'Ulusal güvenlik' tehlikesi!
İşler bir kez ters gitmeye görsün, arkası çorap söküğü gibi gelir. Mesut Yılmaz'ın ANAP Kongresi'nde başlattığı 'ulusal güvenlik' tartışması, devam ederken, Manisa'da herkesin bildiği bir protokol krizi ortaya çıktı. Tugay komutanı, sadece eliyle yakasından tutup itmekle kalmadı; ANAP il başkanına ağzına geleni söyledi. Gazetelerde, siyasetçiler için 'itilmiş-kakılmış' benzetmesi yapıldı. ANAP il başkanı, sanki gece karanlığında kamyon farlarına yakalanmış bir tavşan gibi şaşkındı: "Komutanımı severim. Her zaman bana aynı muameleyi yapabilir!" gibi tuhaf bir konuşma yapmıştı. Bir komutanın yanlışını eleştirme kimin ve hangi sivilin haddine ki? Sonradan Genel Başkan'ından destek alıp mahkemeye başvurdu. Mahkeme sonuçlarını unutmazsak takip edeceğiz... Bu mesele yatışıyordu ki, Kütahya'da başka bir protokol krizinin çıktığını öğrendik. Kütahya Belediye Başkanı Süleyman Canan'a arkalardan bir yer ayrılmıştı. Canan'ın töreni terk ettiği anlaşıldı. Başkan eski bir FP'li olduğu için arkasında destek bulamadı. Bu kriz kaynadı gitti...
Bu hemen unutulmaya hazır bir krizdi. Üzerinde konuşulmaya değmezdi belki! Ama olaylar bitmiyordu ki... Bu defa Konya'ya bağlı Ahırlı ilçesinin Akkise kasabasında jandarma kimlik yoklamasından sonra ciddi bir krize yol açtı. Kasaba sakinlerinin anlattığı hadise gerçekten korkunçtu. Bu kasaba da 'Ahırlı' ismini taşıdıkça, vatandaşın koyun yerine konmaması için hiçbir engel yok. Olan bir gence oldu ve yok yere, askere gitmeye hazırlanan bir genç öldü(rüldü). Arkada jandarmanın silahından çıktığı ileri sürülen mermilerle 5 kişi yaralandı. Güvenliği sağlaması gereken kişilerin yaptığına bakın. Bu arada ölen gencin durumu ne olacak? İşlenen bir cinayet mi, yoksa görev zararı mı sayılacak? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi, hadisenin üstü örtülecek mi? Biz kendi insanımıza hesap vermeyiz, açıklama yapmayız. Ama medeni dünya sorarsa, onlara; Avrupa'ya, Amerika'ya ne diyeceğiz? 'Siz İtalya'da kendi vatandaşını öldüren jandarmaya ne yaptınız?' diye mi soracağız?
Yoksa Türk tipi bir Rambo sendromuyla mı karşı karşıyayız? Göreceksiniz bu hamur çok su götürecek...
Yenilikçi geldiiii!..
Son model olup olmadığı konusunda fikir yürütmek gerçekten çok zor; ama bir aksilik olmazsa siyaset hayatımızın en yeni partisi bugün İçişleri Bakanlığı'na verilecek dilekçe ile kuruluyor. Önderliğini Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı ve 'Yenilikçiler' diye bilinen grup, bugün-yarın siyasi parti kimliğine kavuşuyor.
Hazırlanan parti tüzüğü uygulanabilirse, siyasi hayatımıza gerçekten yenilikler getirecek gibi görünüyor. İşte bazıları:
Genel başkan üst üste en fazla 4 dönem, ilçe ve illerde üst üste en fazla 3 dönem görev yapabilecek.
Meclis'te bağlayıcı grup kararı çok sınırlı tutulacak. Milletvekilleri olabildiğince özgür bırakılacak.
Parti içerisinde her göreve seçimle gelinecek.
Partide bir hakem heyeti olacak. Bu kurul disiplin kurulundan önce işleve girecek ve uzlaştırma görevi yapacak.
Bütün bu kuralların harfiyen yerine getirilmesi, bugüne kadar siyasi partilerimizde fazla gözükmeyen, kurum içi demokrasinin işlemesi anlamına geliyor.
Gerçekleşirse siyasi hayatımıza ciddi bir yenilik geliyor demek. Partinin toplumun teveccühüne ne derece ulaşabileceğini ya da ne kadar başarılı olabileceğini bilemiyoruz ama şimdiden vatana millete hayırlı olsun!
Sosyal demo
DSP Genel Sekreter Yardımcısı (aynı zamanda gazeteci-yazar) Süleyman Yağız, işadamı İshak Alaton'un bir internet sitesindeki DSP'nin sosyal demokrat olmadığını vurguladığı yazısına cevap verdi. Yağız dedi ki:
"DSP sosyal demokrat değil, demokrat bir sol partidir."
Ha, Hasan Ali ha Ali Hasan... Yok aslında birbirimizden farkımız. Ama biz demokrat soluz!
Tercih meselesi
Yaz gecelerinin korkusu, sivrisinekler kadınları erkeklere, çocukları yetişkinlere tercih ediyorlarmış. Eğer odada aynı cins ve aynı yaşta iki kişi varsa, daha genç, daha sağlıklı ve daha güzel olanını seçiyorlarmış.
Şu kan emici, hortumlu mahlukatların hepsi hangi tür olurlarsa olsunlar ağızlarının tadlarını iyi biliyorlar.
Kaç-kovala
İstanbul İşportacılar Esnaf Odası Başkanı Osman Aktaş, piyasadaki en büyük rakiplerinin, geçinebilmek için mesai saatleri dışında seyyar satıcılık yapan memurlar olduğunu söylüyor ve "Aralarında polis, zabıta, belediye memuru ve öğretmenler var." diyor. Özellikle son zamanlarda işportacılık yapan polis ve zabıtaların sayısında büyük bir artış varmış.
Düşünsenize bir mesai saatlerinde satış yapmaya çalışan seyyar satıcıları kovalayan zabıtalar, mesai saatleri dışında üniformalarını çıkarıp aynı yerlere tezgah açıyorlar ve bir yandan elindeki malları satmaya çalışırken diğer yandan da mallarını kaptırmamak için meslektaşlarını kolluyorlar.
|