GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hüseyin GÜLERCE

Denge

Demokrasiye şantaj kasetleri...

Şahsen ben Sayın Tayyip Erdoğan'ın, piyasaya sürülen kasetlerle ilgili ne diyeceğini doğrusu pek merak etmiyorum. Söyleyeceklerini önemsemediğimden değil, bu kasetli saldırıları ahlâkî ve doğru bulmuyorum. İnsanların kurtulmak istedikleri günahları, pişmanlık duydukları yanlışları, onlara hatırlatmak ahlâk dışı geliyor bana.

Gençliğinde, ya da şöhret basamaklarını tırmanırken hata etmiş bir insana, olgunluk devresinde, toplumda hatırı sayılır bir yer edindiğinde, geçmişin fotoğraflarını yayınlamak ne kadar ahlâkî ise, Tayyip Bey'in kasetleri de o kadar ahlâkîdir.

Kasetleri diyorum, çünkü söylentilere bakılırsa bu kasetlerden kimilerine göre 5-10, kimilerine göre 20-25 tane daha var.

Belli ki bu kasetler, kasetçiler çarşısından alınmıyor. "Birileri" tarafından saklanıp saklanıp "lâzım olduğunda" servise konuluyor.

1994'teki bir kaseti 7 yıl sonra ortaya çıkarmak siyasî ahlâka sığar mı? Bunu yapanlar lafa gelince, evrensel demokratik ölçülerden falan dem vururlar. Hangi Batılı ülkede, siyasî rakiplerin önünü kesmek için yıllar önce yapılan konuşmaların kaseti gösterime sunuluyor?

Ankara milletvekili Cemil Çiçek Saadet Partisi'ne katılmadı. AK PARTİ'yle ilgili kararını da henüz vermedi. Kendisine bu son kaset saldırısını sordum. Cevabı şu oldu:

"İçeriği başka bir değerlendirme konusu; ama Türkiye'de şantaj üzerine demokrasi olmaz..."

Sayın Çiçek bu son olayı, siyasette haksız rekabet olarak görüyor. Ve demokrasinin, demokratikleşmenin bir şantajla karşı karşıya olduğunu düşünüyor.

Sayın Erdoğan'ın kasetteki konuşmasının içeriğine gelince.

Ben inanıyorum ki, Tayyip Bey, kendisi de dinlediğinde "Niye böyle bir üslûpta konuşmuşum? Keşke o fikirleri öyle değil de şöyle ifade etseydim, şu söylediklerim de yanlış olmuş..." diye mutlaka düşünmüştür.

Çünki kasetteki üslûp ve değerlendirmeler bir kutuplaşma zeminine, her meseleye ideolojik yaklaşılan Türkiye şartlarına ait. Türkiye'nin ve dünyanın gerçeklerinin tam ve doğru okunamadığı (bu, sağcısı, solcusu, ülkücüsü, milli görüşçüsü herkes için geçerli) bir başka düzlemin, bir başka atmosferin konuşmaları onlar.

Aslında geçen yıl Sayın Cemil Çiçek Abant toplantısında güzel bir deyim buldu: "Demokratik tevbe"

Geriye dönüp hepimiz, bir demokratik tevbe yapmalıyız. Kendimiz açısından doğru sandığımız, doğru ilân ettiğimiz pek çok şeyin şimdilerde geçersiz olduğunu gördüğümüzü, ezilip büzülmeden söyleyebilmeliyiz.

Meselâ 68 kuşağı. Sol taraf, Türkiye'nin her meselesini devletleştirerek halledeceğini, halkı kendi yanlarına çekemeyecekleri için de adına "demokratik devrim" dedikleri bir askerî müdahale ile bu işi kestirmeden yapacaklarını söylüyorlardı. (Hasan Cemal, bu konudaki itiraflarını kitaplaştırdı. "Kimse Darılmasın Kendimi Yazdım" bu konuda gerçek bir ibret vesikasıdır.)

Ama ne oldu? Yıllarca devletleştirmeyi savunanlar şimdi özelleştirmeyi savunuyorlar. Askerî vesayete karşı çıkıyor, AB üyeliği için Anayasa'nın değişmesini, Batılı ölçülerde bir demokratik sistem kurulmasını istiyorlar. (Biz eski sağcılar da onlara hak veriyoruz, destekliyoruz.)

68 kuşağının sağ tarafı olan bizler de geçmişte Türkiye'nin meselelerini çözmeyi, "millileştirme"de buluyorduk. AB üyeliğine (o zamanki adıyla Ortak Pazar'a) karşı çıkıyorduk. Ama şimdi Yabancı Sermaye'nin gelmesine hayır diyor muyuz? (Desen, kaç yazar?)

Yani eski solculara şimdi "dönek", bize de "yabancı uşağı" mı denilecek?

Eski fikirlerinden, hele onlar dünyanın gerçeklerinden bîhaber ideolojik saplantıları yansıtıyorsa, "vazgeçtim" diyenlere makûl bir süre tanınmalı değil midir?

"Değiştim" diyen insanlara, eski yaptıklarını, söylediklerini hele dünya değişmişse, Rusya, Çin değişmişse başlarına kakmak mı doğrudur? Yoksa onları ne kadar samimi oldukları konusunda test etmek mi doğrudur? Test etmek için de onlara insaf dahilinde bir süre tanınmalı değil midir?

Tayyip Bey'in işinin zor olduğunu söylüyorduk. Ama böyle kaset saldırılarıyla demokrasiye şantaj yapma döneminin kapandığını zannediyorduk.

Devlet ve siyaset hayatında, ahlâkî değerleri çiğnemenin bir sınırı yok mudur?


h.gulerce@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

24/ 07/ 2001... Lütfullah Kayalar anlatıyor...
26/ 07/ 2001... Yenilikçi yönetimin basiret sınavı
31/ 07/ 2001... En çok sorulan soru...
02/ 08/ 2001... Mahkemelik olmadan çözüm bulabilmek...
07/ 08/ 2001... Siyaset ve istişare
09/ 08/ 2001... 7 Ağustos süreci
10/ 08/ 2001... 7 Ağustos süreci
14/ 08/ 2001... MGK'nın demokrasi sınavı
16/ 08/ 2001... Ak Parti
21/ 08/ 2001... Kriz ve umutsuzluk üzerine...


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.