GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

26/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Bosphorus ses verdi

Bosphorus Toplulugu'nun "Osmanlı İmparatorluğu'nda Müzik" adlı dört albümü piyasaya çıktı. Albümler Osmanlı'da müzik geleneğinden kesitler sunarken Türk ve Yunan halklarının yakınlaşmasına da katkı sağlayacak.

Eskiler, Anadolu'da yaygın olarak kullanılan bir ata sözünden bahseder: "Her kim ki evliyadır, o herkesin evliyasıdır." Bu sözden bir evliyanın bir Müslüman kadar bir Ortodok'sun, bir Katoliğin ve bir Musevi'nin de evliyası olduğunu çıkarabiliriz. İnançlardaki bu karşılıklı saygı, müzikte de kendini göster ir. Bir müzisyen, bir bestekar, bir udi ya da bir neyzen, meşrebi ne olursa olsun o toplumun sanatkârıdır. Saray veya konaklarda yapılan fasıllarda çalıp söylenen şarkılar kadar, bu şarkıları çalıp söyleyen sanatçılar da renkli ve ilginç şahsiyetlerdir. Tıpkı Bosphorus Orkestrası gibi...

Avrupaya adım adım

'Bosphorus', ulusların, denizlerin, dinlerin, kıtaların buluştuğu İstanbul'un sesini dünyaya duyurmak amacıyla 1985'te Yunanlı müzisyen Nikiforos Metaxas tarafından kurulan bir grup. İhsan Özgen, Erol Deran (kanun), Mutlu Torun (ud), Fuat Türkelman (ney), Ümit Gürelman (ney), Hakan Alvan (ney), Necip Gülses (tanbur), Firuz Han (tanbur) ve Kani Karaca gibi Türkiye'nin en önemli virtüozlarından meydana gelen Bosphorus Topluluğu, 'Türk ve Yunan ruhlarının beraberce uyum içinde ses verdikleri noktaya dokunmaya çalışmakta.' İki ulusun bam teline dokunmaktan da öte ruhsal bir temas kurmuşlar. Hem de 1986–1996 yılları arasında oldukça sürtüşmeli geçen on yıllık süre içerisinde. Yunanlı dinleyicilere Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki müzik geleneğinden kesitler sunarak iki halk arasında yakınlaşmada büyük pay sahibi olan Bosphorus'un müzikal başarılarının yanında en büyük getirisi de bu galiba. Bir diğeri ise Bosphorus'un konserlerinden sonra Yunanistan'da Türkiye'yi müzik cephesinden ele alan incelemelerin başlamış olması. Nikiforos Metaksas önümüzdeki günlerde başta Yunanistan olmak üzere tüm Avurapa ülkelerinde yayınlancak olan albümlerin, Avrupa'ya alınmayı bekleyen Türkiye'ye getirilerinin olacağı düşüncesinde.

Osmanlı'da müzik

Bosphorus Topluluğu'nun yarın piyasaya verilecek olan albümlerine gelince. Ada Müzik'ten çıkan altı CD'lik "Osmanlı İmparatorluğu'nda Müzik" dizisi, Bosphorus'un 1989'da Likavitos ve Herodion'da verdikleri konser kayıtlarından oluşuyor. 'Mevlevi Ayinleri ve Bektaşi Nefesleri', 'Rum ve Türk Bestekarlar', 'Eğlence Müzikleri ve Zeybekler' ve 'Anadolu Aşıkları' başlıkları altında hazırlanan albümlerde konser kayıtları ölümsüzleştirilmiş. Klasik usülde icra edilen nefis müziklerin bulunduğu CD kayıtlarının yanında verilen kitapçıklarda Bosphorus'un müzikal seyri anlatılırken Türk ve Yunan halklarını ortak tarihini inceleyen dipnotlar da düşülmüş. Mevlevilik ve Bektaşilik ile ilgili söylemler arasında ilgi çekici notlar kadar, insanın zihninde soru işareti bırakan satırlar da var. Ancak bunlar CD'lerin muhteva güzelliğine bakmayıp, kusur aramaya kalkanların fark edebileceği türden şeyler.

Dizi içerisinde ilk dikkatimizi çeken 'Rum ve Türk Bestekarlar' albümü, Bosphorus'un neredeyse her konserine başladığı Sultan Veled'e ait olan 'Acem Peşrev'iyle başlıyor. Klasik kemençe, kudüm ve tanburla çekilen peşrevi dinlerken, 'Acem Peşrev'iyle ilgi tartışmaları da akademisyenlerin kaleminden kitapçıkta bulmak mümkün. Ya Rum Bestekarlar bölümünde Usta Corci'nin Bizans müziğinde kullanılan 'Eso–Protos' makamına benzetmeye çalıştığı Dügah Peşrev'ine ne demeli? Kantemiroğlu'nun Buselik Peşrev'i ise 18. yüzyıl Osmanlı Musıkisi'ne uzanmak isteyenler için iyi bir vasıta. Osman Dede'nin Uşşak Peşrev'iyle başlayan ikinci CD'de ise Rum ve Türk bestekarlar yarış içerisinde.

Hani anlatmaya ne kalemin ne de kalem sahibinin yetmeyeceği şeyler vardır: Bosphorus Topluluğu'nun "Osmanlı İmparatorluğu'nda Müzik" albümleri de böyle. Bu albümleri anlamanın en kolay yolu dinlemek.




Ertegün Aksiyon'da

Amerikan müzik dünyasının efsane adamı, Atlantic Recording Corparation'un eşbaşkanı Ahmet Ertegün, Aksiyon dergisinin son sayısına kapak oldu. Amerikan müzik endüstrisine yön veren 78 yaşındaki Ertegün, yılların birikimi olan yoğunluk ile yorgun düşen kalbinden art arda üç ameliyat geçirdiği günlerde Aksiyon Dergisi ile Columbia Üniversitesi Hastanesi'ndeki odasında görüştü.

Amerika'daki Türklerin duayeni, yıllarca Amerikan Türk İşadamları Derneği ve Cosmos Kulübü Başkanlığı'nı yapan, birçok merkeze adı verilen ünlü Türk, müzik dünyasında da "Ertegün ekolü" adıyla tanınan, Ahmet Ertegün, müzik dünyasında son 50 yılın el üstünde tutulan birçok sanatçıyı star yapmakla da ünlü. Öne çıkardığı yıldızlar arasında, Tori Amos, Bette Midler, Jimmy Page, Phill Collins, Ray Charles, Chaka Khan, Aretha Franklin, Dire Straits, Bobby Darin, Wilson Pickett, Manhattan Transfer, Sinead O'Connor, Pet Shop Boys, Genesis, Led Zepplin ve Rolling Stones (Mick Jagger'in grubu) gibi isimler bunlardan sadece birkaçı.

Time ve diğer birçok basın kuruluşları, Ertegün'ün müzik dünyasındaki kariyerinin yanı sıra köklü bir geçmişe sahip olan ailesi ile Milli Mücadele'de aktif rol üstlenen Özbekler Tekkesi ve Türk kültür hayatındaki önemine geniş olarak yer ayırmışlardı. Ahmet Ertegün, öncelikle, Türk insanında mevcut olduğunu düşündüğü ve rahatsızlık duyduğu bir kompleksin üzerinde duruyor. Herhangi bir alanda başarı kazanan ve uluslararası kamuoyunda ün sahibi bir kişinin Türk olduğu öğrenildiği zaman "Aaa bak o adam Türkmüş..." gibi yaklaşımlardan rahatsızlığını da vurguluyor. Ülkemizde yaşanan siyasi ve ekonomik krizlerin arkasındaki problemin sebebi, işin uzmanı olan, yeniliklere açık gençlere yeterli derecede söz hakkı ve fırsat verilmemesi Ertegün'e göre. Oysa günümüzde dünyanın her tarafında takdir edilen, kendi alanlarında başarılı olan genç Türkler var. Onların sözleri ülkeleri dışında dinleniyor; yaptıklarına, ürettiklerine itibar ediliyor. Ne yazık ki bir tek kendi ülkelerinde dinlenilmiyor, yaptıkları işlere değer verilmiyordu.




Rai müziğinin prensi: Cheb Mami

Sting düeti "Desert Rose" ile geniş kitlelerin tanıdığı günümüzün en önemli müzisyenlerinden Cheb Mami, 1999 tarihli Meli Meli albümünü takiben hazırladığı, sürprizlerle dolu yeni albümünü Türkiye piyasasına da sundu.

Cezayir doğumlu Cheb Mami, Rai müziğine soul, hiphop, reggae ögeleri taşıyarak ve böylece Rai'yi modernize ederek yeni jenerasyonlara sevdirmeyi başardı. Kendisi bu yüzden de gençler arasında en popüler Rai sanatçısı olarak biliniyor. The Prince Of Rai isimli ilk uluslararası albümünü 1989'da yayınlayan Cheb Mami en son iki sene önce Meli Meli'yi yayınlamıştı. 1999 yazının en büyük hiti olan "Desert Rose"da Sting ile düet yapan Cheb Mami bu şarkı ile adını çok farklı kitlelere ulaştırmayı başardı. Mami, geçen sene İstanbul Uluslararası Caz Festivali kapsamında Natasha Atlas ile Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne almıştı.

Chic grubunun gitaristi, aynı zamanda prodüktörü Nile Rogers ve Mercury ödüllü Nitin Sawnhey imzası taşıyan yeni Cheb Mami albümü oldukça eklektik! Akordion, elektrik ve akustik gitarlar, keyboard, keman, tabla, darbuka, ud yeni albümde daha bir farklı, daha bir coşkulu sanki. Dellali şimdiye kadar yapılan en modern Rai albümü olarak çıkıyor karşımıza. Geçtiğimiz ay yayınlanan albümden çıkan ilk single "Le Rai C'est Chic"de Mami'ye Sting eşlik ediyor.




İran'ın mistik sesi

Devrim sonrası İran'da genç nesil müzisyenler geleneksel İran müziğini yeniden icra ediyorlar. Traditional Crossroads firmasından daha önce iki albümü yayınlanan Kayhan Kalhor'un dışında bu genç yeteneklerden bir diğeri de 33 yaşındaki santurcu Ardavan Kamkar.

Ardavan Kamkar, klasik İran müziğinin önde gelen ve dünyada birçok turneye katılan sanatçısı olmak dışında aynı zamanda ünlü geleneksel Kürt müziği grubu The Kamkars'ın da üyesi. Kamkar kardeşlerin en küçüğü olan Ardavan, 1982'den beri beste yapmakta ve besteleri çağdaş santur repertuarına yön vermekte. 2000 yılı içinde Smithsonian (Washinton D.C.), Symphony Space (New York) ve Londra Caz Festivali'nde çalan Ardavan Kamkar, 2001 sonbaharından itibaren hem solo hem de The Kamkars ile birlikte Amerika ve Avrupa'da turnelerine devam edecek. Over The Wind albümü dünyanın en eski çalgılarından olan “santur”un geniş bir yelpazede yeniden ortaya konduğu; teknik cesaretle, İran klasik ve halk müziği motiflerinin incelikle işlendiği bir çalışma. İran'daki kültürel rönesansın da bir işareti Ardavan Kamkar oluyor böylece.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.