GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

27/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



AKADEMİ 


FASILDAN FASILA: Fetret dönemi insanları

Günümüz için "fetret dönemi" ifadelerine katılmamak mümkün değildir. Üstad, Kastamonu Lahikası'nın iki yerinde bu meseleye temas eder ve günümüze fetret dönemi nazarıyla bakar.

Yer yer bana, bir nevi fetret dönemi olan günümüzde, mazisi itibariyle değişik günahlara girip-çıkmış insanların tevbe ile arındıktan sonra başka insanlara rehberlik etme durumlarının nasıl olacağı hususu soruluyor.

Her şeyden önce günümüz için "fetret dönemi" ifadelerine katılmamak mümkün değildir. Üstad, Kastamonu Lahikası'nın iki yerinde bu meseleye temas eder ve günümüze fetret dönemi nazarıyla bakar. Bu mevzuda, zannediyorum Üstad yalnız da değil; ondan başka M. Hamidullah Hoca, Allame Muhammed Ebu Zehre.. gibi alimler de günümüzü bir fetret dönemi olarak değerlendirmektedirler. Zira İslam'ın zuhur ettiği andan bu yana, tarihin hiçbir döneminde insanlık dine karşı bu kadar yabancı hale getirilmemiş ve bu kadar ilhada itilmemiştir. Dolayısıyla küfür ve dalaletin ilim fermanlı olduğu böyle bir dönemde fetret mülahazasını nazara almamak ifrat olur zannediyorum.

Buradan hareketle tarif ve tavsif edildiği şekilde, önceleri değişik günahlara girip çıkmış; fakat daha sonra tevbe ile arınmış ve başkalarına rehberlik edecek konuma gelmiş insanlara Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Amr ibn Âs ve daha başka sahabilere dediği gibi, "Bilmiyor musun? İslam cahiliye döneminde yapılan her şeyi silip süpürüp götürmüştür." ifadesi zaviyesinden bakılabilir. Dolayısıyla da bir insanın şunca günahı vardı, otuz yaşına kadar bataklığa girip çıkmıştı.. bu insan günümüzde böyle bir dirilişi nasıl temsil eder? demek yanlış olur. Sahabe-i Kiram efendilerimizin bir kısmı istisna edilecek olursa, onların da pek çoğu, kırk-elli hatta altmış yaşından sonra Müslüman olmuş ve o ana kadar da hemen hemen irtikap etmediği günah da kalmamıştı. Ama bunlar gün gelip Müslüman olunca, velilerin bile ulaşamadığı mualla bir mevkiyi ihraz ettiler. Onların yolunda olan bugünün Müslümanları bizler -Allah'a binlerce hamd ve sena olsun ki-, İnsanlığın İftihar Tablosu'na ümmet olmuşuz. Yine hamd ve senalar olsun ki, o kadar yâd ellerde sağda-solda avâre dolaştıktan sonra Rabbimizin inayetiyle yeniden Kur'an etrafında toplanarak din-i mübin-i İslam'a hizmet etme imkanı bulduk. Zannediyorum "müjdeler olsun bizlere!" deyip şükretmemiz gerekecek.

Ancak günümüzde Müslümanlığı bilen, Kur'an'ı tanıyan ve Efendimiz(sas)'in sünnetine vâkıf olan insanların, her ne kadar fetret devri de olsa, sorumluluk açısından diğerlerinden farklı olacakları da muhakkaktır. Bu itibarla onlar da ibadetlerindeki eksiklikleri giderir, bulaştıkları günahlardan tevbe ve istiğfarla arınırlarsa, diğer insanlar gibi değerlendirilebilirler.




Risalelerin imtihan yönü

Ben, kuru nasçılığa gömülmüş insanların, risalelerden istifade edeceğine çok ihtimal vermiyorum.

Nasıl ki bir kısım kimseler Kur'ân'ı, Kur'ân dilinin inceliklerini görüp duydukları halde anlamaz, zevk etmez, bilemezler; hatta ona karşı önyargılarına devam ederler. Ve yine O'nun o büyüleyici ifadeleri, bazı kimselerin evc-i kemâle yükselip, gerçek insanî ufka ulaşmasına vesile olurken, diğer taraftan kimi insanların da dalalet ve küfrüne vesile olmaktadır; bunun gibi risalelerin de, insanlar için imtihan olabilecek yanları vardır. Mesela, bizim için risaleler, çok büyük ve çok önemli manalar ifade eden ve bir yönüyle geleceği şerh eden ve hatta bu daire içinde yetişecek büyük velilere, mürşidlere, ebrara, mukarrabine rehberlik yapacak tertemiz bir kaynak olmasına rağmen bazıları için hiçbir değer ifade etmemekte; dahası onun hakkında, dili bozuk ve çok muğlak, bir şey anlayamıyoruz demektedirler. Haddizatında onun hakkında böyle denmesinden ciddi rahatsızlık duyduğumu söyleyebilirim. Çünkü sizin çok dâhi dediğiniz insanlar, birtakım güzel ifadelerde bulunabilirler ve onlar da çok orijinal sözler olabilir.

Ukba derinlikli akıl

Ancak risalelerde öyle dâhiyane söylenmiş sözler vardır ki, bunlar adeta söylenemez türden şeylerdir.. ve Üstad'ın ifadesiyle Lem'alar bir bakıma çekirdek, Mesnevi-i Nuriye rüşeym, diğer risaleler de o feyyaz yamaçlarının fidanlığıdır. Ben, kuru nasçılığa gömülmüş insanların, onlardan istifade edeceğine çok ihtimal vermiyorum. Ama yine de "ah ne olurdu onlar da onu tanıyıp tatsalardı! Bu onlar için de ayrı bir derinlik olacak ve düşünceleri, heyecanları ayrı bir tesir icra edecek, ayrı bir zenginliğe ulaşacaktı. Neylersin Allah (celle celâluhû) nasip etmemiş. İcraatından akılların hayrette olduğu Allah'ı tesbih ve takdis ederiz. Bizi nefsin ve şeytanın iğvasına maruz bırakmasın. Dünyada bizden daha akıllı çok insan vardır. Ancak bir akıl var ki bir tohum gibi küçük; ama öldüğü zaman yok olmuyor; aksine başak veriyor. İmam Gazzali Hazretleri buna 'ukba buudlu, ukba derinlikli akıl' diyor. Öbürü sadece bedenin yaşamasında kullanılan akıl ki, bazıları onun da altından kalkamıyor.




Kur'an'ın büyüleyici iklimi

En güzel şeylerden bile insan usanabilir; ama Kur'ân'dan usanmak mümkün değildir. Onu kıraat ederken bazen kendinize o kadar yakın hissedersiniz ki "şu sözler bana ne kadar yakın, sanki benim benliğimden fışkırıyor" dersiniz ve o, size çok duru, tabanı berrak taşlarla örülmüş bir su gibi gelir.

Kur'ân her yönüyle çok güzeldir; onun güzelliği adeta beni büyüler ve azıcık aklımın erdiği yerlerde duygularım heyecanla köpürür. Evet her yönüyle Kur'ân'a hayran olduğumu bütün samimiyetimle söyleyebilirim. Bu hayranlığım, sadece onun Allah kelamı olmasından ötürü ve mutlaka hayranlık duymamız gerektiği için değildir. Çok defa onu okuduğum zaman adeta beni büyülüyor gibi olur ve kendimi onun hayranlığı içinde bulurum. En güzel şeylerden bile insan usanabilir; ama Kur'ân'dan usanmak mümkün değildir. Onu kıraat ederken bazen kendinize o kadar yakın hissedersiniz ki "şu sözler bana ne kadar yakın, sanki benim benliğimden fışkırıyor" dersiniz ve o, size çok duru, tabanı berrak taşlarla örülmüş bir su gibi gelir. Ayağınızı atınca, ancak dizinize çıkar zannedersiniz, içine daldığınızda ise elli defa boyunuzu aşar; fakat yine de onu o ariz-amik enginliğinde hep bir duruluk içinde seyahat edersiniz.

Evet Kur'ân, bugünün ve yarının gerçeğini ve iç yüzünü terennüm ediyor; kim bilir o ahirette nasıl inkişaf edecek!.. Belki size, "haydi gelin, kızartılmış kuşlar, püryan olmuş dana budları ve daha ne istiyorsanız hepsi var, yiyin.." denecek; ama siz, "hayır, ben şimdi Kur'ân yiyor, Kur'ân içiyorum" diyeceksiniz.

Ayrıca olmuş-olacak hâdisat bütün satırları, sayfaları, paragrafları, cümleleri ile hep onda mündemiçtir. Ama onca muhteva ve farklılığına rağmen o ne tenasüp, ne üslup, ne anlatış, ne enginliktir. Ne var ki, bu da anlatma ile değil; doğrudan doğruya vicdanların duymasıyla bilinir. Ben şahsen, meseleye bu zaviyeden baktığımda, nesillerimizin nasıl talihsiz hale getirildiğini görüyor ve bir de ona ağlamak istiyorum. Onlar da fazla değil, bizim bildiğimiz bu kadarcık bir bilgi ile, Rabbilerinden gelen mesajı okuyup heceleyebilselerdi.. ama bu nesil ondan da mahrum. Ne olurdu bazı mekteplerde azıcık Arapça okutulsa ve dinin dili öğretilse idi!.. Herhalde o zaman ufukları daha bir inkişaf eder ve insanlar daha derin düşünebilirlerdi!.. İnşaallah bu aczimizi, fakrımızı, yetersizliğimizi, tutarsızlığımızı birileri görür; "derbeder ağızlarda, fütursuz beyanlarda Kur'ân'ın ızdırap çektiği yeter" der ve ona sahip çıkar...




Ölçü veya Yoldaki Işıklar: Kur'an

Kur'ân; içinde milyonlarca âlim, binlerce filozof ve mütefekkirin de bulunduğu, küre-i arzın kaderine hükmetmiş en muhteşem, en nuranî cemaatlerin ışık kaynağı bir kitaptır. Ve, bu mânâda O'nun saltanatına denk ikinci bir saltanat da yoktur.

Kur'ân; nâzil olduğu günden bu yana, ne itirazlara ne tenkitlere uğramıştır; ama bu mevzuda kurulan bütün mahkemeler Kur'ân'ın beraatiyle neticelenmiş ve mücadeleler onun zaferiyle noktalanmıştır.

Kur'ân; gönüllerde billûrlaşan bir nur, rûhlara ışık tutan bir aydınlık kaynağı ve baştan başa bir hakikatler meşheridir. Onu, gerçek çehresiyle; ancak bir çiçekte kâinattaki bütün güzellikleri sezebilen ve bir damlada tûfanları seyredebilen inanmış ruhlar tanıyıp anlayabilirler.




His Dünyası: Zıtlıklar Ufku

Bahar bir amansız kar-buz içinde,

Her ufukta masmavi bir aydınlık.

Hülyalarımız var Çin'de, Maçin'de,

Gözde uzaklık, gönülde yakınlık.

Hedefler tâ Kâfdağı'nın ardında,

Ama vâdi şâhikaya yol olmuş;

Yolda şafak şölenleri ard arda,

Işık atakta, zulmetse yorulmuş...

Aşılmaz rampalar iniş ufuklu,

İnişlerse geçit vermez sarp yokuş;

Boş sandığın ummân gibi dopdolu,

Ummân görünenlerse sığ ve bomboş.

Saf yağmurla kara çamur iç içe,

Kuru balçık bir dirilişe gebe;

Karanlık nûrların alnında peçe,

Işıklar yağıyor açık her kalbe.

Gerçi poyraz az serince esiyor,

Tülleniyor sık sık acı bir melâl;

Ama sürprizler de nefes kesiyor,

Yeniden iç içe yıldız ve hilâl...

Zaman bir altın çağ gongu vuruyor,

Her ses âdeta bir ikbal bestesi;

Devran gerçek eksenine yürüyor

Her bucakta Hızır, İlyas nefesi.

Arkada kırık kalbler var hüzünlü,

Bahar gelsin, güller açsın dilerler.

Aşkla gerilmiş, hizmete gönüllü,

Oturur-kalkar "Allah" der inlerler...

(M. Fethullah Gülen)



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.