Biz gösteri toplumuyuz
Sosyolog Nilüfer Göle tam zamanında teşhisi koydu: İşte Ayşe Arman'ın Hürriyet'te yayınlanan Nilüfer Göle röportajından damlayanlar:
Bence Biri Bizi Gözetliyor ülkemizde Batı'dan daha az önemsendi. Çünkü Türkiye zaten gözetim altında bir toplum. Zaten herkes birbirini gözetliyor.
Starlık da tanım değiştirecek. Değiştiriyor zaten. Türkan Şoray'la Hülya Avşar arasındaki farka bakın. Türkan Şoray'ın arkasında müthiş bir mahremiyet, maske, sinema var. Halbuki Hülya Avşar'ın kişiliği ön planda. Ne kadar samimi olursa o kadar kazanıyor.
Bence muhafazakarlık gerekiyor. Bugün özgürleşme idealinin sınırlarına vardık. Peki ne için özgürlük? O yüzden artık sınırları nereye koyacağımız önem kazanmaya başladı. Kolay olan kabaca yapmak, yasaklar koymak. Zor olan elemek. Birey ile öteki arasındaki ilişkide nerede durmamız gerektiğini, neyi eleştireceğimizi bilmek. Eskiden biz entelektüellerden sorulurdu. Sapla samanın ayrılmasında önemli hakemlerdik. Ama şimdi bizden sorulmuyor. Herkesten sorulur oldu.
Görünürlük paranın yerine geçti. Başarıyla bir tutuluyor. ''Yeter ki görünür olayım, nasıl olsa para da beraberinde gelir.'' diye düşünülüyor.
Bayağı bir şekilde Avrupalı olmaya çalışıyoruz diyelim. Türkiye arkasında gürültü fonuyla yaşayan bir toplum. Kendi karanlığından, kendi sessizliğinden korkuyor. Türkiye'de bugün bir toplumsal isteri var. ''Bu anı doya doya yaşayalım, göbek atalım, sürekli şamata yapalım''. Televizyonlar açık, müzik açık. Yeter ki kendi sesimizi duymayalım.
Karışmaz mı? Bir zamanlar oryantalizm küfürdü, şimdi post-modernlik küfür. Her şey mubah, hiçbir şeyin hiyerarşisi, estetik değeri kalmadı. Bir gösteri toplumuyuz. Bütün kimliklerin bağlantılarını kopardığı bir toplumda yaşıyoruz.
Kuyuya atılan taş sonrası: 'Tartışalım mı?' tartışması
Kimlik uygun değil!
Mesut Yılmaz'ın çaldığı kavalın ardında yürüyüşe geçmeyenleri 'iktidar kavgasına hapsolmakla' nitelemek ise gerçeği tersyüz etmektir; çünkü olan-biten tümüyle Mesut Yılmaz'ın 'iktidar kavgası' ile ilgilidir. Dolayısıyla, 'meseleyi kişiselleştirmeyelim, fikre bakalım' sloganıyla yola çıkanlar, kendilerini tam da Mesut Yılmaz'ın iktidar kavgasına hapsetmiş haldeler. Başkalarına yakıştırdıkları durum, tam tamına kendilerine uyuyor.
Cengiz Çandar-Yeni Şafak
Zemin gayri meşru
Genelkurmay'ın çıkışı hakkında iyice solmuş mavi gömleğinin içine doğru 'Ben gerekeni söylemiştim. Ne gerek vardı' diye mırıldanan Başbakan, yaylalardan doğru tehditler savuran yardımcısı elbette askerin bu güç gösterisini yalayıp yutacaktır. Mesut Yılmaz'ın güvenilir olup olmadığı, seçtiği mecra, zamanlaması ve üslubu, memleketin önünde dikilen anıtsal ulusal güvenlik paranoyasına karşı söylediklerinin önemini azaltmıyor.
Yıldırım Türker-Radikal
Gündem dışı: Osmanoğulları
Elli yıllık sürgün döneminde Osmaoğulları, ne devlet ne millet aleyhine kampanyalar yürüttü, ne Türkiye aleyhine çalıştılar, ne de maddi imkansızlıklara rağmen yüz kızartıcı bir hayat süren çıktı. Bizzat son hükümdar bile fakr u zaruret içinde ölmesine rağmen, çıkarken hazineyi boşaltmadı. Önce şahsi mücevherlerini sattılar, sonra geçinmek için münasip işlerde çalıştılar.
İlber Ortaylı-Milliyet
Editörün notu: Milliyet'in internet editörlerine 'Şükrü Sina Bey'in zina durumları' türü yazılar 'attıran' üfürükten yazarları sayfalarına alıp, İlber Hoca gibi önemli kalemleri görmezden gelmelerine teessüf ediyoruz!
|