişiklikler sayesinde, teorisinin iflas ettiğini düşünmeye başlar. Evet, boğalar her ne kadar yeni inek arayışında olsa da, eski ineklere sadık kalmaktadırlar. Bu sadakatteki sevgiyi keşfeder Jane...
Laura Zigman'ın Animal Husbandry adlı romanından Elizabeth Chandler tarafından sinemaya uyarlanan Bazıları Çabuk Bıkar, evlilik ve aşk üzerine yer yer, komik yer yer duygusal bir film. Ashley Judd'un yanı sıra, X–Men'den Hugh Jackman (Eddie) de sinemaseverlerin yakından tanıdığı isimler. Bazıları Çabuk Bıkar, bol mesajlı ve derin içerikli filmlerden sıkılanlar için sürprizler içeren bir film olabilir. (Hüseyin Sorgun)
Unutmak ya da unutmamak...
Bazı filmler vardır ki kurgusu ve senaryosu ile uzun süre zihninizden çıkmaz. Hatta film arşivinizdeki en önemli yerleri onlara ayırırsınız.
Çünkü bu eserleri diğerlerinden farklı kılan özellikler vardır. Yönetmenin senaryoyu yorumlayışı, senaristlerin özgün bir konu üzerinde derinlikli bir bakış açısı yakalamış olması ve en önemlisi ise artık beyazperdede söyleyecek orijinal şeylerin olabileceğinin ispat edilmiş olması. İşte yukarıda çizdiğimiz çerçeve içerisine giren yapımlardan biri Akıl Defteri. Filmin öyküsü Los Angeles'ta geçiyor. ''Leonard Shelby, karısını öldürdükten sonra kaçan adamı bulup cezalandırmak istemektedir. Karısının katilini bulmanın güçlüğü bir yana, Leonard bir de kısa süreli hafıza kaybı ile karşı karşıyadır. Geçmişi çok iyi hatırlamasına karşın, bazen on beş dakika öncesini anımsamakta güçlük çekmektedir.''
Sıfırlanan hafıza
Kara film olarak nitelendirebileceğimiz Akıl Defteri, zekice işlenmiş bir yapım. Hafıza üzerine geliştirilen felsefî yaklaşım seyirciyi bir anda beynin hücrelerinde dolaşmaya itiyor. Aslında muhteşem bir özellik olan hafıza olgusunun yaşamın sürekliliği için ne kadar da önemli olduğunu Akıl Defteri bize gösteriyor. Geçmişin bir kısmını hatırlamasına rağmen yaşadığı son on beş dakikalık dilime hafızasında bir türlü yer bulamayan karakter her seferinde hayata yeniden başlıyor. Bitmeyen, tükenmeyen bir ızdırap olduğunu ise yönetmenin seyirciye de aynı rolü vermesiyle hissediyorsunuz. Koltuğunuzda otururken baştan sona, tekrar tekrar başrol oyuncusu gibi siz de hafızanızı sıfırlamak zorunda kalıyorsunuz. Hatırlamak için ceplerinde ipuçları biriktiren, hafızanın harikalığından yoksun kızgın koca gibi siz de o verilerle yetinmek durumunda kalıyorsunuz.
Akıl Defteri'nin hem yönetmeni hem de senaristi olan Christopher Nolan'ın sizinle oynadığını ise çok sonraları fark ediyorsunuz. Zihinsel yetersizlik hayatınızı sarıp sarmalarken an be an yeniden bir doğuma şahit oluyorsunuz. Ve bir süre sonra anlıyorsunuz ki yaşamın idamesi konusunda hiç tahmin etmeyeceğiniz, aklınızın ucundan dahi geçirmeyeceğiniz en önemli objelerden biri; hafıza... Baş karakter Leonard her gün tekrar tekrar yeniden başlarken güne, yaşanılmışa dair parçaları bulmak için ne kadar çırpınıyorsa biz seyirciler de o anafora aynı derecede ortak oluyoruz. Zamanın kaybolmuşluğunda yalnızca bir boşluk hissi uyandırıyor gözlemlediklerimiz. Gelecek veya geçmiş ise var olan; ancak gerçeklikte yeri olmayan birer imge gibi tabloda silik bir fırça darbesi olarak kalıyor.
Hafızada hapsolmak
Ayrıca, film düşünsel altyapısını temelleyen teknik unsurlarla da desteklenmiş. Yönetmen Christopher Nolan, ısrarla yakın plan ve dar açılar kullanmış. Hafızanın oluşturduğu açmazlara seyirciyi hapsetmek istemiş adeta. Ve bunda başarılı da olmuş. Akıl Defteri gibi oldukça fazla bir biçimde flash back kullanılan yapımlarda istenilen kurguyu sağlamak zordur. Ama bunu Nolan çok iyi başarmış. Oyuncuların performansı ise vasatın üzerinde bir seyir izlemiş.
Hafızanın yaşamın temel taşlarından birisi olduğunu görmek, unutmakla–unutmamak arasında muhteşem İlahi dengenin varlığını hissetmek istiyorsanız Akıl Defteri'ni mutlaka izlemelisiniz. (Rasih Yılmaz)
Karahan Hoca anılıyor
Edebiyat ve ilim dünyamızın unutulmaz isimlerinden Prof. Dr. Abdülkadir Karahan ölümünün birinci yıldönümünde mezarı başında anılacak.
Geçtiğimiz yıl 28 Temmuz'da yitirdiğimiz Abdülkadir Karahan Hoca için bugün Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında bir anma toplantısı düzenlenecek. Saat 17.00'de yapılacak anma toplantısına Prof. Dr. Abdülkadir Karahan'ın yetiştirmiş olduğu edebiyat ve ilim adamları ile hemşehrileri, sevenleri ve ailesi katılacak. Edebiyat ve ilim dünyasına sayısız öğrenci yetiştiren, 40'tan fazla yayınlanmış eseri bulunan ve yüzlerce makale ile sahasının duayenlerinden olan Karahan Hoca, vefatından önce yaklaşık 10 bin ciltlik kütüphanesini kendisi adına Urfa'da yaptırılan kütüphaneye bağışlamıştı.
Michael beyazperdede
Ünlü şarkıcı Michael Jackson, beyazperde için kolları sıvadı. Jackson, "The Way of the Unicorn, the Endangered One" adlı film için imza attı.
Michael Jackson, Paramount Pictures ile yapımcılığını ve başrolünü üstleneceği film için anlaştı. Filmin muhtemel bütçesi 75 milyon dolar olacak. Jackson'ın "Thriller" ve "Moonwalker" adlı filmleri tüm dünyada büyük ilgi görerek kapalı gişe oynamıştı. Michael Jackson'ın "Invincible" adlı yeni albümü de 25 Eylül'de hayranlarıyla buluşacak.
Kidman kızdırdı
Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier, "Dogville" adlı yeni projesinde oynaması için anlaştığı Nichole Kidman'ın sözleşmeyi imzalamakta tereddüt etmesi üzerine Kidman ile köprüleri yıktı.
Yönetmeni düşündüren konu ise senaryonun Kidman için yazılmış olması. Küçük bir Amerikan kasabasında 1930'larda geçen öykü, Hollywood yapımlarında sadece bir oyuncunun ücreti olabilecek 10 milyon dolarlık mütevazı bir bütçeyle çekilecek. Filmde diğer rolleri Stellan Skarsgard ve Katrin Cartlidge üstlenecek.
Herkes Kendi Evinde
Yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu'nun yaptığı Herkes Kendi Evinde filmi, 25 Ağustos–3 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek Montreal Dünya Film Festivali'nde 'Dünya Sineması, Zamanımızdan Yansımalar' bölümünde yarışacak.
Festivale davet edilen tek Türk filmi olan Herkes Kendi Evinde, yabancı sinema eleştirmenleri tarafından olumlu eleştiriler almayı da sürdürüyor. Film, İstanbul Film Festivali'nde üç ödül birden almıştı.
|