Kriz ve umutsuzluk üzerine...
İçinden geçtiğimiz ekonomik ve siyasi kriz ortamı sebebiyle, hiç ummadığınız insanlarda bile ciddi bir umutsuzluk, bedbinlik ve karamsarlık gözleniyor. Yaşanılan bunalımdan çıkılamayacağını, kişi ya da kurum olarak burnu sürtülenlerin, millete yaptıklarının bedelini ödediklerini söyleyenler giderek çoğalıyor.
Değerleri yarı yarıya düşen verimli işletmelerin, sanayi kuruluşlarının, yok pahasına yabancı sermayenin iştahına terk edildiği gerçeği; krizin sadece bizim yöneticilerimizin hatalarından, beceriksizliklerinden kaynaklanmadığını da anlatıyor.
Ülkemiz kaynaklarının ucuza kapatılmasını isteyen güçleri yok sayamayacağımıza göre, milletçe umutsuzluğa düşmenin şer odaklarına tam da istedikleri ortamı sağlayacağını da unutmamalıyız.
Yaşadığımız krizin altında sadece siyasi zaaf yok. Psikolojik sebepleri de görmeliyiz. Yönetenlere duyulan güvensizliğe dayalı çaresizlik, milletimizin kuvve-i maneviyesini sarsmış bulunuyor.
Yönetenler, milletimize güven veremediği sürece sıkıntılar devam edecektir. Halbuki hükümet edenlere bakıyoruz, hâlâ oyun içinde oyun oynuyorlar. Azgın dalgalarla boğuşan bir gemide, kaptan köşküne hakim olma kavgaları veriliyor.
Millî mukavemet, milleti ayakta tutma azmi, kararlılığı böyle dönemlerde belli olur ve kıymet kazanır.
Milletimize düşen, her şeye rağmen varlık mücadelesini verebilmektir.
Bunun ilk şartı da ümitsizliğe kapılmamak, tabloyu büsbütün karanlık görmemek ve göstermemektir.
Türk milleti, imanı ile Türk milletidir.
Mü'minler, ümitsizlikle yıkılmadıkları gibi, tek başlarına da kalsalar devrilmezler. Peygamberimiz (sas), inananları ekine benzetmiş, "eğilseler bile ayağa kalkmasını bilirler" demiştir.
Böyle bunalım dönemlerinde inanan insanların tavrı çok önemlidir. Karamsarlık adına kendini balanlar çoğalsa da, neticeye, mü'minlerin dayanıklılığı, gayreti, çalışması, her yana umut veren dik duruşları tesir eder.
Kriz tablosu ne kadar umutsuzluk aşılasa da, mü'minler göz göre göre batmayı bekleyenler olamaz. Meydanı, yabancı ellere, yabancı hesaplara, karanlık emellere terk edemeyiz.
Türk milleti, yaşadığımız coğrafyada dokuz asır hükmetmesini bilmiştir. Şimdi, çağdaş saldırılara uğradık diye, kaderimize küsüp, kendimize kahredip teslimiyet psikolojisinin esiri olamayız.
Böyle bunalım dönemlerinde karşılıklı suçlamalar başka bir musibettir. Kabahati hep kendi dışımızda aramak, bütün olan biteni başkalarının kusuru ve kabahati olarak takdim etmek ve böylece moralleri bozmak bugüne kadar kimse için çözüm yolu olmadı.
Devlet ve hükümet dediğimiz şey, bir şahs-ı manevinin temsilidir. Aslolan millettir, devletin ve milletin devamlılığıdır.
Devletin ve hükümetin içinde birkaç adam yanlış yapıyor diye, devlet ve demokrasi düşmanlığı, zaaftan ve zarardan başka bir şey getirmez.
Aklı selim sahiplerine düşen, milletin kuvve-i maneviyesini kırıcı, moral bozucu, bedbinlik aşılayıcı ifade ve tavırlar içinde olmamaktır.
Türkiye; aldanmayan, aldatmayan, kararlı ve istikrarlı evlâtlarıyla istikbal vaat eder.
Kendini dokuz asırlık emanetlerin emanetçisi gibi görmeyenlerin, göremeyenlerin istikbal adına söyleyecekleri, yapacakları bir şey olamaz.
Emanetçilerin duruşunda doğruluk varsa, şartlar ne kadar ağır olursa olsun vatan sathında bir umutsuzluk atmosferi asla oluşmaz.
Kim ne yaparsa yapsın, kim nasıl durursa dursun hiç önemli değil.
Önemli olan Türkiye'nin ve Türk milletinin taşıdığı bütün yükü omuzlarında hissedenlerin duruşudur...
h.gulerce@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
19/
07/
2001...
Yenilikçiler için iki yol var...
24/
07/
2001...
Lütfullah Kayalar anlatıyor...
26/
07/
2001...
Yenilikçi yönetimin basiret sınavı
31/
07/
2001...
En çok sorulan soru...
02/
08/
2001...
Mahkemelik olmadan çözüm bulabilmek...
07/
08/
2001...
Siyaset ve istişare
09/
08/
2001...
7 Ağustos süreci
10/
08/
2001...
7 Ağustos süreci
14/
08/
2001...
MGK'nın demokrasi sınavı
16/
08/
2001...
Ak Parti
|