GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



AKADEMİ 


Tarihî hadiselerin tespiti

Bugüne kadar hep harp ve kahramanlık tarihimiz yazılmış, buna mukabil siyasî tarihimiz üzerinde çok ciddi durulmamıştır.

Millet olarak daha ziyade menkıbelerden hoşlandığımız için bugüne kadar hep harp ve kahramanlık tarihimiz yazılmış, buna mukabil siyasi tarihimiz üzerinde çok ciddi durulmamıştır. Bu yüzden de, mesela imparatorluk döneminde diplomasi nasıl işliyordu, hariciye nasıl çalışıyordu, eğitimde metot nasıldı ve milletlerarası münasebetlerimizde politikalarımız neden ibaretti.. bütün bunların bugünkü nesillere çok iyi anlatıldığı kanaatinde değilim. Ayrıca bu mevzularda bilinen şeyler de, ya yabancı kaynaklardan alınmış ya da hiçbir tarihî belgeye dayanılmadan kaleme alınmış gayr-i ilmî bir kısım evrak-ı perişan.. kasıtlı çarpıtmaların olduğu da ayrı bir konu: Mesela tarihte Türklerin Müslüman olmasını, tamamen jeopolitik sebeplere dayandıran ve onunla izah edenler var ki, onlara göre Türkler, samimi olarak Müslüman olmamış, bulundukları yer itibariyle, alem-i İslam üzerinde hakimiyetleri, Müslümanlıktan geçtiği için Müslüman olma lüzumunu duymuş ve Müslüman olmuşlar. Aslında, meseleyi bu kabil gerekçelere dayandırmak, Türkleri münafık konumuna düşürme demektir. Oysaki onların Müslümanlığı seçmeleri, böyle bir hakimiyetten hiç haberleri olmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir.

Bu yüzden de tarihi tedkik edip, araştırmadan bu tür iddialar ortaya atan insanların yanında, bir sürü de bunlarla aldananlar olduğu kanaatindeyim. Bir tarihin yazılabilmesi için, her şeyden evvel vakaların tespiti çok önemlidir, yoksa burada da görüldüğü gibi, tarih yazma yerine ukalaca laflar edilmiş olacaktır.

Ayrıca ben günümüzdeki hadiselerin anlaşılmazlığından hareketle, tarihî hadiseleri biraz da o mülahaza ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Buna bir örnek vermek gerekirse, mesela, günümüzde bir kısım insanlar eğitim ve kültürel etkinliklerle dine, vatana, millete hizmet ediyorlar. Ve kesinlikle bunların hüsn-ü niyetlerinde şüphe yok. Yapmış oldukları hizmetin selameti için de hiçbir siyasi partiyle bağlantı kurmayı düşünmüyorlar. Şimdi böyle bir hareket karşısında, milletimizin dinî değerleri adına yola çıktığını iddia eden bir parti ile gönül bağı olan bir tarihçi düşünelim; bu zat eğer bir tarih yazsa, siyasal etkinliklere katılmaksızın yurt yapıp, talebe yetiştiren ve çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunan bu insanları, İslâmî faaliyetleri engelleyen kimseler olarak gösterecektir; bu kimseler Bediüzzaman gibi evliyadan seçkinler bile olsa.. zira bunlar daha baştan "Şeytantan ve siyasetten Allah'a sığınırım" deyip yola çıkmışlardır. O tarihi okuyan insanlar ise "vay hainler" deyip, onlar aleyhinde atıp tutacaktır. Çünkü hadiseler çok farklı platformlarda cereyan etmekte ve tarihçi de işin içinde olmadığından meseleyi avâmî nakillere dayandıracaktır.

Farklı bir örnek; biz 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı beraber yaşadığımız halde bu hareketlerle alakalı kayıtlar çok farklı tutulduğundan, ya da vesikalar yok edilip her şey çarpıtıldığından tarihin sayfalarına dökülenler de farklı olacaktır. Mesela bir dönemde komünistler ihtilal yapmak istiyor, onlara karşı muhtıra veriliyor ve bu hengâmede sizin hiç alakanız yokken, gelip sizi de götürüyor ve mahkum ediyorlar. Bir af çıktığında da onları salıp sizi tutmaya devam ediyorlar. Şimdi siz tarihçi olsanız bunları nasıl değerlendirirsiniz?..

İşte, bu kadar hadiselerin içinde olduğumuz halde, olayları yerli yerince değerlendiremiyorsak, tarihteki hadiseler ki, tamamen bizim dışımızda cereyan etmiş, biz ne o işin sebeplerine ne de müsebbiplerine nigehbân değiliz; onları nasıl doğru değerlendireceğiz ki!..




Fasıldan Fasıla: Bir tarihin büyüklüğü yazıldıktan sonra anlaşılır

Bir tarihin büyüklüğü, tarihçiler tarafından yazılıp ortaya konuncaya kadar gerçek manasıyla anlaşılamaz.

Bu yüzden tarih yapanlar, çok defa ne yaptıklarının farkına varamamışlardır. Ancak arkadan gelenler, onların o dâsitânî tarihlerini ortaya koyunca, ne büyük iş yaptıkları ortaya çıkar. Bu manada, mesela Hz. Ebu Bekir'e kendi döneminde, "Ne yaptınız ve inşa edip arkada bıraktığınız şey nedir?" diye sorsaydınız, zannediyorum çok fazla bir şey söylemezdi. Ancak asırlar sonra gelen insanlar, değişik usullerle o döneme ait vakaları toplayıp belli bir kritiğe tabi tutarak yorumlayınca, dünyayı yeniden onarma, inşa ve ihya etme adına çok büyük işlerin yapıldığı ortaya çıkmıştır.

Yine eğer bir Sırpsındığı'nda, bir Niğbolu'da veya son dönem itibariyle Çanakkale savaşında insanların hasımlarıyla nasıl göğüs göğüse gelip yaka–paça olduklarını, onların ölümü nasıl gülerek karşıladıklarını, ukba aşkıyla nasıl koştuklarını görüp de size nakleden tarihçiler olmasa idi, bu mücerred hâdiseler sizde çok fazla etki uyarmayacaktı. Ama onlar belli bir anlayışla ve mücadele felsefesine göre alınıp tahlil edilince, neticede koskocaman bir tarihle karşılaşma imkanı doğmuştur.

Bugün de dar dairede milletini, geniş dairede ise bütün insanlığı ihya işine gönül vermiş hakiki müminler, ciddi bir tarih yapıyorlar. İnanıyorum ki bunu gelecek tarihçiler çok büyük bir hâdise olarak kaydedeceklerdir. Ve bence yapılan bu tarihin en önemli yanı da, en büyük işleri yaparken bile onları küçük görme, sonra nisyan–ı nefs içinde olma, yani yapılan şeyleri unutup bir daha hatırlamama, "kim hatırlarsa hatırlasın" deyip, sadece hizmet söz konusu olduğu zaman önde koşma; payeler, mansıplar dağıtıldığı zaman da, saklanma, görünmeme vb. gibi meseleler olacaktır.




Ölçü veya Yoldaki Işıklar: Tarih İbret Sayfalarından İBARETTİR

Tarihî hâdiselerin aynıyla tekerrür edeceğini beklemek yanlıştır. Benzerlik olsa bile, her hâdise, zaman ve çevre ile kayıtlıdır. Bu itibarla, tarihten ders değil, ibret alınır.

İnsan, tarihin hoş ve lâtif sahifelerinin yanında, biraz da korkunç ve ürperten sahifelerini okumalıdır ki, gereken tembihi alabilsin. Yoksa o, düşüncelerinde hep çocukça kalabilir.

Beşer tarihi, kalelerin, şehirlerin, binlerce levent ve serdengeçtinin kan-ter içinde mücadelesi ile elde edildiğini, çok defa da, bir hâin ve bir nâmerdin kalleşçe davranışlarıyla ebediyen kaybedildiğini gösteren vakalarla doludur. Bunların sadece bir millete âit olanı bile, kâmuslara sığmayacak kadar çoktur...




His Dünyası: Son Ufuk

Sevmek ve sevilmekten gâye O'ymuş meğer,

İç içe aşk ve hicran;

Seven gönül tıpkı buhurdanlık gibi tüter,

Aşk ateşiyle her ân.

Uzat elini Ey Dost rûhum sevgine muhtaç!

Sensin derdime derman!

Hasretle yananlara vuslat yollarını aç!

Kalksın perde aradan!

Lütfunla her an gönlümde ayrı bir nevbahâr,

Canım yoluna kurban!

Her yerde ağın âşikâr, rûhum sana şikâr;

Olsun katlime ferman!

Gerçi cürmüm çok ama, gönlüm de tutkun Sana;

Ben bir muhtâc-ı ihsan..

İnayetinle al kalbimi kendinden yana!

Ey kulunu Yaratan!

Nefsim mavi, mor, pembe renklerle geceliyor,

Her hâlim Sana ayân..

Buruk vicdanım her zaman Seni heceliyor,

Yoktur ilmine pinhân...

Görsem şayet göreceğimi aklım dağılır,

Işığın mâh-ı tâbân..

Hülyalarım rengini sırlı ufkundan alır,

Çağlar rûhumda ziyân.

Hep kara yalnızlık soluklar Sensiz sîneler,

Hicranla yanar vicdan..

Nûrunun lem'asına cihan verilse değer,

Işığın bize burhan..

Seninle güneş gibi parlar hayatın sonu,

Damlalar olur umman...

Duyarlar ufuk ötesi yaşayanlar bunu,

Bu ne yüce bir irfan!

M. Fethullah Gülen



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.