GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/07/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali BULAÇ

Arka Plan

Küreselleşme, kapitalizm ve emperyalizm

Küreselleşmeyi, sermayenin önündeki (ulusal) engelleri ortadan kaldırıp küre ölçeğinde dünyayı tek bir piyasaya çevirmesi olarak tanımlamak mümkün mü? Küreselleşme ile ‘kapitalizm’ arasında özdeşlik kuranlar açısından bu tanım doğru.

Ancak bu tanımda iki problem öne çıkmaktadır:

Biri, sermayenin belli bir ana yurttan çıkıp kendini ihraç etmesi teşebbüsü geçmişte Lenin’in ‘emperyalizm’i tanımlarken geliştirdiği kavramsal çerçevenin bir tekrarı gibi görünmektedir. Emperyalizm sanayi devriminin ve ulus devletin ortaya çıkmasından sonraki döneme aitti. Bugün söz konusu olan, klasik emperyalizmden çok farklı bir ‘durum’dur.

İkinci problem alanı, bu yeni fenomenin salt sermaye hareketlerine indirgenmesi, her şeyi ekonomik faktörle açıklayan ve dolayısıyla maddeyi mutlak dönüştürücü güç kabul eden klasik materyalizme yeni alanların açılmasını sağlar. Her ne kadar giderek insan hayatı ‘fiili materyalizm’ çerçevesinde sürüyor olsa bile, fizik bilimi ve gen alanındaki gelişmeler pozitivizmi olduğu kadar materyalizmi de geçersiz kılmıştır. Dinlerin her zamankinden daha çok gündemde yer alması bir başka ilginç husustur.

‘Küreselleşme karşıtları’ adı altında gösteri yürüyüşü yapan ve tepki gösterenlerin önemli bir bölümü Fransız cumhuriyetçi gelenekten gelenler ile eski Marxist’lerden oluşuyor. Ulus devlet kapitalizmin en sıkı markaj örgütlenme şekliydi. Fransız cumhuriyetçileri ve jakobenler küreselleşmenin onların tarihsel formlarını çözdüğünü, işlevsiz hale getirdiğini acı duyarak müşahede etmektedirler. Eğer küreselleşme kapitalizm olsaydı, kapitalizm kendini tarihte var eden siyasi ve idari formunu ifna etmeye kalkışmazdı.

İki siyaset geleneğiyle hiç ilişkisi olmadığı halde bu gösterilere katılıp ortalığı savaş alanına çevirenler, ya sahiden dünyanın üstüne kara bir bulut gibi çöken yoksullara ve yoksulluğun giderek artışına dikkat çekenler, ya da çok büyük bir bölümü futbol holiganları gibi şiddet yüklü insanlardır. Modern kentte sıkışma (kabz) halinde olan birey, sahici bir bast hali hakkında herhangi doğru bir fikre sahip olmadığı için anlamdan ve amaçtan yoksun kör bir şiddete yönelmekte, ruhunda hissettiği ve kontrol edemediği vandalist duyguları, infialleri böylesi ortamlarda açığa vurma fırsatını bulmaktadır. Bu sayede küreselleşme karşıtı gösteriler, bütün dünyada giderek artmakta olan kent kökenli şiddetin kendini boşalttığı imkanlara dönüşmektedir.

Küreselleşme, kapitalizmin küre ölçeğinde ölçek büyütmesi değildir. Kapitalizm Avrupa tarihine özgü tek örnekli bir vakadır. Her ‘vakıa’ gibi tarihte ikinci defa tekrarlanması mümkün değildir. Kapitalizmi ortaya çıkaran iktisadi ve toplumsal gelişmeler çok geride kalmıştır. Osmanlı, eğer tarihte kapitalizme geçmediyse, bunun sebebi sömürgecilik yoluyla dünyanın değerli madenlerini, altın ve gümüş kaynaklarını talan edip kendi ana yurduna taşımadığı, yani bunu meşru bulmadığı ve Afrika’dan yüz milyon insanı yurtlarından söküp köle olarak kullanmadığı içindir. Sermaye birikimini sağlayan bu talan ile bedava emeği üretimde kullanan kölelik dışında, klasik kapitalizmden modern dünyaya kalan tek miras ‘faiz’dir. Faiz ise, sanıldığının aksine yükselen bir değer değil ülke ekonomilerini işlemez hale getirmektedir. Faiz hadleri düşmeden para piyasalarının ıslah olamayacağının ve dolayısıyla reel ekonomide işsizlik ve istihdam sorunlarına kalıcı çözümler bulunamayacağının en somut örneği Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu krizdir. Zenginlerin ülkesinde faiz hadleri son derece düşüktür, yüzde 2,5 gibi. Arzu edilen ‘sıfır faiz’dir.

Küreselleşme, geleneksel modernliğe son vermeye yönelmiş yeni bir durumdur. Ne ‘bildik kapitalizm’dir, ne ‘emperyalizm’dir. Dolayısıyla ‘Müslüman entelektüeller’, bu yeni durumu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırken, “Sahiden R. Tayyip Erdoğan değişti mi, sorun bakalım ona, faiz hakkında ne düşünüyor, faizi yasaklayacak mı, faizsiz ekonomiyi nasıl işletecek?” diye soran ve maalesef 19. yüzyılda kalan “Türk aydınları”yla aynı paralele düşmesin.


a.bulac@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

04/ 07/ 2001... Yenilikçilerin okuması
07/ 07/ 2001... "Büyük siyaset", "küçük siyaset"
10/ 07/ 2001... Yenilikçilerin iktidar arayışı
11/ 07/ 2001... Yenilikçilerin arkasındaki rüzgâr
14/ 07/ 2001... Abant'ın konusu: "Çoğulculuk"
17/ 07/ 2001... Abant'ın artıları ve eksileri
18/ 07/ 2001... Çokluk içinde birlik
21/ 07/ 2001... Programın siyaseti
24/ 07/ 2001... Küreselleşme kimi tehdit ediyor?
25/ 07/ 2001... Küreselleşme İslam'ı tehdit ediyor mu?


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.