GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Tamer KORKMAZ

Meğer, siyasi partiler, devlet dairesi imiş!

Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'ye yönelik ciddi reflekslerin ortaya çıkacağından, başından beri en ufak bir kuşku duymadım...

Bununla birlikte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun, Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunda "türbanlı kurucuların üyeliğine son verilmesi" talebi de yer aldı...

Sürpriz olan, buydu. Bir başka deyişle "inanılmaz" olan!

Kanadoğlu, diyor ki: "Devlet sistemimizde türban hakkında verilen yargı kararları üniversite öğrencilerini tehlike olarak görürken, iktidara geldiğinde devlet iradesinin oluşumunda söz sahibi olacak bir partinin kurucularının üniversitedeki öğrencilerden daha az tehlikeli olacağı söylenemez."

Üniversitedeki türbanın 'tehlike' kabul edilmesiyle başlıyor, büyük yanlış: Üniversitedeki türbanlılar, kesinlikle kamu hizmetinden yararlananlar statüsünde olduğu halde, kamu görevlisi muamelesine uğrayarak mağdur ediliyorlar...

Bu 'sekizde sekiz' hukuki yanlıştan hareket edilerek, türbanlı kadının, parti kurucusu veya üyesi olmasına izin verilmemesi gibi hiç olmayacak bir talep ortaya çıkıyor...

Her şeyden önce, siyasi partiler "devlet dairesi" değildir! Sırf, türbanlı kadına izin vermemek için, siyasi partileri bütünüyle 'kamu kurumu' kabul ettiğinizde zaten kafadan demokrasi dışına çıkmış oluyorsunuz.

AK Parti'nin türbanlı bayanlarının ileride milletvekili olabileceği iddiasından hareketle "İleride vekil olmaları mümkün değil. Öyleyse, kurucu veya üye de olamazlar." demek, kabul edilemez bir mantık yürütmedir; hukuka aykırıdır...

Bitmedi: Merve Kavakçı olayını hatırlayalım. Ona karşı çıkanların tümü, "Kavakçı, Meclis Genel Kurulu'nda başını açmalı, Meclis çatısı altında ise başını örtebilir." demiyorlar mıydı? (Kaldı ki, MHP'nin türbanlı milletvekili bu şekilde vekilliğine devam ediyor!)

Şimdi, bunlar bir kenara, türbanlı kadının, siyasi parti kurucusu veya üyesi olması bile "ciddi sorun/ tehlike" haline getiriliyor!

Başsavcı Kanadoğlu, bu durumun açık ve net bir hukuki dayanağı olmadığını kabul ettiği halde, "Milletvekili yemini dahi edemeyecek bu hanımların kurucu üyelikleri, AİHM kararı bağlamında zorlama ve dayatmanın başlangıcı olarak kabul edilebilir." gibi inanılmaz bir yorumda bulunuyor.

Yani, parti kurucusu veya üyesi türbanlı kadın, vekillik ne kelime, herhangi bir partinin kapısından içeri adımını attığı an, rejim açısından tehlikeli hale geliveriyor!

Türbanlı kadına, vekillik yolundan sonra, temel hürriyetleri arasında yer alan siyaset yapma yolu da kapatılmak isteniyor. (Kadın haklarının çağdaş savunucuları, sözünü ettiğimiz kadınlar solcu olmadığı için sizlerin bu açık ayrımcılık karşısında endişelenmenize hiç gerek yok!)

Özetle, yasalarda olmayan bir kısıtlama, 'mevhum' bir yorumla uygulanmaya çalışılıyor.

***

Başsavcı Kanadoğlu'nun, AK Parti lideri Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlıktan uzaklaştırılması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu, Türkiye'de siyasetin normalleşmediğini bir kez daha kanıtladı.

Anayasa Mahkemesi'nin Hasan Celal Güzel bağlamında aldığı karardan sonra, çokları "Erdoğan'ın yolu açıldı, siyaset de normalleşmeye başladı." diyerek acele ettiler. Son 'resmi refleks' Türkiye gerçeğinin ne olduğunu ortaya koydu.

Söz konusu gelişmeler, zaten perişan vaziyette olan Türk siyasetinin hareket alanını iyice daraltacaktır. Seçmenden hayli ciddi bir ilgi gördüğü halde kucaklayıcı bir çıkışı başaramayan AK Parti'yi, bundan böyle zor günler bekliyor.

Buna karşılık, AK Parti'ye olan ilginin giderek gerileyeceği öngörüsünden yola çıkarak; kimi partilerin, özellikle ANAP'ın oyunun artacağını sananlar fena halde yanılırlar!


t.korkmaz@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

26/ 06/ 2001... Zorlaştırmadan, odaktan ve emaneten!
27/ 06/ 2001... Mahşerin en son dörtlüsü
28/ 06/ 2001... Kartel'in Üç Harikası
29/ 06/ 2001... Hani, olur da kurultayı kazanırsam...
03/ 07/ 2001... Bir kurultay da benim için, lütfen!
04/ 07/ 2001... IMF şaşırma, sabrımızı taşırma!
05/ 07/ 2001... Seçim yenilgilerinin baş mimarı!
06/ 07/ 2001... İşaretimi bekleyin!
21/ 08/ 2001... Erdal Bey ile, siyahlar daha siyah!
22/ 08/ 2001... Pembe, pembe, tozpembe!


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.