Refah kararı sürpriz değil
AİHM'nin RP'nin kapatılması konusunda Türkiye'yi haklı bulması yolundaki kararı, katiyen sürpriz bir karar değildir. Değildir; çünkü dünyada başka ellerin kontrolünde meydana gelen gelişmeler karşısında tepki geliştirmeyi İslamî tavır zanneden bazı Müslüman zihinler belki anlamakta zorluk çekse veya anlamak istemeseler de, tarihin dinamikleri "ilkel" çağlarda neler idiyse, bugün de aynıdır. Çünkü bu, aşılması mümkün olmayan fıtratın gereğidir.
Cenab-ı Allah (cc), bir mütefekkirin ifadesiyle, bütün isimlerinin önüne, tabiri caizse, mevhum bir hat çekmiş ve insanı yaratmıştır. İnsanda, Allah'ın bütün isimleri derece derece tecelli halindedir. Nasıl Ulûhiyet'in en önemli vasfı istiklâliyet ise, insanın da yine en önemli vasfı istiklâliyet arzusudur. Bu arzu, insanda enaniyet şeklinde tecelli eder ve tarihteki bütün mücadeleler, insanın enaniyetine boyun eğmesi veya ona Allah karşısında boyun eğdirmesinin tezahürleridir. Bu boyun eğme veya eğdirmenin ortaya çıkardığı iki zıt kutup, ürünlerini sürekli Âhiret'e dökerek, Âhiret'in iki dalı Cennet veya Cehennem'i teşekkül ettiren iki akıma kaynaklık eder. Değişen, sadece bu iki akım arasındaki mücadelenin şekli, taktik ve stratejilerdeki farklılıklardır.
1991 yılına kadar zahirde iki kutuplu bir görünüm arz eden dünya, artık iki kutuplu olmakta yarar görmeyip, tek kutuplu bir manzaraya bürünmüş; fakat herhangi bir gücün, karşısında rakip olmadan ayakta durması mümkün bulunmadığı için, bu tek kutuplu güç, karşısına düşman olarak İslâm'ı oturtmuştur. Bu oturtmadaki mazeret ise, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler gibi birtakım "evrensel" değerlere zıt olarak takdim ettikleri, kendi adlandırmalarıyla, "siyasal İslâm"ın yükselişi olmuş ve bu iddiayı desteklemek için de, "siyasal İslâm" terörün içine itilmiş veya onun adına terör faaliyetleri icra edilerek, dünya kamuoyunda mahkûm edilmiştir. (Bu noktada, "siyasal İslâm" tiyatrosunda rol alan bazı Müslümanların varlığı ve İslâm'ı yanlış temsilleri, şüphesiz üzerinde durulması gereken ve bu sütunda kendisine bazen temas da edilen bir konu olup, şimdilik mevzumuz dişidir.) İşte RP, uluslararası ve "tek kutuplu" hakim güç nezdinde Türkiye'de siyasal İslâm'ın temsilcisi idi. Dolayısıyla, öz niteliği gereği, bu gücün dünyada bayraklaştırır göründüğü değerlerle barışık olması mümkün değildi. İkinci olarak, bu gücün dünyaya nizam vermede öne sürdüğü bu değerler, şüphesiz bunları gerçekten benimseyen ve bütün insanlık için uygulanmasını isteyen her inançtan, her milletten aydınlar, siyaset adamları vs. bulunsa da, temelde mevcut hakimiyete hizmet ettikleri sürece bir manâ ifade eder. Esasen başka türlü olması düşünülemez. Bu tür değerleri, hayatlarında, düşünce ve davranışlarında ana kalkış noktası yapacaklar; ancak Allah karşısında enaniyetlerine boyun eğdirmiş, hedef olarak dünyayı değil Âhiret'i seçmiş ve dünyalarını Âhiretlerine göre dizayn eden gerçek dindarlar olabilir. Bunlar da, tarih boyu daima azınlığı teşkil etmişlerdir. Üçüncü olarak, Batı, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler çerçevesinde Türkiye'de HADEP'i destekleyebilir; hattâ bütün ayrılıkçı, sosyalist ve daha aşırı hareketleri destekleyebilir; fakat aynı desteği, İslâmî-siyasî hareketlere vermeyeceği açıktır.
NOT: Önceki hafta, JİNSA Yönetim Kurulu üyelerinden J. Sprayregen'in AKSİYON'a verdiği röportaj konusunda bu sütunda çıkan değerlendirmeyle ilgili olarak, Sayın Sprayregen bir açıklama göndermişler. Açıklamada ana hatlarıyla şöyle deniyor:
Serdettiğim görüşler, bay Ünal tarafından gerektiği gibi yansıtılmamıştır. Büyük, tarihî ve büyük medeniyetlere katkıda bulunmuş olan Türk halkı demokrasiye lâyıktır. Din de toplum için çok önemlidir. Fakat, İslâm ile demokrasinin bağdaşabilirliği konusunda pratikte bir örnek yoktur. İran örneği beni çok rahatsız etmektedir. ABD'de demokrasi devam ediyorsa, bu, Amerika'nın kurucularının kilise ile devlet arasına bir duvar çekmiş olmasından dolayıdır. Ayrıca, her ülke, demokrasisini koruması için birtakım kurumlar geliştirmiştir. ABD'deki Yüksek Mahkeme demokratik değildir; ama demokrasinin korunması adına gereklidir. Türkiye'de de Atatürk'ün mirasını koruması gereken ordunun tavrına da aynı gözle bakılmalıdır. Fakat bütün bunlar, dünyanın mükemmel olmamasından kaynaklanmaktadır. Dünya mükemmel olsa idi, hükümetlere bile gerek olmazdı.
ali.unal@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
01/
06/
2001...
Çelişkinin devamı
08/
06/
2001...
Tükenmişlik mi?
15/
06/
2001...
Kur'an ve din kardeşliği
22/
06/
2001...
Yeni gelişmeler ve gözden kaçanlar
29/
06/
2001...
FP çizgisi üzerine
06/
07/
2001...
Bir gayb haberi böyle gerçekleşir
13/
07/
2001...
Birtakım objektif gerçekler
20/
07/
2001...
Jinsa ve islam
27/
07/
2001...
Kaderin hükmü ve modern sosyoloji
|