Güçlü Türkiye
Ülkesinin güçlü olmasını kim istemez? Bir yeniden paylaşma süreci olarak yaşanan günümüzün ulusal devletler dünyasında, güçlülük daha büyük pay almanın ve gelecekteki paylar üzerine söz sahibi olmanın önkoşuludur.
Gücünüz arttıkça bir yandan toplumsal refaha dönüştüreceğiniz kaynaklarınız, bir yandan da dünya sisteminin karar verme mekanizmalarındaki etkiniz artar. Bu iki unsurun bileşimi ise daha fazla özgürlük ve zenginlik demektir.
Ne var ki güçlü olmanın ölçütleri de tarih içinde sürekli değişim geçirmekte. Bugün güçlü bir devlet olmanın koşulu ekonomik ve kültürel kıstaslarla ele alınmakta. Ekonomik kıstaslar konusunda fazla bir görüş ayrılığı yok. Ne de olsa burada daha teknik bir konu ile karşı karşıyayız. AB'nin bizim yıllardır ve halen uyamadığımız ekonomiye ilişkin kriterleri bunun örneği. Kültürel alana geldiğimizde durum biraz daha karışık; ama özgürlük, çeşitlilik ve paylaşmacı bir iradenin kültürel açıdan güçlülüğün vazgeçilmez altyapısı olduğu açık. Diğer bir deyişle toplumun tüm kesimlerinin ve tüm bireylerinin kendi kültürel tercihlerini özgürce yaşayabildikleri, bunları paylaşıma açtıkları ve bu karşılıklı iletişimden bir birliktelik mayası üretebildikleri bir ülke.
Hepimiz sonuçta Türkiye'nin güçlü bir ülke olmasını istiyoruz; ancak güçlü olmanın koşulları konusunda iç dünyamızda bir hazmedilmişlik henüz yok. Örneğin Genelkurmay Başkanı'nın Azerbeycan ziyareti, Türkiye'nin Kafkaslara dönüşü olarak şimdiden kutlanmaya başladı. Bir gazete bundan "muhteşem dönüş" olarak söz etti. Bildirildiğine göre bu gezi vasıtasıyla Türkiye bölgede lider konumunda olduğunu vurgulayacakmış. "Mesaj verecek diğer güçlü bir nokta ise iki gün boyunca Türk jetlerinin alçaktan uçuşları sırasında kulakları sağır edecek motor sesleri olacak"mış. Kafkas dünyası böylesine bir kendi kendine gelin güvey olma haline müsait mi bilemiyorum. Ama Türkiye'nin aynı şeyi batıya doğru herhangi bir ülkede yapmasını tasavvur ediyor musunuz? Jetlerimiz iki gün boyunca kulakları sağır edecek gürültü çıkarıyorlar ve bu 'güçlülük' olarak algılanıyor! Eğer ilkel dünyaya ilkel politika denecekse bilemem; ancak bu şekildeki güçlülük gösterileri Batı dünyasında olumlu bir tesir yaratamaz; ve Türkiye'nin Kafkaslarda etkin olabilmesi, asıl Batı dünyasında güçlü olmasıyla mümkündür.
Çünkü Kafkas ülkeleri de dahil olmak üzere herkes artık küresel bir dünya tasavvuru içinde dış politikasını şekillendiriyor. Kafkasların da gözü Batı'da. Dolayısıyla Türkiye'nin önce diğer cihette 'güçlü' olması gerekli. Ancak yukarıda söylediğim gibi, bu alanda güçlülük gelip ekonomik ve kültürel kriterlere dayanıyor. Ekonominin ne halde olduğu zaten belli; peki ya medeniyetlerin buluşma noktası olmasıyla övündüğümüz ülkemizin kültürel açıdan performansı? Fazla uzağa gitmeyin... Devletin Başsavcısının 'türbanlı kişilerin parti kurucusu olamayacağına' ilişkin tespiti zaten sorunun yanıtını veriyor. Hukuku bu denli mizahi hale getiren bir mantığın son derece güçsüz bir devlet mesajı verdiği açık. Düşünün ki Başsavcı başörtülü kişilerin parti kurucusu olmalarını, milletvekili olamayacakları gerekçesiyle engellemek istiyor. Bu kişilerin rejime yönelik "söylem, eylem ve davranış birliği" içinde olmalarını fotoğraflarından anlaması da cabası... Sizce böyle bir ülke 'lider' olabilir mi?
Türkiye kendisiyle barışmadığı, kendi toplumunun kültürel tercih ve taleplerini siyasetin doğal ve meşru kanalları içinde eritmediği, siyaset korkusunu sürdürdüğü sürece; dışarıya kaç tane savaş uçağı götürürseniz götürün faydası olmaz. Bunlar gelip geçici gövde gösterileri olarak kalır. Kendi ülkesinde başarısız kalan bir yönetim zihniyetinin, tüm etkilere açık bir dünyada başarılı olacağını ummak hayaldir.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
05/
08/
2001...
Gerçek haymatloslar
06/
08/
2001...
Modernistler ve demokrasi
09/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
10/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
12/
08/
2001...
'Kaliteli ötekiler' üzerine
13/
08/
2001...
Gelelim ulusal güvenliğe
16/
08/
2001...
Birkaç ayıklama
19/
08/
2001...
Meselenin özü
20/
08/
2001...
MGK niçin milli?
23/
08/
2001...
Bir ileri iki geri
|