Sigorta harekâtı
Türkiye'nin aptal tartışmalara esir olması yeni bir olay değil. Ne var ki tartışmaların aptallığı 'hakiki' olmalarını engellemiyor. Tayyip Erdoğan'ın kasetinin bir gazetecilik başarısı olarak keşfedilmesinin pespayeliği apaçık.
Kasetin ortaya çıkmasıyla birlikte komplocu bir mantığın işlediği de besbelli. Çünkü kaset bir referans noktası olarak alınıp, Erdoğan'ın bu içerikten ne kadar sapacağı merak konusu imiş gibi sunulsa da; varılacak sonuç daha baştan belliydi. Oysa basın toplantısında örneğin AB, Cumhuriyet, egemenlik, laiklik, demokrasi, insan hakları gibi konularda eskiye oranla epeyce farklı bir dil kullanılmaktaydı. Ayrıca kasetteki konuşmanın üslubunun çatışmacı bir zihniyeti yansıttığı, o tarzın geçmişte kaldığı da söylenmişti. Ancak merkez medyanın yorumcuları tüm bunları ayrı bir sütunda yorumsuz olarak alt alta dizerken; kendi köşelerinde Erdoğan'ın hiç değişmediğini yazmakta beis görmediler.
Dolayısıyla işin başında bir komplo olmasa bile, kaset Erdoğan'ı eski 'irticacı' modelin içine oturtmak üzere bilinçli olarak kullanıldı. Böylece ilkel; ama bizim ülkemizde geçerli olan bir taktik uygulanmış oldu: Geçmişteki söylemin günümüzdekiyle karşılaştırılmasına dayanarak verilmesi gereken 'değişti mi değişmedi mi?' sorusu anlamını yitirdi. Bunun yerine 'değişmedi' kararı verilerek, bugünkü söylemin aynen eskisi gibi olduğu mesjı işlenmeye çalışıldı.
Bütün bu yapılanlar aptalca ve ilkel; ama yukarıda da söylediğim gibi 'hakiki'. Amaç AKP'nin gayrımeşru bir zeminde siyaset yaptığı yargısını yerleştirmek ve gelecekteki muhtemel bir yasal müdahalenin psikolojik zeminini hazırlamak. Bu tür manipülasyonların böylesine kolay olmasının nedeni ise laik kesimde 'hakiki' bir Erdoğan ürküntüsünün varlığı. Önümüzdeki dönemde merkezin laik kesimden yeni bir parti tarafından doldurulmaması durumunda, Erdoğan'ın önünün demokratik usullerle kesilemeyeceği ortada. Dolayısıyla bu bir 'sigorta harekatı'. Rakipsiz kaldığı takdirde AKP aleyhine kullanılacak olan bir sigorta...
Etrafında dönülen 'değişim' kavramına gelince... Öncelikle kimsenin değişmek gibi bir zorunluluğu yok. Ayrıca sosyopsikolojinin bizlere gösterdiği gibi gerçekten değişmek isteyen insan sayısı çok az olduğu gibi; bunların arasında başarılı olanlar daha da cüzi oranlarda seyretmekte. Şimdilerde 'değiştim' diye böbürlenen insanların ise savundukları fikirlerde farklılık olsa da, zihniyetlerinde aynı değişimi yaşadıkları son derece kuşkulu. Ve bütün bunlar tabii Erdoğan için de geçerli. O da şimdi birtakım farklı görüşleri savunuyor; ama zihniyeti muhtemelen aynı.
Çünkü yönetici kadrolarda zihniyetsel dönüşüm neredeyse imkansız bir olgu. Bunun tek yolu sistemlerin zihniyetinin değişmesi ve bireylerin bu sisteme uyum zorunluluğunun yarattığı dinamiklerin sonuç vermesi. Aksi halde yönetime farklı insanlar gelse de yönetim tarzı aynı kalmakta; diğer bir deyişle sistem değişmediği sürece suratların değişmesi hiçbir şey ifade etmemekte. Bu gözlem Türkiye siyasetinin ve askeri bürokrasisinin niçin hep aynı noktada tıkanıp kaldığını da açıklıyor. Bu açıdan siyasi partilerdeki 'lider tahakkümü' denen olgunun fazla bir hükmü yok. Zaten zaman zaman yeni yüzler ortaya çıkmış; ama hepsi de kendi eskilerinin kopyaları haline dönüşmüş durumda. Öte yandan askeriyenin üst makamlarındaki kişiler ise belirli aralıklarla değişmekte; ama askerin, örneğin demokrasi alanındaki tutumu hiç değişmemekte.
Asıl sorun, sisteme hakim olan otoriter/ataerkil zihniyet bizzat siyasetçi ve bürokrat eliyle her gün yeniden üretilirken, toplumun elinde bu çarkı durduracak hiçbir 'sigorta'nın olmamasıdır. Toplumsal sağduyunun siyasallaşamaması ise kendisini işte böyle aptal ve ilkel tartışmalarda açığa çıkarır.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
06/
08/
2001...
Modernistler ve demokrasi
09/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
10/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
12/
08/
2001...
'Kaliteli ötekiler' üzerine
13/
08/
2001...
Gelelim ulusal güvenliğe
16/
08/
2001...
Birkaç ayıklama
19/
08/
2001...
Meselenin özü
20/
08/
2001...
MGK niçin milli?
23/
08/
2001...
Bir ileri iki geri
26/
08/
2001...
Güçlü Türkiye
|