GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Etyen MAHÇUPYAN

Bir ileri iki geri

Başlık sosyalist literatüre aşina olanlar için yeni değil. Ama aynı terimi mehter marşından da biliyor ve hâlâ kullanıyoruz. Hatta denebilir ki modern Türkiye'yi en iyi anlatan terimlerden biri bu.

Bugünlerde siyasetin çizdiği mecra da tam bu şekilde tecelli ediyor. Önce Mesut Yılmaz'ın ulusal güvenlik çıkışıyla önemi birden artan MGK toplantısını ele alalım. Gerçi Yılmaz'ın manevralarını takip edenler büyük bir çatışma beklemiyordu; çünkü konu ulusun ayrıksı otlarından uzaklaşmış, koruma altında bir alan olan AB bağlamına taşınmıştı. MGK ise bekleneceği gibi AB'ye uyum kriterlerini genelde destekledi; ama tereddütlerin varlığı da yinelendi.

Neydi acaba bu tereddütler? Bunları da hepimiz biliyoruz: Bu tereddütler tam da ulusun ayrıksı otlarıyla, yani İslami ve Kürt kesimlerinin talepleriyle ilgili. Diğer bir deyişle 'ulusal güvenlik' tartışmasının tam göbeğinde yatan meselelerle... Böylece tepe mekanizmada herkesin kazandığı; ama ülkenin gene anlamsız bir oyalamaca içinde tutulacağını gösteren bir MGK yaşanmış oldu. Tepedekiler her şeyden önce 'uyumlu ve sorumlu' bir tablo çizdiler. Türkiye'nin Batı'ya olan 'bilinçli' yürüyüşü desteklendi. Ama aynı anda da çevreden merkeze yönelen taleplerin arka plana itilmişliği teyit edildi. Türkiye demokrasisiz bir Batılılık hayaline uygun olarak bir adım ileri iki adım geri, kendini aldatmayı sürdürürken; 'merkez' de merkezdekilere kaldı.

Bu zımni mutabakatın diğer yüzü, MGK toplantısını sarmalayan bir biçimde, öncesi ve sonrasında Tayyip Erdoğan üzerinde oynanan taktik hamlelerdi. İnsan düşünmeden edemiyor: Acaba Erdoğan'ın keşfedilen kaseti ulusal güvenlik tartışmasının Batı'ya yönlenmesinin karşılığı veya tamamlayıcısı mıydı? Çünkü Yılmaz'ın talip olduğu 'merkezdeki laik temsilci' rolü dikkate alınırsa, sonuçta asıl müstakbel rakibinin Erdoğan olacağı açık. Böylece artık tadı iyice kaçan bir kaşarlanmışlık örneğine, eski bir kasetin daha gazetecilik başarısı olarak ortaya çıkmasına tanık olduk. Bu arada devletin Başsavcısı, Erdoğan'ın siyasetten uzaklaşması ve başörtülülerin parti kurucusu olamamaları için teşebbüse geçti. Bu teşebbüsün hukukla hiçbir ilgisi olmayıp bir psikolojik kilitlenme hali olduğunu bildiğimiz için, işin o yanına hiç girmeyelim: Sorun laik kesimde Erdoğan'ın karşısına çıkabilecek güçte bir partinin bulunmamasıdır. Dolayısıyla ya demokrasiden vazgeçilecek ve Teknokrat Sevenler Derneği'nin çizgisinden gidilecek; ya da AK Parti gayrimeşru hale getirilerek, iktidar hakkına sahip olmaması gerektiği konusunda bir kamuoyu yaratılacaktır.

Bütün bunların Erdoğan ve partisine haksızlık olduğu açık. Ama dünyanın her yerinde merkez dışından siyasete talip olanların önündeki çıta yüksek olur ve hataların bedeli daha büyük kesilir. Türkiye otoriter zihniyet altında yönetildiği için bu çıtalar ve bedeller bizde ayrıca hakkaniyet dışıdır, manipülasyonlara dayanır ve hukuku kendisine alet eder. İyi de madalyonun bir de öteki yüzü yok mu? Ulusal güvenlik tartışması gündeme geldiğinde sütre arkasına yatan, ıslık çalarak mayınlı arazinin yanından geçmeye yeltenen bir 'çevre' partisinin direnme gücü ne kadar olabilir? Ayakta kalma kaygusunun ilkeli siyasetin önüne geçtiği bir parti, başkalarının en çiğ ilkesizliklerine bile katlanmak durumunda kalmaz mı? Gerçek bir muhalefet yürütmeden, çevreden gelip merkezi kolayca elde edeceğini sanmak siyasi naiflikten başka nedir? Kısacası Erdoğan'ın AK partisi bir adım ileri atmayı fazla önemsemenin bedelini bugün iki adım gerileyerek ödüyor.

Mehter marşı halen geçerliliğini koruyor. İktidar ve güç arayışının siyaseti belirlediği her ülkede olduğu gibi herkes bir diğerinin adımını geri düşürmeye uğraşırken, toplum olarak oyalanıp gidiyoruz.


e.mahcupyan@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

02/ 08/ 2001... Modern ahmaklıklar (2)
05/ 08/ 2001... Gerçek haymatloslar
06/ 08/ 2001... Modernistler ve demokrasi
09/ 08/ 2001... Laik kesimde kimlik krizi
10/ 08/ 2001... Laik kesimde kimlik krizi
12/ 08/ 2001... 'Kaliteli ötekiler' üzerine
13/ 08/ 2001... Gelelim ulusal güvenliğe
16/ 08/ 2001... Birkaç ayıklama
19/ 08/ 2001... Meselenin özü
20/ 08/ 2001... MGK niçin milli?


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.