GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

20/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



HAYAT 


'Kurtarmıyo gâri'

Üzüm geçen seneye göre daha ucuza satılıp, giderler çoğalınca bir yıllık çalışmanın semeresinin toplandığı bağbozumuna gölge düştü...
Ağustos ayı aylardan en güzeli Ahmetli halkı için... Sadece onları değil Manisa ve civarındaki ilçelerde yaşayanların da yüzünü güldürüyor bu ay; çünkü bir yıl boyunca emek verilen üzüm bağları ağustos ayında bozuluyor birer ikişer. Yolunuz böyle bir zamanda oraya düştüyse bilirsiniz; yollar Doğu'dan üzüm kesmeye gelen mevsimlik işçiler, kasalara yerleştirilmiş üzümleri taşıyan traktörlerden geçilmez. Beton zeminlerin üzerine serilen altın sarısı üzümleri kurumaya bırakan yöre halkı 'Rus malı' dedikleri yandan kasalı motosikletleriyle yorgun argın evlerine dönerler...

Lakin bu sene, yani malum herkesin hem söylemekten hem de duymaktan bıktığı şu kriz senesi, bağbozumunun yapıldığı ağustos ayı, borçların ödendiği, düğünlerin yapıldığı, yüzlerin güldüğü önceki ağustoslar kadar muteber değil buralarda... Altın sarısı üzüm geçen sene 500 bin lira iken bu sene 400 bin lira olmuş çünkü, üzümler çürümesin diye kullanılan ilaçların fiyatı ise yüzde 200 artmış...

Gezdiğimiz civar köylerde herkes üzümlerin çürüdüğünden yakınıyor, bağa girilince ekşimsi bir koku yayılıyormuş etrafa... Babasından kalan bağı, kız kardeşi ve eniştesiyle birlikte işleten Nermin Şaşmaz, 3 ton üzümden yaklaşık 1 milyar lira kazanıldığını, tüm masraflar çıkarıldıktan sonra elde ancak 300–400 milyon lira kaldığını söylüyor. Bir yıl boyunca tüm ümidini üzüm bağına bağlayan birinin bu parayla ne yapacağını soran Şaşmaz; "Biz, üzümleri ilaçladık, çürütmedik ama bunu yapamayan çok insan oldu. Bağın bakımı çok zahmetli ve pahalı, insanın başka bir işle uğraşmasını engelliyor; ama yan gelir olmadan da üzümden para kazanmak çok zor artık." diyor. (Ülkü Özel Akagündüz)




Yaşam özürlü için çok zor: Mimari de engelliyor

Fiziksel, psikososyal ve ekonomik sorunlarla mücadele eden özürlüler, bunlar yetmezmiş gibi mimari yapılar tarafından da engelleniyor.

Uzman fizyoterapist Mehmet Özkeskin, özürlülerin fiziksel, psikososyal, mesleki ve ekonomik birçok problemleri bulunduğunu hatırlatarak bütün bunlar yetmezmiş gibi bulundukları çevrede karşılaştıkları mimari engellerin onlar için büyük bir problem oluşturduğunu ve bağımsızlık seviyelerini olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi.

Fiziksel yetersizliğin değişik derecelerinde özürlünün günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için özürlü ile barışık bir çevrenin oluşturulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizen Özkeskin, "Mimari engelleri bulunan bir evde yaşayan özürlü kişinin günlük yaşamını bağımsız olarak sürdürememesi zaten düşük olan fiziksel yeteneklerini daha da sınırlamakta. Eve, yatağa ve aileye bağımlı tüketici bir birey haline gelmektedir." dedi.

Rehabilitasyon merkezi az

Türkiye'de rehabilitasyon merkezlerinin yetersiz olmasından dolayı, rehabilitasyon hizmetlerinin büyük bir çoğunluğunun evde yapıldığını vurgulayan Özkeskin, "Özürlü, fizyoterapi ve rehabilitasyon programı ile ulaştığı fonksiyonel kapasitesini günün önemli bir kısmını belki de tamamını geçirdiği ev ortamında kullanabilmeli, bağımlı olmaktan kurtulmalıdır." şeklinde konuştu.

Genelde bir evdeki ilk engelin giriş olduğunu belirten Özkeskin, şöyle konuştu: "Girişte eşik ve basamak olabilir. Kapı çok dar veya açmak için fazla güç gerektirebilir. Dar koridorlar ve yetersiz genişlikteki kapılar özürlünün bağımsızlığını olumsuz yönde etkiler. Bunun yanında tekerlekli sandalyedeki özürlüler, giriş ve çıkışlarda rampa ve asansöre bağımlıdır. Bunlar her binada bulunuyor ancak standartlara uygun boyutta değil."

(Mustafa Kuşen)




Evlatlık edinene izin: Doğurmuş gibi olacak

Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı yasa taslağına göre, 2 yaşında bir çocuğu evlat edinen kadına da doğum izni verilecek.

Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları (KSS) Genel Müdürlüğü, doğum yaparak çocuk sahibi olan kadınlardan sonra evlat edinen çalışan kadınların da doğum izninden yararlanmaları için kolları sıvadı.

Bakanlıkların görüşüne sunulan taslağa göre, devlet memuru kadınlar ile işçi kadınlar en fazla 2 yaşındaki bir çocuğu evlatlık edinmeleri halinde, evlatlık edindikleri tarihten itibaren 8 haftalık ücretli izinli olacaklar. Ücretli iznin bitiminden itibaren evlat edinen memur anne ya da baba, 6 aya kadar ücretsiz izin alabilecek. Bu izin gerekli hallerde 12 aya kadar uzatılabilecek.

1475 ve 657 sayılı kanunlara tabi olarak çalışanlar, doğum öncesi 6 hafta, doğum sonrası 8 hafta ücretli izin kullanabilecekler. Süt izinleri ise ücretli izni takiben 4,5 ay süre ile günde 1,5 saat olarak belirlendi.

Daha önce hazırlanan, ancak kurumlar arasında görüş farklılığı nedeniyle sonuçlandırılamayan taslak, ILO sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı gibi uluslararası normlar da dikkate alınarak, çocuk bakımı ve süt izinleri işçi ve memurlar arasında eşitlenerek hazırlandı.

Ayrımcılık kalkıyor

Taslağın genel gerekçesinde, ülkede cinsiyete dayalı rol ayrımlarının ortadan kalkması, çalışan kadının doğum nedeniyle mağduriyetinin önlenmesi, çocuğun doğumundan ya da evlat edinilmesinden itibaren 12 aya kadar bir süre içindeki sorumluluğun anne, baba ve devlet ya da işveren tarafından eşit şekilde paylaşılmasının öngörüldüğü belirtildi.




Beyin krizine dikkat edin!

Kadın ya da erkek fark etmeksizin 60 yaşından sonra geçirilen gribal enfeksiyon bile beyin krizine yol açabiliyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gazi Özdemir, beyin krizinin yaşlılık hastalıkları grubunda en çok rastlanan hastalık olduğuna işaret etti.

Özdemir, "Hastalık, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sosyoekonomik bir problemidir. Tüm dünyada her yıl 20 milyon kişi beyin krizine uğrayarak üretimden ayrılıp tüketime geçiyor. Türkiye'de ise beyin krizi görülme sıklığı 100 bin kişide 175'tir." diye konuştu.

"Bu hastalığın belirtileri kişilerde kalıcı veya geçici olabilir. Vücudun bir yarısında uyuşma, karıncalanma, kuvvet azalması, bir veya iki gözde ani görme bulanması veya kaybı, konuşma veya anlamada duraklamalar, bilincin koordinasyonun veya denge halinin ani bozulması, şiddetli sersemlik, düşme halleri, nedensiz ve aniden ortaya çıkan çok şiddetli baş ağrısı, kusma ve bulantı hastalığın belirtileri arasında sıralanabilir.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.