GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



HABERLER 


Özel hayat takipte

Türkiye'de kullanılan bilgisayar programları ne kadar güvenilir? Bilişim dünyasında yaşanan baş döndürücü gelişmeler, gizli servislerin de iştahını kabarttı. Yaygın yazılım programlarıyla işbirliği yapan servisler, rahatlıkla gizli bilgilere ulaşabiliyorlar.

Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA)'nın, Microsoft yazılımlarındaki ana şifreyi kullanarak Alman ordusunun gizli belgelerini tek tek ele geçirdiğinin su yüzüne çıkması, gizli servisler arasında yaşanan bilişim casusluğunu gündeme getirdi. EGM Bilgi İşlem Daire Başkanlığı Büro Amiri Semih Dokurer, bazı yazılım programlarının gizli servislerle işbirliğinin bilindiğini belirterek, bilgisayar donanımı ve yazılım programlarını üreten teknolojiye sahip ülkelerin, dünya üzerinde kurulu bulunan bilgisayar ağı vasıtasıyla rahatlıkla casusluk yapabildiğini söyledi.

Bilişime ayarlı istihbarat

"Bilgisayar programları dünya üzerinde ne kadar yaygınsa, o derece gizli servislerin işine yarıyor." diyen Dokurer, gizli servislerin de son yıllarda hızla gelişen internet teknolojisine göre yeniden yapılandıklarını ve bilişim dünyasındaki gelişmelere göre bu yapılanmanın sürekli değişiklikler gösterdiğini dile getirdi. Dokurer, şöyle devam etti: "Teknoloji gizli servislerin elinde. Ama biz teknolojiyi dışarıdan alıyoruz. Aldığımız bu teknoloji ne kadar güvenilir? Şu an Türkiye'de belli başlı programları yoğun olarak kullanıyoruz. Ama bunlar ne kadar güvenli? Almanya; basında da yer alan son casusluk olayı üzerine söz konusu firma ile artık çalışmama kararı aldı. Almanya gibi bir ülke böyle bir karar aldıysa, bilinen bir şeyler vardır."

Programlar servislerin elinde

Bilgisayar donanım ve yazılım programını üreten ülkelerin bilgisayar üzerinden çok rahatlıkla casusluk yapabildiğine de dikkat çeken Dokurer, bazı yazılım programlarının gizli servislerin elinde olduğunu vurguladı. Dokurer, "Yapılan tamamen teknolojik casusluktur. Bu da internete veya bilgisayar ortamına yerleştirilmiş bir sistemle mümkün oluyor. Bu demektir ki, dünya üzerine yayılan yazılım ve donanımlar aracılığıyla, istenilen gizli bilgiler de rahatlıkla alınabiliyor. Bilgisayar içerisine veya programa yerleştirilmiş bir kodla bunu yapıyorlar." dedi.

Ciddi çalışmalar var

Teknoloji casusluğunu yapanların teknolojiyi üretenler olduğunu ifade eden Dokurer, teknoloji ithal eden ülkelerin özellikle bilişim teknolojisi konusunda çok risk altında olduğunu kaydetti. Dokurer, "Türkiye bilişim casusluğuna nasıl cevap verecek?" sorusunu ise şöyle cevapladı: "Bu, Türkiye nasıl kurtulur, gibi bir soru. Çünkü biz teknolojiyi ithal ediyoruz. İhraç edenler, sistemi istedikleri gibi yönlendiriyor. Bunu o ülkenin gizli servislerinin hizmetine de sunabiliyor. Bu yüzden, biz ne zaman aynı seviyede teknolojiye ulaşırsak, o zaman istediğimiz gibi mücadele edebiliriz. Bu konuda Türkiye'nin çok ciddi çalışmaları var." (Birol Aydın / İSTANBUL (Zaman)




Mezartaşı krizi

Samsun'da bir karı koca, intihar eden kızlarının mezar taşına, "Kaynanası yüzünden intihar etti" sözlerini yazdırdı.

4 ay önce Almanya'nın Mannheim kentinde Ren Nehri'ne atlayarak intihar eden 21 yaşındaki 15 aylık evli Ümmü Gülsüm Tüzen, Samsun Kıranköy Mezarlığı'na defnedildi. İntihardan kayınvalide Sehrat Tüzen'i sorumlu tutan Ümmü Gülsüm'ün annesi Fikrinaz ve babası Cemal Şimşek, kızlarının mezar taşına, "Almanya'da kaynanası yüzünden kendini Ren Nehri'ne atıp intihar eden 21 yaşındaki Ümmü Gülsüm Şimşek. Ruhuna fatiha" yazdırdı. Olayda tek sorumlunun kaynana olduğunu iddia eden anne Fikrinaz Şimşek, "Ben kızımın ölümüne nasıl katlandıysam, onlar da bu yazıya katlanacaklar." derken, gelininin ölümünden kesinlikle sorumlu olmadığını anlatan kayınvalide Sehrat Tüzen, savcılığa yazının silinmesi için başvurdu. Samsun Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ömer Gündoğdu ise böyle bir durumla ilk kez karşılaştığını ifade ederek, "Mezar taşına şu ya da bu yazılacak diye bir kaide yoktur. Ancak, iftira, hakaret gibi suç unsuru içermemelidir. Yine de sonucu yüce mahkeme verir." dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Zümrüt ise mezar taşlarına yazılan yazıların dinen açıkça yasaklanmadığını belirterek, konuyu, "Dinen pek hoş olmayan; ama dinin de açıkça yasaklamadığı bir durum." diyerek açıkladı.




Samsun Terme'de kapkaççı dehşeti

Samsun'un Terme ilçesinde, bir polis memurunun tabancasını gasp eden alkollü bir kişi, polise zor anlar yaşattı.

Saat 17.30 sıralarında Ramazan Yılmaz (25), Kocaman Caddesi'nde ilçeye izinli gelen polis memuru Namık Ekin'in tabancasını gasp ederek kaçtı. Tabancası çalınan polis memuru ve olay yerine gelen ekipler, alkollü Ramazan Yılmaz'ın peşine düşerek bir inşaatta sıkıştırdılar. Kapkaççı Ramazan Yılmaz, teslim olması için iknaya çalışan polis memuru Bayram Ali Çolak'ı ayağından yaraladı. Bu sırada, Yaşar Demirel adlı polis memurunu da rehin alarak ekip aracına bindirdi. Yaklaşık 30 dakika ilçe merkezinde araçla gezen Ramazan Yılmaz, Terme Devlet Hastanesi'ne giderek yaraladığı polisi ziyaret etti. Daha sonra, rehin polisle Terme Stadyumu yönüne giden kapkaççı Yılmaz, geniş güvenlik önlemleri altında teslim olması için uzun süre iknaya çalışıldı. TERME




Atlas muhabiri tecavüze uğradı

Anamur'da bir mağarada çalışma yapan Atlas Dergisi muhabiri D.K., İlker Toprak isimli şahsın tecavüzüne uğradı.

Çukurpınar Yaylası'nda bulunan bir mağarada Atlas Dergisi adına çalışma yürüten D.K., telefon görüşmesi yapmak üzere gruptan ayrıldığı sırada İlker Toprak'ın saldırısına uğradı. İlker Toprak tarafından zorla ırzına geçilen D.K. jandarma tarafından Anamur Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisi'nde tedavi altına alınırken, sanık İlker Toprak yakalanarak gözaltına alındı.

Ümit Pıtır / MERSİN (cha)




Ankara'da feci kaza: 4 ölü

Ankara'da meydana gelen trafik kazasında 4 kişi hayatını kaybetti bir kişi yaralandı.

Ankara-Kızılcahamam yolunun Sarayköy mevkiinde akşam saatlerinde meydana gelen trafik kazasında, ters şeritten giden Burhan Kaya (45) yönetimindeki 06 BK 416 plakalı otomobil, karşı yönden gelen Halil Yiğit (33) idaresindeki 38 ER 597 plakalı inşaat malzemesi yüklü kamyonla çarpıştı. Kazada, hurda haline gelen otomobildeki Burhan Kaya (45), Toker Yıldırım (38), Harun Yıldırım (41) ve Nebi Karahan (37) feci şekilde can verdi. Kazada ölenlerin cesetleri, sıkıştıkları araçtan uzun süren uğraşlar sonucu çıkarılabildi.

Öte yandan Polatlı yakınlarında bir aracın şarampole yuvarlanması sonucu 1 kişi öldü, 6 kişi de yaralandı. ANKARA (cha)




Derdimizi sayfalar kaldıramaz

Depremin yıktığı yüreklerde, şimdi prefabrikelerde unutulmanın üzüntüsü var. Zorluklara gögüs geren depremzedeler haykırıyor: Mavi, kırmızı, yeşil , sarı gibi en hayat dolu, umut vaat eden renklere boyanmış prefabrike evlerde, çakılların üzerine yol kenarlarından taşınan topraklarla oluşturdukları çiçek bahçeleri ile hayata tutunmaya, yaşadıkları mekanı insana yakışır şekilde güzelleştirmeye çalışıyor depremzedeler.

Adapazarı'nda berber dükkanı işleten Filiz ve Murat Çolak çifti, 17 Ağustos gecesi, Çark Caddesi'ndeki evlerinde yaşamışlardı felaket anını. Murat Çolak eşinin kollarında ölmüş, Filiz'in bir kolu yıkılan duvarların altında kaldığı için yaralanmıştı. Ailesi için hayata yeniden sarılması gerekiyordu Filiz'in. Annesi Şükriye Dumbak'ı da alarak Adapazarı merkeze yakın Dernekkırı'nda kurulan prefabrik konutlara sığındı. Hasta kızına bakmaya çalışan Şükriye Dumbak, konutunun etrafına ektiği turuncu çiçeklerin canlılığına ters bir ruh haliyle "Bizim derdimizin ağırlığını gazete sayfaları kaldırmaz." diyerek anlatıyor yaşadıklarını.

Renk renk prefabrikeler

Mavi, kırmızı, yeşil, sarı gibi en hayat dolu, umut vaat eden renklere boyanmış prefabrike evlerde, çakılların üzerine yol kenarlarından taşınan topraklarla oluşturdukları çiçek bahçeleri ve birkaç yeşil sebze kökü ile hayata tutunmaya, yaşadıkları mekanı insana yakışır şekilde güzelleştirmeye çalışıyorlar depremzedeler. Ama, geçen iki yıl sonunda artık unutulmuş olduklarını da düşünerek, gizli köşesi bile olmayan küçük evlerinde dertlerini içlerine gömüp yaşamayı öğrenmişler. Normal bir mahalle hayatı gibi birlikte yaşadıkları komşularıyla, birbirinin aynı olan bir evden diğerine misafirliğe giderek, çok katlı apartmanların giremediği hayallerini paylaşıyorlar.

Kirada oturduğu ev depremde hasar görenlere kalıcı konut verilmiyor. Zaten iş olmadığı için para kazanamayan insanlar, kiraların yüz milyonu aştığı Adapazarı'nda ev tutmayı düşünemiyorlar bile. Duygu ve Doğanay adında iki çocuk sahibi Figen Ürgüplüoğlu'nun eşi SSK emeklisi. Adapazarı'nda çaycılık yaparak üç beş kuruş getirebiliyor evine. "Buna da şükür, sığınacak bir yerimiz var." diyor ve eşinin ısrarına rağmen, deprem sonrası yaşadıkları çadırdan sonra saray gibi geldiğini söylediği evinden gitmeyi hiç düşünmediğini belirtiyor. Deprem korkusunu hâlâ üzerinden atamayan Figen, mutlaka tek katlı; ama betonarme olmayan bir ev hayal ediyor.

'Tomurcuk bu sabah açmış'

Kızı ve torunuyla birlikte kalıcı konutuna geçeceği günü bekleyen Mahmure Teyze ise, enkazdan kurtulmuş olmanın verdiği sabırla daha bir umutla bakıyor hayata. Eşini kaybettikten sonra depremden önce felç olan Mahmure Teyze, yeni gelen özel yatağında sadece üç saat yattıktan sonra deprem olmuş. Yatağı pencere önünde olduğu için enkazdan daha kolay kurtarılmasını büyük bir İlahi yardım olarak görüyor ve şu andaki haline şükrediyor. "Rabbim böyle istedi, böyle oldu. Allah daha çok dağıtmasın." sözleriyle etrafına umut dağıtan yaşlı kadın, "Bana yeşillik ekin, gönlüm açılsın" deyip balkonunun önüne ektirdiği çiçeklerin büyümesini takip ediyor her gün. "Tomurcuk gül bu sabah açılmış, bu papatya pembe açtı, bakalım şu ne renk olacak?" diyerek çiçekleriyle birlikte umutlarını anlatıyor karşı komşusu Nazlı Hanım'a.

Dernekkırı prefabrike kentinde yaşayan depremzedeler, evlerinin önüne ekledikleri balkonlar ve çiçek bahçeleriyle, bulundukları ortamı biraz daha yaşanılır kılmaya çalışıyorlar. Ancak, bu bile bazen sorun haline gelebiliyor. Çiçekler ve birkaç kök fasulye, domates her gün sulanınca içme suyu yetmiyor. Hatta, aşırı yüklenmeden dolayı su motoru sık sık yanıyor ve susuz günler yaşanıyor. Sağlığı yerinde olanlar zorlukları daha kolay yenebiliyor. Mekanın sıkıntısını aşmak için park, çay bahçesi gibi sosyal alanların yapılmasını istiyorlar. Ancak, büyük yıkımın izleri hiç silinmemecesine gözlerinin önünde duran depremzedeler, evlerinin önündeki çiçekle birlikte içlerindeki acıyı da büyütüyorlar. (Zeliş Yıldıral / Şemsinur Bektaş )




Aileler prefabrike konutlara sığmıyor

Perdelerin yardımıyla mahremiyet alanları oluşturulan prefabrike evlerde kalabalık ailelerin yaşaması ise ayrı zorlukları beraberinde getiriyor.

Depremden önce geniş bir evde oğlu ve geliniyle birlikte yaşayan Fecriye Dere, yedi çocuğu, bir torunu ve geliniyle birlikte prefabrikede yaşamaya başlayınca asıl zorluk başlamış. Oğlu şimdilik askerde. O gelmeden, başka bir ev daha almak için yetkililere başvurmuşlar; ama oğlu depremden önce ayrı oturmadığı için ev verilmemiş. Dışarda kalmadıklarına şükreden Fecriye Dere, şimdilerde ikinci çocuğuna hamile olan geliniyle birlikte kara kara oğlu gelmeden nasıl ayrı bir ev sahibi olabileceklerini düşünüyor. Fecriye Hanım'ın okula giden dört çocuğundan biri olan Vildan da şimdiki evine alışmış olsa bile şehir merkezinde ve büyük bir evde kendine ait bir odaya sahip olabileceği günleri hayal ediyor. Depremden önce iki katlı bir evde yaşarken büyük apartmanda oturmayı istermiş. "Yeni evimiz mutlaka tek katlı olmalı. Çünkü hâlâ korkuyorum, özellikle geceleri." diyen Vildan, depremden sonra iki yıl ara verdiği için 15 yaşında olduğu halde şimdi 6. sınıfta.




İmarda arpa boyu yol

Marmara depremi, ülkemizde imar mevzuatının yetersizliğini ortaya koydu. Ancak, geçen iki yılda da bu konudaki kargaşa ve eksiklik giderilemedi.

17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri, topraklarının yüzde 96'sı deprem bölgesinde bulunan Türkiye'nin imar mevzuatı açısından ne kadar yetersiz olduğunu gözler önüne serdi. Depremden sonra imar mevzuatının yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmaları 'bir arpa boyu yol' şeklinde özetlemek mümkün.

İmar mevzuatının temelini 9 Mayıs 1985'te yürürlüğe giren 3194 Sayılı İmar Kanunu oluşturuyor. Yapılara verilecek ruhsatların esaslarını belirleyen bu kanun zengin bir içeriğe sahip olmasına rağmen uygulamadaki yetersizlikler yüzünden işlevsiz hale geldi. İmar Kanunu'na göre, bir binaya oturulabilir izni verilmesi için 90'a yakın imza gerekiyor. Kanunu uygulamadaki zafiyetle birlikte, İmar Kanunu'na yönelik eleştirilerin başında aktif deprem kuşağı üzerinde bulunan Marmara Bölgesi'nde binalar için jeolojik zemin etüdü raporu hakkında herhangi bir zorunluluk içermemesi geliyordu. Bu eksiklik 14 yıl sonra fark edilmiş olacak ki depremden sadece 3 ay önce (2 Mayıs 1999) Marmara Bölgesi'ndeki yapılar için TİP İmar Yönetmeliği'nin 57. maddesinde yapılan değişiklikle parsel bazında jeolojik etüt raporu zorunlu kılındı. Ancak bu gecikmenin bedelinin binlerce insan tarafından nasıl ödendiği Jeofizik Mühendisleri Odası'nın deprem bölgesinde yaptığı incelemeler sonucunda açıkladığı şu cümlelerle daha net bir biçimde anlaşıldı: "Yıkılan binaların çoğunun çürük zeminlerde yapıldığı tespit edildi."

Yapı denetimi sorunu

İmar Kanunu'nun denetim konusunda belediyeler ve inşaat fenni mes'ullerine yüklediği sorumlulukların sadece kâğıt üzerinde kaldığı gerçeği de binlerce insanın hayatını kaybetmesi ile anlaşılabildi. Yapılardaki denetim eksikliğini gidermek için imar mevzuatında yapılmak istenen değişikliklerde de her zamanki 'iki ileri bir geri manzarası' yaşandı. İmar Kanunu, pratikte işlevsiz hale getiren denetim eksikliğini gidermek amacıyla ilk çare olarak Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yoluna gidildi. Böylece devlet yapılarda can ve mal emniyetini güvence altına almak gayesi ile ilk defa yasal düzenleme yaptı ve 10 Nisan 2000'de yayımlanan 595 sayılı KHK 10 Haziran 2000'de yürürlüğe girdi. KHK'ya göre yapı denetimini Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'ndan izin belgesi alarak faaliyet gösteren yapı denetim kuruluşları (YDK) üstlendi. A, B, C grubu olarak üçe ayrılan bu kuruluşların bünyelerinde en az 12 yıl mesleklerinde faaliyet gösterdiğini ispatlayan ve üyesi oldukları meslek odalarından almış oldukları uzmanlık belgeli, uzman mimar ve uzman mühendisleri bulundurma mecburiyeti getirildi. Bu kuruluşların görevlerinin başında proje onayından yapının bitimine kadar her aşamada inşaatın belirlenen standartlara uygun gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu konudaki denetimleri yapmak geliyordu. YDK'ya arsanın durumunu içeren jeolojik etüt raporlarını, hem de parsel bazında isteme yetkisi verildi. YDK, demir ve beton gibi inşaat malzemelerinden alınan numuneler üzerinde yapılan testlerin sonuçlarına göre inşaatın üst katlarına izin verme yetkisine de sahipti.

KHK'nın ardından kanun

Ancak 595 sayılı KHK 26 Mayıs 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlükten kaldırıldı. Bunun ardından tam bir kaos yaşandı. 530 YDK'da çalışan 10 bin mimar ve mühendis işsiz kalırken 27 pilot ilde sözleşmeleri yapılan inşaatların ruhsatları verilemedi. 26 Mayıs'tan 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 13 Ağustos 2001 tarihine kadar geçen 2,5 aylık sürede ruhsat işlemleri İmar Kanunu'na göre verildi. Yani deprem gibi acı bir tecrübeyi yaşayan bir ülkede bütün bunların üzerine sünger çekildi ve belediyeler binalara komik miktarlar karşılığında ruhsat verdi. Tarih yine tekerrür etti ve herkesin gözü önünde zemin etüdü olmayan, binada kullanılan demir, kum ve betonun analizi yapılmamış pek çok canlı tabut kat kat yükseldi. Anayasa Mahkemesi'nin iptalinin ardından kaos 13 Ağustos 2001'de yürürlüğe giren Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile yapılardaki denetim yeniden bakanlıktan izin belgeli özel kuruluşlara verildi. Bundan böyle bina ruhsatı talep edenlerin YDK'dan sertifika alması ve binanın denetimini bu kuruluşlara yaptırması gerekiyor. Denetim konusunda kaos sona erdirilmiş olmasına rağmen, yasa şu eksiklikleri de bünyesinde barındırıyor: Mali Mesuliyet Sigortası'nın olmaması, şantiye şefliği zorunluluğunun kaldırılması, Yapı Denetim Komisyonu'nda sivil toplum kuruluşlarına yer verilmemesi, kanunun uygulanacağı pilot il sayısının 27'den 19'a indirilmesi, zemin etüdü konusunda yetkilerin yine belediyelere bırakılması, ücretlerin fiks olarak belirlenmesi. (Turhan Bozkurt/ İSTANBUL (Zaman)




Başbakan Bülent Ecevit'ten iki yılın bilançosu

Barınma gereksinimi için sayısız çadırkentin yanı sıra 2,5 aylık bir sürede 44 bin kadar prefabrike konut yapıldı ve dağıtıldı.

Yapımına başlanan yaklaşık 40 bin kalıcı konuttan 27 bin kadarı tamamlandı ve bunların da büyük bir bölümü hak sahiplerine dağıtıldı.

Konutlarını kendileri yapan 13 bin kadar yurttaşa 12,3 trilyon lira, hazır konut alan 4 bin 600 yurttaşa da 28 trilyon lira ödendi.

İstanbul'da depremzedeler için Emlak Bankası'ndan 559 bitmiş konut satın alındı.

Orta hasarlı konutlarını onarmaları için 52 bin 600 yurttaşa 69,8 trilyon lira ödeme yapıldı.

Eğitim;

Toplam 5 bin 301 yeni derslikte yaklaşık 200 bin öğrenci kapasitesi oluşturuldu.

2 bin 415 derslikli 117 okulun ve 947 ek dersliğin yapımı sürüyor.

Bin 500 derslikli 32 yeni okulun yapımı planlandı ve ihale aşamasına getirildi.

Deprem sonrası öğretmen sayısı 11 bin fazlasıyla 66 bine ulaştı.

Sağlık;

Sağlık Bakanlığı ve SSK bünyesinde bin yataklı 16 prefabrike sağlık tesisi kuruldu.

Toplam 220 yataklı iki kalıcı hastane yapıldı.

Ekonomi;

Ziraat Bankası tarafından 13 bin depremzedenin 13 trilyon liralık kredi borcu ertelendi.

3 bin çiftçiye 4,5 trilyon kredi kullandırıldı.

Halk Bankası tarafından 11 binden fazla firmanın 13,1 trilyon lira kredi borcu ertelendi.

26 bin firmaya 201 trilyon lira tutarında Hazine ve banka kaynaklı yeni kredi sağlandı.

Vergi ve prim borçları ertelendi. Ertelenen vergi borçlarının yeniden tecil edilmesi ve uygun koşullarda taksitlendirilmesi için öngörülen başvurma süresi 15 Ekim'e kadar uzatıldı.

SSK ve Bağ-Kur prim borçları da 30 Haziran 2001'e kadar ertelendi. Bu tarihten sonra taksitler halinde ödeme kolaylığı getirildi.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'nca yapılan yardımlar 274 trilyona ulaştı. Yardım yapılanların sayısı 415 bini buldu.

Geleceğe dönük;

Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kuruldu.

Sicil Savunma örgütü güçlendirildi, geliştirildi ve yaygınlaştırıldı, arama ve kurtarma personeli sayısı 100'den bine çıkartıldı, 2 bin 500'den fazla ek personel kadrosu sağlandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri bu alanda çok iyi bir yapılanma gerçekleştirdi.

İlk kez Zorunlu Deprem Sigortası uygulanmaya başlandı.

Kızılay'ın yeterli duruma getirilebilmesi için önlemler alındı, yatırımlar yapıldı.

Afet Acil İletişim Projesi uygulamaya konuldu. Afet Operasyon Merkezi kuruldu. Depolar düzenlendi ve otomasyona geçildi.

İstanbul Acil Müdahale ve Erken Uyarı Projesi gerçekleşme yoluna girdi.

İstanbul'da depremden korunma ve deprem zararlarının azaltılması konusunda toplum bilincini yükseltmek amacıyla öğretmen, öğrenci ve velilere kapsamlı bir eğitim projesi uygulanıyor. Proje yeni illere de yaygınlaştırılacak.




'Kurallara bağlanmalı'

Yapı Denetim Kuruluşları Derneği (YDKD) Genel Başkanı Mustafa Pınar, depremden sonra imar mevzuatı konusunda yaşanan kargaşanın Türkiye'nin bu konunun ciddiyetini anlamamakta ısrar ettiğini ortaya koyduğuna dikkat çekiyor.

"İnsanların can ve mal güvenliği açısından son derece önemli olan bu sektör mutlaka bir kurala bağlanmalı." diyen Pınar, jeolojik zemin etüdü konusunda gecikmeli de olsa değişiklik yapıldığını, ancak yapı denetiminin esaslarını belirleyecek mevzuatın 1 yılı aşan bir sürede şekillenebilmesini eleştirdi. Pınar, belediyelerin denetim işini hem personel hem de araç-gereç yetersizliği sebebiyle yapamadığının görüldüğünü ifade ederek, "Birçok fenni mes'ul sorumluluğunu aldığı binanın yerini dahi bilmiyor. Mimar ve mühendis odaları üyelerinin görevlerini yerine getirip getirmediğini yeterince denetlemiyor. Eski yöntemlerle, eski uygulamalarla, eski kanunlarla ve eski idari mekanizmalarla yapılarda can ve mal güvenliğini sağlayamadığımız bir gerçek. Ancak yeniliklere kapalı, belirli çıkar çevreleri yapı denetimi hakkında çıkarılmak istenen yasalara ısrarla karşı çıkıyor. Yeni kanunda da eksiklikler var." dedi.




Acılar tazelendi

Onlar tam iki yıl önce derin uykularındayken yataklarından fırlamışlar, 7,4 büyüklüğündeki depremin şiddetiyle yerlere savrulmuşlardı.

Aradan geçen bunca zamana rağmen, 'o an' hiçbirinin zihninden silinmedi. Büyük depremin ikinci yılında, önceki gece saat tam 03.02'de, içlerinde depremin tortusunu taşıyan milyonlarca insan, düzenlenen törenlerle kaybettiklerini andı. Depremin merkez üssü Gölcük'te '17 Ağustos doğaya saygı günü' düzenlendi. İzmit'te ise Cumhuriyet Parkı'ndaki törende barkovizyon gösterilerini izleyen depremzedeler gözyaşlarına hakim olamadı. Adapazarlılar, saatler 03.02'yi gösterirken kaybettikleri yakınları için 1 dakikalık saygı duruşunda bulundular. Yalova'da depremzedeler Barış Manço Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen törenin ardından Deprem Anıtı'na çiçek bıraktılar (üstte). Deprem felaketinde 51 öğrencisini kaybeden Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesi'nde düzenlenen anma törenlerinde ise arkadaşlarını kaybeden öğrenciler gözyaşlarına boğuldu. Fikri Kaya-Duran Savaş / İZMİT ADAPAZARI (cha)




Haberleşme afetten etkilenmeyecek

Türk Telekom, muhtemel afetlerde yardım ve kurtarma hizmetlerinin koordinasyonu için mobil haberleşme terminalleri hazırladı.

Türk Telekom, ülkemizde meydana gelebilecek afetlerde yardım ve kurtarma çalışmalarının koordinasyonunda önemli rolü bulunan haberleşme hizmetlerinin kesintisiz verilebilmesi için bir dizi tedbir aldı.

17 Ağustos 1999'da yaşanan deprem felaketinin ardından depremzedelere 31 milyon dolarlık hizmeti karşılıksız veren Türk Telekom, böylesi büyük afetlerde uygulamaya koymak üzere bir Acil Durum Hazırlık Planı geliştirdi. Afetler sırasında yardım ve kurtarma çalışmalarının hızlı ve düzenli yürütülebilmesi için haberleşme imkanlarının geliştirilmesi üzerinde duran plan çerçevesinde, toprak altı ve üstündeki altyapının zarar görmesi halinde haberleşme hizmetleri taşınabilir uydu sistemleri aracılığıyla verilecek. Bu amaçla, 8'i havayoluyla, 3'ü de karayoluyla taşınabilen 11 mobil uydu terminali hazır bekletiliyor. Türk Telekom'un Acil Durum Hazırlık Planı afetlerde karayolunun zarar görmesi halinde, haberleşme sistemlerinin helikopterlerle olay yerine ulaştırılmasını öngörüyor. Bu amaçla, Genelkurmay Başkanlığı ile Türk Telekom arasında bir protokol imzalandı.

Bu arada, afetler sırasında uydular aracılığıyla yürütülecek haberleşmenin tümü, özel eğitim görmüş personel tarafından, Türkiye'nin uzaydaki 3 uydusu, Türksat 1B, Türksat 1C ve Türksat 2A üzerinden sağlanacak. Bütün bu sistemlere ek olarak, uluslararası düzeyde hizmet veren İnmarsat uydusundan da yararlanılabilecek. Türk Telekom, bu amaçla 10 adet İnmarsat Mobil Yer İstasyonu'nu da satın aldı.

Kamuoyunu bilgilendirme

Öte yandan, Türk Telekom yaptığı hizmetlerden kamuoyunu doğrudan haberdar edebilmek amacıyla pazarlama iletişimi tekniklerinden de yararlanmaya başladı. Türk Telekom'un daha çağdaş bir işletme yapısına kavuşması için yürütülen çalışmalar çerçevesinde, hizmetlerin kamuoyuna duyurulması amacıyla reklam ve tanıtım faaliyetlerine de öncelik veriliyor. Yeni dönem faaliyetlerini 'müşteri memnuniyeti' kavramı üstüne oturtan Türk Telekom, kurumdan kamuoyuna doğru bilgi akışına da büyük önem veriyor. Bu çerçevede, Türk Telekom muhtemel afetlerde uygulayacağı tedbirleri ilk kez basın ilanları yoluyla kamuoyuna duyuruyor. ANKARA (cha)




Şark çıbanı paniği

'GAP'ın vebası' olarak da adlandırılan şark çıbanı, Şanlıurfa'da gün geçtikçe yayılıyor. İlaç yetersizliği sebebiyle tedavi uygulanamıyor.

Şanlıurfa'da Şark çıbanı paniği yaşanıyor. Hastalığın ilde geçen yıla nazaran bu yıl yüzde 60 oranında artış göstermesi tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Şark çıbanı hastalığı geçen yıl Şanlıurfa genelinde 270 kişide görülürken, bu yılın ilk 8 ayında bu rakamın 380'e yükseldi. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri tedavi için Sağlık Bakanlığı'nın ilaç göndermesini bekliyor.

Kriz ilacı da vurdu

İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Necip Yemenici, Şanlıurfa'da sıkça görülen şark çıbanı hastalığının tedavisinde ilaç sıkıntısı çektiklerini belirterek, "Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle Sağlık Bakanlığı şark çıbanı ilacını gönderemiyor. Edindiğimiz bilgilere göre önümüzdeki günlerde Sağlık Bakanlığı açacağı ilaç ihalesiyle bölgeye ilaç gönderecek. İlaç geldiğinde biz de tedaviye başlayacağız." dedi.

Sinek sokmasıyla başlıyor

Dr. Yemenici, bölgede en çok Şanlıurfa'da rastlanılan şark çıbanı hastalığının sebebini de kent merkezinde yapılan hayvancılığa bağladı. Yalnızca Şanlıurfa'nın Eyyübiye Mahallesi'nde 2 binin üzerinde hayvan barınağının bulunduğunu söyleyen Dr.Yemenici, söz konusu hastalığın da hayvancılığın yapıldığı yerlerde bulunan tatarcık sineğinin sokmasıyla meydana geldiğini belirtti.

Hastalığın Şanlıurfa'da yoğun bir şekilde görülmesinin ardından İl Sağlık Müdürlüğü şark çıbanının önüne geçmek için Eyyübiye Mahallesi'nde bulunan Harran Kapı Sağlık Ocağı'nda hastalıkla ilgili bir ünite açtı. Ancak birimde ilaç olmadığı için her hangi bir hizmet verilmiyor. şark çıbanından muzdarip olan vatandaşlar, Sağlık Bakanlığı'nın bir an önce ilaç göndermesini bekliyor.

Aileler ne yapacağını şaşırdı

Eyyüp Güleri, çocuklarının bu hastalığa yakalandığını belirterek, "Şark çıbanı çocuklarımızın yüzünde ve vücudunun değişik bölgelerinde derin izler bırakıyor. Bu da onların üzerinde psikolojik problemler oluşturuyor. Yaşıtları çocuklarımızla dalga geçiyorlar. 2 aydır sağlık ocağına gidip geliyoruz ama ilaç olmadığı için çocuklarımızı tedavi ettiremiyoruz." dedi. ( Mehmet Dener / ŞANLIURFA(Zaman))




Basın Konseyi'nden SABAH'a uyarı

Basın Konseyi'nden yapılan yazılı açıklamada, İstanbul Memorial Sağlık Yatırımları AŞ'nin, 28 Haziran'da Sabah gazetesinde yayınlanan "Fethullah Hoca doktor topluyor" başlıklı haberle ilgili başvurusunu değerlendirdiği belirtildi.

Açıklamada, haberde, "Fethullah Hoca doktor topluyor...Tıpta yılın transferi Fethullah Hoca'dan... Tarikatçı imajını yıkmak için mi?.. Talimat Hoca'dan... Bu transferlerin Fethullah Hoca'nın talimatıyla yapıldığı belirtildi... Gülen'in, hastanenin imajını yenileyip yine cemaatine ait Fatih Üniversitesi'nin tıp fakültesine dönüştüreceği ifade ediliyor... Transfer atağıyla hastanenin tarikatçı imajının değiştirilmesinin amaçlandığı belirtiliyor." ifadelerinin yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, şöyle denildi:

Meslek ilkelerine aykırı

"Basın Konseyi Yüksek Kurulu, incelemesinde, haberin bazı açılardan eksiklikler içerdiği, haber kaynağının belirsiz olduğu ve haber konusu kurumu hedef alan ifadeler kullanıldığı sonucuna vararak, Basın Meslek İlkeleri'nin 'Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.' içerikli 4. maddesi ile 'Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.' içerikli 6. maddesini ihlal eden Sabah gazetesinin 'uyarılmasına' oy çokluğu ile karar vermiştir."




Varyag zirvesi

Çin'in, Ukrayna'dan aldığı Varyag adlı uçak gemisinin Boğaz'dan geçişine izin verilmesi karşılığında 2 milyon Çinliyi Türkiye'ye göndereceğini açıklamasının ardından Deniz Müsteşarlığı'nın 'geçişe izin verilmez' yönündeki görüşü, 'geçişte alınması gereken tedbirler konsepti'ne dönüştü.

Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay'ın Çin'in Ukrayna'dan satın aldığı eski uçak gemisi Varyag'ın boğazlardan geçişine olumlu yaklaştıklarını açıklamasının ardından gözler Denizcilik Müsteşarlığı'na çevrildi. Müsteşarlık, Dışişleri'ne daha önce gönderdiği konuyla ilgili bilgi notunda Varyag'ın Boğaz geçişinin Türkiye açısından riskli olduğunu belirtmişti.

Kapsamlı rapor hazırlanacak

İstanbul'da Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Başkanlığı'nın öncülüğünde yapılan ilk toplantıda konunun teknik analizi yapılırken, her kurumun müsteşarlığa sunulmak üzere kapsamlı birer rapor hazırlaması da kararlaştırıldı. Varyag zirvesine Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Başkanlığı, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Liman Başkanlığı, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden üst düzey yöneticiler katıldı. Daha sonraki toplantılara Genelkurmay'dan da bir temsilcinin katılacağı öğrenildi.

Turhan Bozkurt/ İSTANBUL (Zaman)




AIDS'li anne ağırlaştı

Şanlıurfa'da, 1996 yılında sezaryenle yaptığı doğum sırasında verilen kandan bebeğiyle birlikte AIDS hastalığına yakalanan Müzeyyen Işıkgöz, ishal ve mide bulantılarının artması nedeniyle Ankara Numune Hastanesi'nde tedavi altına alındı.

Rahatsızlanarak Diyarbakır'da hastaneye kaldırılan ve Ankara'ya sevk edilen Müzeyyen Işıkgöz, eşi Sedat Işıkgöz tarafından karayoluyla Numune Hastanesi'ne getirildi. "Tifo ve burusella" teşhisiyle hastaneye gelen Müzeyyen Işıkgöz, Ankara Numune Hastanesi İntaniye Servisi'nde tedavi altına alındı.

Müzeyyen Işıkgöz, Şanlıurfa Doğumevi'nde 1996 yılında sezaryenle doğum yaptığı sırada Şanlıurfa Kızılay Kan Merkezi'nden verilen kanın kullanılması sonucu, kızı Rukiye Işıkgöz ile AIDS'e yakalanmış, Rukiye Işıkgöz yaklaşık 1,5 yıl önce ölmüştü.

Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda, Sağlık Bakanlığı ve Kızılay Genel Müdürlüğü'nün, Işıkgöz ailesine, 142 milyar 500 milyon lira maddi, 10 milyar lira da manevi tazminat ödenmesine karar verilmişti.

Servet Dağ/Yalçın Kaya/ANKARA (Zaman)




Başarıya soruşturma

Bu yıl yapılan Devlet Parasız ve Bursluluk Sınavı'nda büyük başarı gösteren Hakkari, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bölgeye gönderilen 2 müfettiş tarafından yakın takibe alındı.

Hakkari'de sınavda başarılı olan öğrencileri Hakkari Milli Eğitim Müdürlüğü'ne çağırarak tek tek ifadelerini alan müfettişler, basın mensuplarının sorularını cevapsız bıraktılar.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından haziran ayının ikinci haftasında Türkiye'nin bütün illerinde yapılan Devlet Parasız ve Bursluluk Sınavı'nda ilk 100 öğrencinin Hakkari'den çıktığı ifade edildi. Usulsüzlük yapıldığı iddiası üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'nın emriyle Hakkari'ye gelen 2 müfettişin çalışmaya başlamasıyla Hakkari Milli Eğitim Müdürlüğü adliye binasına döndü. Müfettişler yaklaşık 5 saat süresinde sınavda başarılı olan öğrencilere çeşitli sorular yönelttiler. Bu arada sınavın yapıldığı 5 lisenin de müfettişler tarafından yakın takibe aldığı bildirildi. Behçet Dalmaz /HAKKARİ (cha)




Zorunlu bağışa tepki yağdı

Müstakil Tüketiciler Birliği'nin (MTB) zorunlu bağışın haritasının çıkarılmasına yönelik projesinin daha ilk gününde tam bir talep patlaması yaşandı.

Zaman'ın konuyla ilgili 'Zorunlu bağışa yakın takip' başlıklı haberinin ardından MTB'nin telefon ve faksları kilitlenirken, şikâyetlerin başında Bağ-Kur'un 5 milyonluk gelir pulu uygulaması yer aldı. Telefon, faks ya da elektronik posta yoluyla MTB'ye ulaşan vatandaşlar söz konusu uygulamaya tepki gösterdiler. MTB'ye gelen zorunlu bağışla ilgili diğer verilerden bazıları ise şu şekilde sıralandı: Nüfus müdürlüklerinde alınan 2 milyon liralık faks parası, doğrudan gelir desteği için çiftçilerden alınan 5 milyon liralık bağış, araçların egzoz emisyon ölçümü için Çevre Koruma Vakfı'na verilen 4 milyon lira, Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü'nde silah ruhsatı için 26 milyon lira dosya parası, Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Derneği'ne pasaport için 10 milyon lira.

Turhan Bozkurt/İSTANBUL (Zaman)



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.