Bir değişenden farklı analiz
Geçmişte farklı fikirleri savunup daha sonra değişen birçok isim var medyada. Bunlardan biri de Gülay Göktürk. Sabah yazarı, kendisi gibi değişen; ancak tartışma konusu olmayan isimlerle 'değiştim' diyen Tayyip Erdoğan arasındaki inandırıcılık farkını analiz etti:
'Eğer, Erdoğan'ın 1993'te yaptığı o konuşma bugün hâlâ oldukça geniş bir kesimi etkileyebiliyorsa; kasetteki o vahim sözler Erdoğan'la ilgili önyargılarından kurtulmaya çalışan kesimlerin bile tüylerini diken diken ediyorsa, bunun sebebi, aradan geçen sürede fazla bir şey söylenmemiş olmasıdır.
Şöyle düşünün:
Bugün birileri benim, yıllar önce Leninizm'i ve proletarya diktatörlüğünü savunan bazı yazılarımı yayınlasa ve 'Liberalim diyene bakın, neler söylemiş' demeye kalksa... Ya da diyelim Taha Akyol'un yıllar önce MHP'liyken yazdığı bazı yazılardan alıntıyla Akyol'un şoven milliyetçi olduğunu iddia etmeye kalksa...
Bu alıntılar herhangi bir etki yaratabilir mi? Herhangi bir merci, bizi geçmiş görüşlerimizle yıpratabilir mi? Yıpratamaz.
Çünkü biz aradan geçen sürede çok şey söyledik. Geçmişimizle bugünümüz arasında bir kopukluk yaratmadık. Bugünkü tezlerimizi, geçmiş tezlerimizle giriştiğimiz amansız bir tartışma ve dişe diş bir fikir mücadelesi içinden süzüp çıkardık. Reddettiğimiz tezlerimizi nasıl bir akıl yürütme ve nasıl bir pratik sonucu reddettiğimizi, başkalarına da aktarmaya çalıştık.
Ama kendilerine 'Yenilikçi' diyenlerden hiçbiri bunu yapmadı.
Bugün o kasetler siyaseten hâlâ yıpratıcı olabiliyorsa, bunun sebebi hiçbirimizin, Tayyip Erdoğan'ın yaşadığını söylediği değişim sürecini izleyememiş oluşumuzdandır.'
Erdoğan'ın yeni kaseti çıktı!
'Kurtkapanı' olarak bilinen siyaset meydanı Unkapanı'na döndü. Sahneye her çıkan aday, bir kasetle çıkageliyor. Daha doğrusu birileri spot ışıkların altına çıkarken ona şöyle çok ses getirecek, 'bomba gibi' bir kaset çıkarıyor. Kaseti sattıracak yeni bir şey yoksa, eski kayıtlardan bir 're-mix' yapılıyor. Bir tür 'best of' çalışmasıyla en iyi bölümler yeniden toparlanıyor. (...) Bu 'tatlı sürpriz' de gösterdi ki, piyasada 'herkesin bir kasetlik canı var'. Demokrasimizin arşivlerinde her amaca uygun dizi dizi kaset bulunduruluyor. Yapılacak tek iş, uygun zamanı kollamak.
Can Dündar / Sabah
Sorulmayan sorular
Hürriyet'ten Cüneyt Ülsever, AK PARTİ ile ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yaptığı başvuru ile ilgili olarak 1994 yılında kurulan YDH'de ve Saadet Partisi'nde de birer kurucu üyenin başörtülü olduğunu hatırlattı. Ülsever'in bu konudaki sorusu şöyle:
Cumhuriyet Savcısı, "siyasi bir hareketin eylem boyutu kazanmasını devlet engelleyebilir'' diyerek hiçbir kanuna dayanmadan tesettürlü kurucuların kuruculuklarının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor. 1994 yılında kurulan YDH'de kurucu üye olarak Sevim Yayla vardı. Yeni kurulan Saadet Partisi'nde de Gülten Çelik var. Bu iki hanımefendi de tesettürlü! Bunların eylem boyutu yok mudur?'
Demokrasiye yeni sınırlar
Başörtülülere siyasetin her türlü yasal yolunun kapatılması, başka hiçbir şeyle değilse bile Atatürk'ün temel prensipleriyle çelişir. Çünkü bu ülkede başörtülüler dahil kadınlar medeni ve siyasi haklara sahipse bu, Atatürk sayesinde oldu ve şimdi Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyet'in Yargıtay Başsavcısı, bazı kadınların elinden bu hakların alınması için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor. Bu başvuruyu, Anayasa Mahkemesi'nin Fazilet Partisi ile ilgili kapatma kararının cesaretlendirdiği anlaşılıyor. Bu kararın gerekçesi henüz yayımlanmadığı için Başsavcı Kanadoğlu'nu tam olarak neyin cesaretlendirdiğini bilemiyoruz. Anayasa Mahkemesi, umarım Türk demokrasisine yeni sınırlar getirmez, bizler de bu ülkedeki rejimi hâlâ demokrasi diye savunabiliriz.
İsmet Berkan / Radikal
GÜNÜN LAFI:
Yasal bir engel yok; ama iş kapatma davasına varmasın diye uyardım. Bu üyeler ihraç edilmezse Meclis'te aynı olaylar yine yaşanacak.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu
|