Kararı siz verin
Sekizler grubu (G-8'ler): ABD, Kanada, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Japonya, bunlar zengin ülkelermiş... Kanada, Rusya, İtalya hatta İngiltere'nin zengin ülkeler arasında sayılması ekonomiyle beraber politik durumun da göz önünde bulundurulduğunu gösterir. Bunlar globalleşen dünyada yerini alan veya alması düşünülen ülkeler olsa gerek.
Aslında ekonomide, politikada ve kültürde globalleşen bir dünya vardır. Buna dünya devleti denirse iktidarda kim olacak? Dünya bir köy ise muhtarı kim? Dünyayı yönetenler varsa jandarması kim?
Amerika'nın, NATO'nun ve AB'nin dünyayı yönetmedeki yeri inkar edilemez. Çin'i, Hindistan'ı ve Müslümanları unutmayınız.
1918'den bugüne siyasi haritalar çizilirken kalem, kalkınmış ülkelerin elindeydi. Sömürü planı uygulanırken küçük ülke sayısının artmasına önem verdiler. Çünkü küçük ülkeler, büyüklerin ayakta kalmasına yardımcı olacaktı ve oldu. Şimdi G-8'ler döndü kırk yoksul ülkeye yardım edecek... Balık tutması öğretilmeyecek, balık verilecek... Ama bütün ülkeleri içki, uyuşturucu, AIDS gibi hastalıklar, işsizlik ve suçlu oranının artması tehdit ediyor.
Kapitalizmin getirdiği dengesizlikler insan ruhuyla bağdaşmıyor.
Rusya ve Çin de kapitalist denemelere girdiğine göre sosyalizmdeki ümitler de sönmüş demektir.
Dört yüz Amerikan zenginin serveti, İngiltere'nin milli gelirine eşit. Microsoft'un sermayesi yirmi beş milyonluk Peru'nun milli hasılasından fazla. Kuzey Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde fert başına düşen milli gelir yirmi bin doların üzerinde iken Türkiye'de sadece iki bin dolardır. Ama Türkiye halkının yüzde onu olan zenginlerde fert başına düşen milli gelir otuz bin doların üzerindedir.
Kalkınan ülkeler, geri kalan ülkeler olduğu gibi; kalkınan şehirler, geri kalan şehirler de vardır. Yüz binlerce şirketin içinde başarılı olanların sayısı çok azdır.
Türkiye'de altı bine yakın yabancı firma var, bunların ekserisi, ülkelerindeki dev şirketin temsilcisi durumundadır.
Türkiye'nin yabancı sermayeye kucak açmaması, gelenleri de kaçırması, teknolojinin gelmesini önlediği gibi, beyin göçüne de sebeptir.
Yabancılara arazi satılmaması da dış sermayeyi ürkütmüştür.
2 Haziran 2000 tarihinde ABD Büyükelçisi Mark Parris'in gazetelerde bir beyanatı çıkmıştı: "Güneydoğu Anadolu bir hazine!" demişti.
Dahası var: Harita üzerinde Rize'den Adana'ya bir çizgi çekin doğuda kalan bölgenin altı petrol, dağları maden dolu; her nehir (her elli kilometrede bir) elektrik barajına müsait. Bu haliyle doğuda kalan bölgenin bütünü bir hazine!
Türkiye bütünüyle bir hazine değil mi? Ne yazık ki zengin bir ülkede fakir bir millet yaşıyor. IMF'den borç almak bile iktidar için başarı...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi kira sözleşmesine (bundan sonra) içki yasağı maddesini koymayacakmış... Görseniz birileri ne kadar çok seviniyor, artık çağdaş oluyormuşuz...
"Muasır medeniyet seviyesine yükseleceğiz" cümlesiyle yola çıkıldı, çağdaşlıkla devam edildi ve Türkiye bu hale geldi.
1945'ten sonra kalkınan ülkeleri hatırlayın...
1990'daki Rusya'yı ve ondan ayrılan Doğu Avrupa ülkelerini düşünün...
Bir de halimize bakıp kararı siz verin.
Türkiye bu hale layık değildi, peki Türkiye'yi bu hale kim düşürdü?
h.ismail@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
19/
07/
2001...
Liderler
26/
07/
2001...
Partiler kurulurken
27/
07/
2001...
ÖSS sınavları ve soruları
02/
08/
2001...
IMF ve Türkiye
03/
08/
2001...
Sosyal patlama
09/
08/
2001...
Cezayir'de İslamcı parti
10/
08/
2001...
Faiz ve ötesi
16/
08/
2001...
Ekonominin frenleri
17/
08/
2001...
KUDÜS
23/
08/
2001...
Haftalık
|