O şuur doğmadıkça
Duverger, Pirenne ve A. Carrel, kapitalizmin demokrasiyi zor duruma düşürdüğünü ifade etmişlerdir.
Sebebi gayet basit: İnsanlar gelir dağılımı adaletsizliği içinde kıvranırken, sömürü zulmünün acıları yaşanırken, muayyen bir tatmin seviyesine ulaşıp da bir tolerans gücü ve sabrı kazanmamışken, kitlelerin demokrasiden beklediği şeyleri gerçekleştirmek zordur. “Önce bir sabredin hele, şu pastayı büyütelim de, size de sıra gelecektir” gerekçesiyle insanları tatmin etmek mümkün değildir. Zaten bundan dolayıdır ki, Batı’da demokrasi, “gayr–i menkul sahibi olmayana oy hakkı vermemek” gibi merhalelerden geçerek bugünlere gelmiştir. Demokrasinin sıhhat şartlarından biri olarak “güçlü bir orta sınıf”ın varlığından söz edilmesi de aynı sebebe bağlıdır.
“Demokrasiyi geliştirirsek ekonomi düzelir.” sözünde bir gerçek payı vardır. Ama “ekonomi gelişirse demokrasi düzelir” sözündeki gerçeği de unutmamak gerekir. İkisi birlikte mütalaa edilirse bu konudaki gerçeğin bütünlüğü ortaya çıkar. (Aslında ekonomi, tekamül ifade etmeyen gelişmelerle de demokrasiyi zora sokar.)
... Kaldı ki biz “ekonomi–demokrasi” münasebetinin anlaşılması meselesinden bile daha basit, daha sathi işlerle uğraşıyoruz.
Babacığım bir sözü çok tekrar ederdi: “Her boyayı boyadık bir kaldı fıstıkî renk!”
Bu sözü telefonda değerli bir dostuma hatırlattım. Gülmekten bir hal oldu: “Yok Ahmet Bey! Fıstıkî renk olmadan olmaz! O olacak o!”
“Tavanı tuttur da nakışını sonra yaparsın.”
Temel, kolon, tavan, hepsi bir yana; tavanın nakışı hepsinden önemlidir bizim aydınlarımız için!
Fıstıkî renk ve tavanın nakışı, bizim entelektüel varlık sebebimizdir! Bir oturup döşendik mi, yazılar–diziler değil, ciltler yazarız Allah’ın izniyle!
... Soyutlamasız düşünce olmaz, doğru. Peyami Safa “tefekkür tecrittir (abstraksiyondur)” diyor. Evet; ama realiteden koparak gerçeklik duygusunu kaybedince, bütün kavramlar manzumesinin dışına çıkarsın. Senin için “soyut”un da anlamı kalmaz artık. Kurduğun sanal dünyada kavram kabuklarından veya kırıntılarından oluşmuş halüsinasyon benzeri gayr–i tabiilikler vardır. Onların normal tahayyüllerle, hülyalarla ve sembolik çağrışımlarla da bir ilgisi mevcut değildir. Realite ile ilgisini koparmış olan soyut, hakikatten (verite) ve hayattan da kopar ve “akıl” değil “düşünce” hastalıklarına yol açar. “Düşünce hastalığı” patolojik değil, kültürel bir terimdir. Tıbben hasta sayılmayan ve fakat fikren sıhhatli de olmayan genişçe bir aydın kesiminin sapmaları ve saplantıları başka türlü izah edilemez. Demokrasinin gelişememesindeki en önemli amillerden biri (belki de birincisi) budur.
... Düşünce hastalığının en önemli tezahürü, “öncelik ve aciliyet” idrakinin bozulması; binnetice, aklî (rasyonel) gündem tespitinin imkansız hale gelmesidir. En elverişsiz şartlarda en ciddi ve hayati meseleleri açar, en müsait imkanları malayani uğruna harcar, en acil tedbirleri görmezlikten gelip son derece aheste tefelsüf gösterileri yapar... Kasıtta bir mantık olur. Bu savrukluğun müspet veya menfi açılardan, hiçbir mantıki izahı yoktur. Ne garip tecellidir ki; cazibesi ve prim yapma özelliği de tutarlılık kriterlerini peşinen reddedişinin sağladığı “ipe sapa gelmezlik”ten kaynaklanır!
... Müşahhas örneklemeler gayet kolaydır; fakat pek faydalı değildir! Yapılacak şey, doğruları sürekli olarak anlatıp o yanlışların rağbetsiz kalmasını ve kuruyup düşmesini sağlayıcı bir şuurlanma uyanışını gerçekleştirmektir. Zordur elbette; ama başka yolu da yoktur.
... Düşünce sıhhatinin yokluğundan doğan sapmalar ve saplantılar, bir kıyas mesnedi olabilecek bütün ölçüleri yok saydıkları için, ikna ve tenkid gayretlerinden hiç etkilenmezler ve demokrasinin gelişmesini engelleme işlevini sürdürürler. Burcun dönmesi ve iklimin değişmesi, gündemi abeslerden kurtarıcı bir külli idrak şuurunun doğmasına bağlı.
a.selim@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
07/
08/
2001...
Krizin ardındaki gerçek (1)
09/
08/
2001...
Krizin ardındaki gerçek (2)
10/
08/
2001...
Krizin ardındaki gerçek (2)
12/
08/
2001...
Krizin ardındaki gerçek (3)
14/
08/
2001...
Yol şartları
16/
08/
2001...
O şuur doğmadıkça
19/
08/
2001...
Büyük imtihan
21/
08/
2001...
Çocuk ve dua
23/
08/
2001...
Dengesizliğin dayanılmaz hafifliği
|