Zorunlu bağışa son verilemez mi?
Bir gün birisi çıksa da şu zorunlu bağışın önüne bir geçse, son verse bütün bu anlamsız uygulamalara... Vatandaşlık hizmetleri artık (normal olması gereken şekilde) parasız, pulsuz olsa çağdaş ülkelerdeki gibi. Bu kriz günlerinde millet nezdinde yapacağı olumlu etkiyi düşünebiliyor musunuz?..
Vatandaşlık görevinizi en iyi şekilde yapıyorsunuz, verginizi veriyorsunuz; ama nereye, hangi daireye gitseniz 'zorunlu bağış' ödemeden çıkmanız neredeyse imkansız gibi. Eskiden ihtiyaçlar belirtilir, masa, sandalye gibi, siz de o konuda yardımcı olurdunuz. Ancak şimdilerde nakdi bağış yapmak zorunda bırakılıyorsunuz. Bunu zaman zaman dile getirdiğimizde ise ilgili bakanlık yetkilileri hemen 'devletin karşılayamadığı bazı sıkıntıların giderilmesinde' kullanıldığı yolunda cevabını yetiştiriyor. Fakat bizim gelenek, görenek ve törelerde gördüğümüz bağış isteğe bağlı yapılır ve kutsal bir önem taşır. Bağış yapan ahirete yatırım yapmış bir müteşebbis gibi haz alırdı.
Günümüzde ise bu iş zoraki bağış(!) hale getirildi. Devlet bir konuda yeterli ödenek ayıramadığı zaman, deprem, sel, eğitime katkı gibi ek vergilerle zaten halkın desteğine başvuruyor. Daha maaşımız cebimize girmeden erimeye başlıyor. Hal böyle olunca ekstradan vermek zorunda bırakılan, geçim sıkıntısıyla beli bükülmüş halkımız bu tür bağış baskısıyla adeta bezginleri oynuyor.
''Ben sabit ücretlere isyan eden, hazmedemeyen bir vatandaş olarak yine bir zoraki bağış makbuzu ödemek zorunda kaldım. Devletimiz 50 dolar karşılığını tahsil etmeden dışarı salmıyor. Emniyet ise 10 milyon TL almadan pasaport vermiyor ve buradaki bağış makbuzları yıllardır sürüyor. Vatandaş ödesin, nereden bulursa bulsun kime ne!?.'' diyen İstanbul'dan Şenol Tezcan, bütün bu uygulamalardan çileden çıkmış on binlerce vatandaşımızdan sadece birisi.
Aslında krize giren sadece devlet ve daireleri değil, asıl ekonomik krizi vatandaşımız yaşıyor. Halk artık katıktan vazgeçti ekmek bulmanın telaşında.
Bu zor günlerde en azından zoraki bağışlara bir ara verilerek halkımıza az da olsa bir nefes aldırılsa fena mı olur?
Ne dersiniz?..
Nöbetçi eczane tartışması
29 Haziran 2001 tarihli Millet Kürsüsü'nde, 'Nöbetçi eczaneler gizli mi tutulmalı.' başlığı altında yayımlanan yazıyla ilgili Hardal Eczanesi sahibi Hulusi Zülfikar bir açıklama gönderdi. İlgili tarihte eczanesinin üzerinde 'Nöbetçi eczane' ibaresinin bulunduğunu söyleyen Zülfikar'ın açıklaması şöyle: "Mezkur eczanenin sahibi ve mesul müdürü olarak uzun yıllardır mezkur yerde eczanemi işletmekte olup bugüne kadar böyle bir iddia ile karşılaşmış değilim. Nöbetçi eczanelerin isim ve adresleri istisnasız her gün vitrinimizde görünecek şekilde konulmaktadır."
Bu arada şikayet sahibi Sayın Faruk Öncel'in açıklamayla ilgili görüşleri ise şöyle; ''Adı geçen eczaneye 1.06.2001 günü saat 22.00'de gittiğimde 'Nöbetçi eczane' yazılan panonun olduğunu; ancak üzerinde 'nöbetçi eczane' isminin bulunmadığını bizzat müşahede ettim.''
Takdir kamuoyunun..
Kayyımların derece beklentisi
Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı olarak görev yapan müezzin kayyımlar mağdur olduklarını belirttikleri bir hususu Millet Kürsüsü'ne ulaştırarak bu problemlerinin çözülmesini istiyorlar.
Müezzin kayyım olarak görev yapan görevlilerin neredeyse hepsinin imam hatiplik müktesebatı var. Kadroları; müezzin kayyım olduğu halde çoğu zaman imam hatiplik ve müezzin kayyımlık görevlerini de beraberce ifa ediyorlar.
Kısaca, yüksekokul mezunu imam hatiplerin 1. dereceye kadar yükseldiği halde yine yüksekokul mezunu olan müezzin kayyımların maksimum 2. dereceye kadar yükselebiliyor olmasını tezat bir durum olarak değerlendiriyorlar.
Diyanet İşleri yetkililerinin bu çelişkili durumu düzelteceğinden şüphemiz yok...
Saymo Telekom'a teşekkür
Ortalık, kapkaççıdan, hortumcudan, dalavereciden geçilmezken dürüst esnafın değeri daha bariz bir şekilde anlaşılıyor. Bir tarafta kredi kartınızdan yapmadığınız tutar çekilirken, kredi kartları ile igili onlarca hile piyasada uygulama alanı bulurken bazı esnafın müşterilerine olan davranış ve bakışı gerçekten gurur verici. 'Vay be hâlâ insanlık ölmemiş' dedirten gelişmelerle, geleceği artık kapkara gören insanlarımız yeniden ümitvar oluyor.
İstanbul Şirinevler'de Turkcell bayii olan Saymo Telekom da istikbale ait ümit aşılayan bir kurum. Geçtiğimiz cumartesi günü hazır kart almaya giden bir vatandaşımız, kredi kartını unutuyor ve hafta sonu boyunca da unuttuğunu fark etmiyor. Pazartesi işbaşı yaptığında kredi kartının ait olduğu finans kuruluşu, kendisini arayarak kartını Saymo Telekom'da unuttuğunu, dükkân sahibinin kendilerini beklediğini belirtiyor. Bu ikazla kartının olmadığını fark eden vatandaşımız, Saymo'ya giderek kimlik gösterip kartını alıyor. Tabii ki teşekkür ve takdirlerini de ihmal etmiyor.
Bu zor zamanda bu türlü güzel davranışlar sıkıntıda olan vatandaşımıza ilaç gibi geliyor.
İnsanlarımızın zaten özelliği olan dürüstlüğün haslet olmasına üzülürken diğer taraftan bu örnek davranışından dolayı Saymo Telekom'u kutluyorum.
|