GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

20/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



 


Almanlar suçlusuna bile sahip çıkıyor

Gelişmiş ülkelerin vatandaşlarına ne kadar değer verdikleri, geri kalmış ülkelerinse insan yerine koymadığı her fırsatta dile getirilir. Bu sözün doğruluğunu yaşayan İzmir Zaman'dan İsa Sezen şahit olduğu örnek olayı anlatıyor:

Geçtiğimiz günlerde yatıyla mültecileri yurtdışına kaçırdığı iddia edilen Alman turist Christian Alfred Erwin, kendisine yardımcı olduğu iddia edilen Suriye uyruklu Addel Soliman'la birlikte gözaltına alındı. Her iki sanık Seferihisar Emniyet Müdürlüğü'ne getirildikten bir süre sonra adliyeye sevk edildiler. Burada gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin vatandaşına verdiği değeri ibretle izledik.

Alman turistin gözaltına alınmasından itibaren yanından ayrılmayan Almanca bilen iki Türk avukatı adliye koridorlarında da müvekkillerini bir dakika yalnız bırakmadılar. Bu sırada Alman turiste hemen bir tercüman bulundu. Tercüman, savcılıkta hem tercüme yaptı hem de Alman sanığın tüm ihtiyaçlarını (su, vb.) karşıladı. Duruşma boyunca Alman Konsolosluk yetkilileri Almanca bilen avukatı sürekli arayarak dakika dakika gelişmeleri aldılar.

Bu sırada Alman radyo ve televizyon kanalları, duruşmanın sonucunu öğrenmek için sık sık CHA'yı arıyorlardı. Bizim cep telefonumuz da 10 dakikada bir çalıyordu. CHA yetkilileri "Alman kanalları duruşmanın sonucunu istiyor. Hemen sonucu bildirin." diyorlardı.

Bir insana verilen değeri şaşkınlıkla izlerken başımızı Suriyeli sanığa çevirdik. Bir köşede sessizce oturmuş mahzun bir şekilde çevresine bakınıyordu. Ne geleni vardı ne gideni. Hakim karşısına çıktığında bir avukatı bile yoktu. Ancak Türk makamları tarafından kendisine avukat ayarlandı. Sonuçta her iki sanıkda tutuklandılar. Kararın ardından Alman Alfred Erwin'in tercümanı polislerin yanına gitti ve şöyle dedi: "Alfred Erwin cezaevinde mümkünse tek başına kalabileceği bir yer veya oda var mı diye soruyor." Tabii polisler de bu soru karşısında şaşırdılar. Bizim de aklımıza hemen F tipi cezaevleri geldi. Bizim ülkede F tipi cezaevleriyle mücadele için açlık grevlerine girildi onlarca kişi öldü. Elin yabancısı "illa ki tek kalmak istiyorum" diye tutturuyordu. Ne diyelim buna da Alman farkı olsa gerek.




Esnafı imha planı

Rahmetli Turgut Özal, yastık altına saklanan paranın piyasaya çıkması için büyük çaba sarf etti. Piyasa belki de biraz bu sayede canlandı. Şimdiki hükümet Apo'yu yakalayıp getirdi diye iş başına geçti; ama piyasa ekonomisine bahsi geçenden daha fazla zarar verdi. Üstelik Apo rahata kavuştu. Hiçbir vatandaş onun kadar rahat değil. O, ekmek elden su gölden, İmralı'da rahat rahat yaşıyor.

Esnaf ise kan ağlıyor. Verginin birine alışamadan, arkasından bir yenisi daha geliyor. Herkes elindeki parayı dövize çevirip yastık altında saklamanın hesabını yapıyor. O yüzden para piyasadan çekildi. O yüzden üretim durdu. O yüzden fabrikalar kapandı ve işsizlik büyüdü.

Şimdi vatandaş bankaya ve özel finans kurumlarına bile para yatırmıyor. Parası olanların büyük bölümü de çekti. Çünkü oraya da vergi dadandı. Diyorlar ki, esnafın büyük bölümü parasını, çekini saklamak için kasa kiralıyor. O yüzden de kiralık kasaların çoğu doldu.

Bunu yazmasak mıydı acaba? Hükümet oraya da el koyar da!...




Değişim

Merkez Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun siyaset konusunda ilginç görüşleri var. Bir cenaze için Erzincan'da bulunduğu sırada basın mensupları siyasete girip girmeyeceğini sordular. Bakın ne cevap verdi:

- Bürokrat olarak, siyasi partilere bağlı kalmaksızın siyaset yapıyorum. Aktif siyasete girebilirim; ama bu hareket Türkiye'yi baştan aşağıya değiştirecek bir hareket olmalı. Ben o hareketi bekliyorum.

Yazıcıoğlu, Türkiye'yi baştan aşağıya değiştirecek bir hareket bekliyorsa boşuna. Üç yılda ülkenin ağzını burnunu öyle kırdılar ki, dışardan bakıldığında ülkeyi tanımak çok zor!




Tele-küs

Rize'nin İkizdere ilçesine bağlı 50 hanelik Ortaköy'de muhtar Ömer Kumbasar'ın dışında kimsenin evinde televizyon yokmuş. Üstelik bunun sebebi fakirlik falan değil, köylüler televizyonun insanlar arası ilişkilere verdiği zararın farkına varmışlar ve bu aleti evlerine sokmamaya karar vermişler. Muhtarın evindeki televizyon ise sadece haberleri dinlemek için kullanılıyormuş.

Köylüler her akşam birisinin evinde toplanıp sohbet ediyormuş. Bu sohbetler o kadar güzel oluyormuş ki, bazen sabahlara kadar sürdüğü de oluyormuş. Hepsi de çok mutluymuş. Darısı bizim başımıza! diyelim.




Bırakın bu ayak(kabı)ları

Milliyet'in Anadolu turnesi hakkında yazdığımız iki yazı yeter diye düşünmüştük. Dün manşet üstünden yayınladıkları fotoğrafı görünce niyetimizi değiştirdik. Biliyoruz, 'Başka işiniz yok mu sizin kardeşim?' denilmesi riski var. Ona rağmen değinmeden geçemedik. Fotoğrafta Milliyet'in bütün yazarları ve ev sahipleri ayakta. Diğerlerinin ayaklarını görmüyoruz. Sadece Güneri Civaoğlu'nun ayakları görünüyor ve ayaklarında ayakkabıları. İçerideki sayfadaki fotoğrafta ise Meral Tamer'in çıplak ayakları göze çarpıyor. Demek ki, ayakkabısız giriliyor eve. Buna rağmen Civaoğlu ayakkabıyla evde dolaşıyor. Ben olsam, ayakkabıyla o yazarı eve almam!

Ayakkabı faslından daha önemli bir husus var. Ona da kısaca değinelim. Hasan Pulur 'İki yılda enkazı dahi kaldıramayan devlet, evrene bunun hesabını verebilir mi?' diye soruyor. Hani Kenan Evren hesap sorar da, evren hesap sorar mı hiç? Yoksa bunu yazarken, 'İlahi ikaz' gibi bir yorum yapılmasından mı korkuyor Sayın Pulur. Hani onu söyleyenlerin akıbeti belli de...



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.