Tehlikeli suikast
Bölgesel savaş senaryolarının konuşulduğu Ortadoğu, dün İsrail'in Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) liderlerinden Ebu Ali Mustafa'yı düzenlediği füze saldırısı sonrası öldürmesiyle patlama noktasına geldi. Filistin kaynakları, saldırının, Ebu Ali Mustafa'nın Ramallah'taki evinde olduğu sırada düzenlendiğini ve 2 ya da 3 füzenin isabet ettiğini kaydettiler.
Filistin Yasama Konseyi'nde iki temsilcisi bulunan FHKC'nin aynı zamanda genel sekreteri de olan 63 yaşındaki Mustafa (gerçek adı Mustafa El–Zubri) Cephe'nin Şam'da bulunan George Habaş'tan sonra ikinci ismiydi ve partinin fiili liderliğini de yürütüyordu.
İsrail'in geçmişteki bir dizi saldırıdan sorumlu tuttuğu ve geçtiğimiz hafta Kudüs'ün merkezinde bir arabaya ve bir karpuza yerleştirilen bombadan da sorumlu olduğunu açıkladığı FHKC, Oslo anlaşmalarını ve barış sürecini İsrail'in işgalini yürütmek için kullandığı birer taktik olarak görmüş ve reddetmişti.
Parti aynı zamanda barış çabalarında ABD'nin Filistin davasının tek hamisi gibi görünmesini eleştiriyordu. Ebu Ali'nin öldürülmesi ile İsrail, Aksa İntifadası başladığından bu yana ilk defa Filistin Yasama Konseyi üyesi bir kişiyi öldürmüş oluyor.
Büyük kumar
FHKC liderinin öldürülmesi geçmişte İsrail'e karşı kanlı saldırılarda bulunmuş ve fakat bir müddettir diyalog yolunu seçmiş olan ekibi yeniden radikal operasyonlara itebileceği tedirginliğini uyardı.
Suriye'nin hamiliği altında faaliyet gösteren ve çoğunluğu Hıristiyan Araplardan oluşan hareketin liderinin öldürülmesinin zaten iyiden iyiye gerginleşmiş olan İsrail–Suriye ilişkilerini ne şekilde etkileyeceği de bir başka soru.
Ebu Ali'nin ölüm haberinden önce Londra'da yayınlanan Suudi gazetesi El–Şark el–Evsat'a bir açıklamada bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad uzak da olsa İsrail ile girişebilecekleri bir savaştan bahsetmiş ve bu durumda kaybeden tarafın İsrail olacağını kaydetmişti. Esad, Oslo anlaşmalarının da çoktan tarihe karışmış olduğunu söylemişti. Esad eylül ayı başında Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ı Şam'da misafir edecek ve Oslo anlaşmalarının imzalanmasından bu yana bozuk olan Filistin–Suriye ilişkilerinde yeni bir sayfa açmaya çalışacak.
İntikam yemini
İsrail saldırısının ardından ise, FHKC, "Şaron'a ilk cevap olarak" Batı Şeria'nın Nablus kentinde bir Yahudi yerleşimciyi öldürdü. FHKC'yi 1967 yılında kuran George Habbaş da, İsrail’in Mustafa'nın öldürülmesini pahalıya ödeyeceğini söyledi. Ayrıca Filistin'de intikam gösterileri yapıldı. Marksist FHKC politbüro üyesi ve sözcüsü Mahir El–Tahir de, Ali Mustafa'nın öldürülmesini kınadı ve liderlerinin öldürülmesine rağmen örgütün İsrail'e karşı askeri saldırılarını artıracağını söyledi. FHKC, Arafat'ın El Fetih'i ve Nayef Havatme'nin Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi ile FKÖ'yü oluşturan 3 büyük gruptan biri.
Ebu Ali kimdir?
Ebu Ali aslen Batı Şeria'nın Cenin şehrindendir. 1957 yılında Arap milliyetçi hareketleri ile olan ilişkilerinden dolayı daha 19 yaşındayken tutuklandı ve 1967 yılında sürgündeyken Cephe'nin kurucularından biri oldu. 32 yıl boyunca sürgünde yaşadıktan sonra Ehud Barak'ın İsrail başbakanlığı döneminde "barış kampına katılma kararına binaen" vatanına dönme şansını elde eden Ebu Ali 1999 yılından sonra partinin Batı Şeria faaliyetlerinin fiili lideri oldu ve 2000 yılında da Şam'da yaşamakta olan partinin lideri George Habaş'ın yerine partinin genel sekreterliğine getirildi. FKPC, İsrail'e karşı ilk intihar saldırısını gerçekleştiren ekip olarak tarihe geçmişti.
Kerim Balcı)
Powell'dan İsrail'e 'Irkçılık' desteği
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, Güney Afrika'nın Durban kentinde gelecek ay başında düzenlenecek Irkçılığa Karşı Dünya Konferansı'na katılmayacağı açıklandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, Washington yönetiminin gelecek günlerdeki gelişmelere göre konferansa katılıp katılmamak ya da hangi düzeyde iştirak edileceği konusundaki kararı vereceğini belirtti. ABD Başkanı George Bush, konferansla ilgili açıklamasında, "Bizi en çok endişelendiren İsrail hakkında kullanılan yaralayıcı dil ve bu konferansta bu ülkenin çok sayıda belge ile hedef alınması." demişti. Bu arada adlarının açıklanmasını istemeyen Amerikalı yetkililer, Powell'ın, "İsrail karşıtı bir açık oturum haline döneceği endişesiyle" konferansa katılmak istemediğini söylediler. Washington
ABD-Türk F-16 ortaklığı
ABD ve Türkiye, savaş uçağı alım ihaleleri açan Macaristan, Avusturya ve Polonya'nın ihtiyaçlarının Avrupa yapımı uçaklar yerine F-16'larca karşılanması için ortak girişim başlattılar.
Amerikalı bir askeri yetkili, ABD'nin temel amacının, Orta Avrupa ülkelerinin, Avrupa uçağı değil, F–16 almalarını sağlamak olduğunu, bu çerçevede geniş F–16 imkanları ve deneyimi bulunan Türkiye ile işbirliği yaptıklarını söyledi. Yetkili, "Türkiye ile rakip değil, ortağız" dedi.
Kiralama önerisi
Washington'daki Türk kaynakları da, ABD ile koordinasyon içinde hareket edildiğini doğrulayarak, Türkiye'nin, Macaristan, Avusturya ve Polonya'ya, bu çerçevede kullanılmış F–16 uçakları kiralamayı önerdiğini belirttiler.
Bu ülkelerden Macaristan'ın, kararını kısa zamanda açıklaması bekleniyor. Washington'daki Macar yetkilileri de, Macaristan'a Türkiye'nin yanı sıra ABD'nin de kullanılmış F–16 kiralamayı önerdiğini, rakip ülke İsveç'in önerisinin ise, kullanılmış Gripen avcı uçakları olduğunu söylediler.
Macaristan'ın 24 uçağı kapsayacak seçiminin, eylül başı gibi belli olabileceği belirtildi.
Avusturya ve Polonya ihalelerinde ise, kiralama ya da yeni uçak üretimi yöntemi konusunda henüz karar verilmezken, bu iki ülkenin seçimlerini gelecek yıl yapmaları öngörülüyor. Avusturya ve Polonya ihalelerine, F–16'ların ve İsveç'in yanı sıra Fransa'nın ve Avrupalıların ortak şirketi Eurofighter'ın da katılması bekleniyor.
Üç hedef
Bu ortaklıkta Ankara'nın üç hedefinin bulunduğu kaydediliyor. Washington'daki savunma uzmanlarınca bu üç hedef; Türkiye'nin Orta Avrupa ülkeleriyle savunma sanayii işbirliğinin geliştirilmesi, Ankara'nın hedeflediği, ancak finansman eksikliğinden dolayı bekleyen 32 adet yeni F–16 savaş uçağının Türk Hava Kuvvetleri'ne kazandırılması projesine mali destek edinilmesi ve F–16'ların daha önce ortak üretildiği TAI'ye yeni iş sağlanması olarak özetleniyor. Ankara
İsrail'e tepki yağıyor
İsrail'in düzenlediği suikast eylemine tüm dünyadan tepkiler yağdı. Ürdün Enformasyon Bakanı Salih Kallab, İsrail'in yaptığı bu "çılgın, hain ve ahlaksız eylemin" daha fazla kanın dökülmesine yol açacağını belirtti.
Fransız Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de, "Ebu Ali Mustafa'nın öldürülmesi vahim bir olay" dedi ve AB'nin, İsrail'in Filistinlilere karşı suikast politikası gütmesini kınadığını anımsattı. Arap Birliği ise, İsrail'i, mafya siyaseti gütmekle suçladı. Amerikan yönetimi de, "terörist saldırı baskısı" altında olan İsrail'in İsrail’in Filistinli liderlere yönelik suikastlerinin Ortadoğu’daki çatışmaları alevlendireceğini bildirdi.
Filistin, savaş ilanı olarak nitelendirdiği eylemi, İsrail'in "ABD'nin yeşil ışığı"ndan yararlanarak işlediğini iddia etti. HAMAS ve İslami Cihad da intikam alınacağını açıkladılar.
İsrail Meretz Partisi lideri Yossi Sarid ise "Bürosunda oturan bir adamı vurmak büyük bir başarı değil. Umarım bundan böyle Filistinli liderleri öldürmekten vazgeçeriz.” dedi
Ebu Ali Mustafa'nın öldürülüşü üzerine Filistin'de 3 günlük ulusal yas ilan edildi. Dış Haberler Servisi
Dış Haberler Servisi
NATO, 'Hasat'a başladı
Makedonya'daki Arnavut gerillalar, silahlarını, bölgedeki NATO birliklerine teslim etmeye başladı. Arnavut Ulusal Kurtuluş Ordusu (UÇK) yetkilisi, "Silahsızlanmaya başladık" dedi.
Bölgeye konuşlanan NATO birliklerinin, "Esas Hasat" operasyonu çerçevesinde silah toplamaya başladıkları ilk bölge olan Kumanovo'da açıklama yapan yetkili, ilk etapta teslim edilecek silah sayısı hakkında bilgi vermedi. Üsküp'teki NATO sözcüsü Barry Johnson da Arnavut gerillaların silahlarını teslim almaya başladıklarını söyledi. Bu arada Üsküp yönetimi, NATO'nun toplayacağı silahların sayısı konusundaki farklı görüşünde ısrar ediyor. Makedon Başbakanı Lubço Georgievski'nin danışmanı Emiliya Geleva, "NATO birliklerinin toplayacağı silah sayısı 3300 değil, 60 bin..." dedi.
İngiliz asker öldü
Öte yandan NATO operasyonu çerçevesinde Makedonya'da bulunan birliklerde görev yapan bir İngiliz asker, başına beton parçasının isabet etmesi sonucu öldü. İngiliz askerin, başkent Üsküp'ün dışında saldırıya uğradığı ve bir grup gencin zırhlı aracına attığı beton parçasının askerin başına geldiğini kaydettiler.
Bu arada Makedonya'da görev alacak Türk bölüğü, bugünden itibaren Üsküp'e geliyor. Günlerdir Kosova ile Makedonya arasındaki Blaçe sınır kapısında Makedon göstericiler tarafından kurulan barikatlar nedeniyle, Kosova üzerinden Makedonya'ya gelen NATO askerlerinin geçişleri engelleniyordu. Dış Haberler Servisi
İsrail ile 'özel ilişki'
İsrail Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Alon Liel'e göre, çok derin bir boyut kazanan Türkiye-İsrail ilişkilerinde geriye dönüş mümkün değil.
Türkiye ile İsrail arasında özellikle bu sene hız kazanan ilişkiler konusunda farklı görüş ve senaryolar ortaya atılıyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Dr. Alon Liel, Türkiye–İsrail ilişkilerini Zaman'a değerlendirdi. Halen İsrail'in Merhav şirketler grubunun uluslararası projelerini takip eden Dr. Alon Liel, iki ülke ilişkilerinden, İsrail'in Kafkasya ve Orta Asya ilgisine kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Türkiye ile İsrail'in bölgede bir eksen oluşturduğu belirtiliyor. Sizce bir Türkiye–İsrail ekseni bölge dengeleri ve gerçekleri açısından uygun mu?
Eksen kötü bir kelime. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler mükemmel. Bu ilişki ikili düzeyde kalmalı. Ortadoğu'da halihazırdaki durum İsrail–Türkiye ilişkileri üzerinde bina edilebilecek koalisyonlara müsait değil. Eğer İsrail Filistinlilerle bir barışa sahip olursa, uzun vadede durum farklılaşabilir.
Ben yaklaşık 25 yıldan beri Türkiye–İsrail ilişkilerini takip ediyorum. İstanbul'a ilk kez 1977 Ağustos'unda geldim. Türkiye üzerine doktora yaptım. Şaron'un son ziyareti çok zor geçmiş olsa da, bugünkü Türkiye–İsrail ilişkilerine bir not verecek olsam bu not on olacaktır. Kurumlar, hükümetler ve bürokrasi arasındaki bağlantı çok derin. Burada görevli olduğum zaman ilişkilerin notu sıfır ya da bir idi. İki ülkenin ilişkilerinin tarihi açısından şu an en iyi zamandayız.
Fakat bu ilişki, ikili bir ilişkinin ötesine yayılmamalı. Bu bağlantıya yeni ülkeler eklenmemeli, ikili düzeyde kalmalı. İsrail, Mısır, Ürdün, Suriye ve diğer ülkelerle ilişkilerini sürdürmeli. Ötekilerle barış sağlandıktan sonra bu ilişkinin bölgesel anlamları üzerinde konuşulabilir. İkili düzeydeki bu ilişkinin bölgesel anlamları, amaçları üzerinde vurgu yapılmamalı. Bu asla işe yaramaz.
Dolayısıyla eksen kelimesinin kullanılmasına karşıyım. Bunun yerine 'özel ilişki' tabirini kullanmayı tercih ederim. Bu ilişki, hükümet ve bürokratlardan halka kadar inmiş durumda.
Peki Başbakan Ariel Şaron'un Türkiye ziyareti konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bence bu ziyaret bir hataydı. İsrail'in önemli bir gazetesinde bu geziyi eleştiren bir yazı da yazdım. Son zamanlarda Türkiye'ye çok fazla ziyaret yapıldı. Dışişleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay başkanı. Bence bilhassa Şaron'un Türkiye'deki imajı açısından biraz daha beklenmeliydi. Ben Lübnan savaşı sırasında Türkiye'deydim. O zamanki gazete başlıklarını hatırlayabiliyorum. Dolayısıyla bu ziyaret bir hataydı. Ancak bunun önemli bir hasara yol açtığını sanmıyorum. Belki iki ülke arasındaki ilişkilere muhalefet edenleri güçlendirmiş olabilir. İlişkilerde somut bir değişim olduğunu ise sanmıyorum.
Türkiye özel konumda
İsrail ile yakın ilişkiye sahip olmak Türkiye'nin bölgedeki manevra kabiliyetini ve seçeneklerini sınırlandırmaz mı?
Bu yanlış bir yaklaşım. Bana göre bu ilişki Türkiye'nin hareket kabiliyetlerini güçlendirir. Mayıs ayında sona eren dışişleri bakanlığı müsteşarlığı görevim sırasında Türkiye'den değişik bakanlıklardaki yetkililerle görüşüyordum. Türk yetkililer bana, hem İsrail ile hem de Filistin ve diğer Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olmanın Türkiye'yi özel bir konuma soktuğunu söylediler. Bu sene Filistin ile ilişkilerimizin çok kötü olduğu dönemlerde Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve diğer yetkililer çok önemli bir rol oynadı. Bu bir arabuluculuk değildi. Arafat ile İsrailli yetkililer arasından mesajlar taşındı. Türkiye, Ortadoğu'da bu rolü oynayabilecek tek ülke.
Diğer yandan, İsrail ile bağlantısı, Türkiye'nin ABD'deki ve Avrupa'daki imajı açısından da çok önemli. Çünkü İsrail, globalleşmiş bir ekonomiye sahip ve Türkiye'nin İsrail ekonomisiyle daha çok bağlantıya sahip olması onun Batı pazarında rekabet gücünü artırır. İki ülke arasındaki ilişkiden hem İsrail hem de Türkiye istifade etmektedir.
AB meselesi illüzyon
Fakat, Ortadoğu'da AB ile İsrail'in farklı köşelerde olduğunu görüyoruz. Türkiye, İsrail ile yakınlaştıkça, girmeyi amaç edindiği AB'nin politikalarına ters düşmüyor mu?
Halihazırda Avrupa'nın bir kesiminin Filistinlilerin yanında göründüğü doğru. Fakat bu bir çeşit illüzyon. Çünkü, tarihsel olarak, özellikle de Batı Avrupa İsrail'e çok yakın. Ticaret verilerine baktığımızda, Batı Avrupa'nın, İsrail'in en büyük ticaret ortağı olduğu görülmekte. Onlar İsrail ile olan ticaretten büyük oranda faydalanmakta. Bu, özellikle ikili ilişkiler düzeyinde de geçerli. Almanya, İngiltere ve diğer bazı ülkelerle bu ilişki çok derin. Son zamanlarda Belçika ve Danimarka gibi ülkelerle sorunlarımızın olduğu doğru. Şu noktayı da unutmamak gerekir ki, AB, Avrupa ülkesi bir Türkiye istiyor. Bir Ortadoğu ülkesi değil. Türkiye için, İsrail gibi kişi başına yıllık milli geliri 18 bin dolar olan bir ülke ile ilişkiye sahip olmak, İran ve Irak gibi ülkelerle ilişkide bulunmaktan daha iyi.
lİsrail'in Türkiye hava sahasını kullanarak İran ve Irak'ın nükleer kapasitesini yok etmeye yönelik bir strateji izlediği belirtiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eksen kelimesinden hoşlanmamamın nedenlerinden birisi de bu. Türkiye ile İsrail arasında bir eksen yok. Bir ittifak yok. Askeri bir ittifak var olsa, bir ülkenin başı derde girdiğinde diğerinin ona yardım etmesi gerekir. Böyle bir şey yok. Biz Türkiye'den askeri alanda herhangi bir yardım beklemiyoruz. Türkiye'nin de bizden böyle bir beklentisi yok. İsrail, Arap dünyasına karşı Türk topraklarını kullanarak bir şey yapma niyetinde değil. İsrail kendi güvenliğini kendi imkanlarıyla sağlayacak durumda. Türkiye'yi çok zor bir duruma düşürebilecek böyle bir şey yapmaz. Yapılan şey sadece tatbikatlar. Donanma tatbikatı ve son zamanlarda da hava kuvvetleri tatbikatı. İsrail'in Türkiye'nin hava üslerini veya topraklarını kullanarak İran'a, Irak'a veya başka bir ülkeye karşı bir saldırı düzenleyeceğini sanmıyorum.
Kimse değiştiremez
lTürkiye'de İsrail karşıtı bir hükümet göreve gelirse, bunun ilişkilere etkisi ne olur?
Türkiye ile İsrail arasında 1949'dan beri diplomatik bir ilişki var. Geçmişte çok zor dönemlerimiz oldu. Ancak bunun tekrar edeceğini sanmıyorum. Necmettin Erbakan 1996'da başbakan oldu. Kendisinin İsrail'den hoşlanmadığı biliniyor. Ancak değişen bir şey olmadı. İlişkiler devam etti. Tayyip Erdoğan'ın iktidara gelmesi halinde de ilişkilerde bir değişiklik olacağını sanmıyorum. İki ülke ilişkilerine baktığımızda, gerek savunma alanında olsun gerek iş çevrelerinde olsun ve gerekse demokrasinin, globalleşmenin ve modernliğin desteklenmesi alanında olsun ortak çıkarın çok güçlü olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla, İsrail ile ilişkileri istemeyen bir parti iktidara gelse bile, Türkiye'de bu ilişkinin devam etmesini isteyecek başka güçler var. Siyasi partiler var. Ordu var. İş çevreleri var. Revivo var. Revivo var olduğu müddetçe bu konuda bir endişem yok.
İran'ın etkisi sınırlanmalı
Başbakan Şaron, Ankara ziyareti sırasında Azerbaycan ile işbirliği yapacakları mesajı verdi. İsrail neden Azerbaycan ile işbirliği ihtiyacı duyuyor?
İsrail, 1993'ten beri dünyada popülaritesi artan bir devlet. Sadece BDT ülkeleriyle değil, Doğu Avrupa ülkeleriyle çok iyi ilişkilere sahip. Azerbaycan ve Türkmenistan gibi bazı ülkelerde büyükelçiliklerimiz var. Bu ülkeler Sovyet sistemine karşı geldikleri ve Batı modelini, Türkiye modelini tercih ettikleri için bu bize, bu ülkelerde ekonomik olarak faaliyet gösterme şansı verdi.
Bu ülkelerde Türk iş mantalitesi, dili ve kültürü yaygın. İsrail'in bilgi ve teknolojisini bu öğelerle birleştirmek için birlikte hareket etmek daha mantıklı. Örneğin İsrail'in özellikle Türkmenistan'da büyük projeleri var. Ancak buradaki iş mantalitesini tam olarak bilemediğimiz için Türkiye ile işbirliğine ihtiyacımız var.
İsrail'in Kafkasya ve Orta Asya ilgisinin arttığı gözleniyor. İşadamları bölgeye geziler düzenliyor. Başbakan Şaron kasım ayında Kazakistan'a gidecek. Bu ilginin sadece ekonomik kaygılar taşıdığını söylemek doğru mu?
Bunun ekonomik ve siyasi yönü var. İsrail bölgede enerji sektörü dışında bazı projeler üstlenmiş durumda. Bunları geliştirmeye çalışıyor. Ancak İran'ın bu ülkeleri etkisine alması siyasi açıdan İsrail için büyük bir sorun demek. Bu etkiyi önlemek gerekiyor. Bu durum Türkiye için de iyi bir şey değil. Bu ülkelerde, Türkiye modeli ile İran modeli arasında devam eden mücadelede İsrail Türkiye'nin yanında yer alıyor. Bana göre halihazırda Türkiye modeli kazanmış durumda. Özellikle Azerbaycan'a yaptığım ziyaret sırasında bunu yakından gözlemleme fırsatı buldum. Celil Sağır / İSTANBUL (Zaman)
Akdeniz'den de gaz geliyor
Türkiye–İsrail ilişkileri Başbakan Ecevit'in Ariel Şaron'a basın toplantısında yedirdiği acı lokmadan sonra yine "tatlı servisine" başladı.
Bu kez tatlı Mısır işi ve İsrailli garsonlarca sunuluyor sofraya: Doğalgaz... Manavgat suyu ihalesine girmek üzere "yeterli" bulunan üç şirketten biri olan Merhav Şirketler Grubu bu kez Türkiye'den alacaklarının katlarca fazlasını geri satacak bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Doğu Akdeniz Gaz Boru Hattı Projesi diye bilinen; ancak sahiplerinin Barış Gazı adını vermeyi tercih ettikleri proje, Kahire açıklarından çıkan ve El–Ariş'e kadar halihazırda gelmiş olan Mısır doğalgazını Akdeniz boyunca deniz altından Ceyhan'a ve ileride de Türkiye üzerinden Balkanlar'a satmayı içeriyor. Deniz altından çekilecek 780 km'lik boru hattı ile İsrail'in özellikle ilgilenmesinin sebebi yol üzerinde üç ayrı noktadan İsrail'in kendi doğalgaz ihtiyacını alacak olması. Doğrusu İsrail boru hattının taşıyacağı 15 milyar metreküpün 7 milyar metreküpünü alacak...
İsrail'in doğalgaz boru hattını Türkiye'ye kadar uzatmak istemesinin altında pek de "barış" veya "Türkiye dostluğu" yatmıyor. Ana sebep Mısır'ın sadece İsrail'e doğalgaz satması durumunda "Arap dünyasından gelebilecek baskılarla yüz yüze gelmeye hazır olmaması". Gerçi Mısır yıllardır İsrail'e petrol satıyor ve Aksa İntifadası'nın en kızgın günlerinde dahi İsrail'e petrol aktarımını durdurmadı.
Ancak ucunda Türkiye'nin bulunduğu bir hattın Arap dünyasına kabullendirilmesi Mısır için çok daha kolay olacak. Türkiye'nin varlığı sadece Mısır'ın işini kolaylaştırmayacak. İsrail, ucunda Türkiye'nin bulunduğu bir hattı Mısır'ın kolay kolay kapatamayacağını biliyor. Yani Türkiye, hattın sürekli bir şekilde İsrail'e doğalgaz pompalamasının garantisi olacak. Hatta Türkiye ve Türkiye üzerinden başka ülkelerin ortak olması hat maliyetini de daha aza indiriyor. Bu da ortaklığın ekonomik getirisi...
Türkiye doğalgazı üç ayrı ülkeden alıyor: Rusya, İran ve Azerbaycan. Türkiye'nin 2012 yılı için tahminî tüketimi yıllık 55 milyar metreküp. Bu hesapla yapılmış olan kontratlara göre ülkemiz Rusya'dan iki ayrı hat (Batı Hattı ve Mavi Akım) üzerinden yılda toplam 30 milyar metreküp doğalgaz alacak. İran'dan 10 ve Azerbaycan'dan 7 milyar metreküp olarak alınan doğalgazla toplam miktar 47 milyar metreküpe çıkacak. İsrail'in önümüze sunduğu proje Türkiye'nin geri kalan açığını kapatacak.
Kim, ne kadar kârlı?
Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi Ankara'da beklenilen desteği bulmuş durumda. Amerika projeye Ortadoğu'daki üç büyük ortağını buluşturacağı için olduğu kadar Türkiye'nin doğalgaz kaynağı olarak Rusya ve İran'a olan bağımlılığını azaltacağı için de destek veriyor. Amerikanlar geçmişte Türkiye'nin İran'la yapmış olduğu doğalgaz alım anlaşmasının iptali için ellerinden geleni yaptılar. Mısır doğalgazı İran'ın alternatifini ortaya sürmüş oluyor... Projeye Avrupa Birliği de benzer sebeplerle destek veriyor ve boru hattının yapımı için gerekli finansal desteği vaat ediyor.
Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı'nın Mısır için yıllık geliri 1,6 milyar dolar. Bu miktar Mısır'ın turizmden sonra en büyük geliri olarak bilinen Süveyş Kanalı gelirlerinden bile daha fazla. Proje tarafları, 20 yıl boyunca belirlenen miktarın sağlanması ve alınması hususunda bağlıyor. Mısır'ın Akdeniz sahillerindeki doğalgaz rezervlerinin büyüklüğü 1.250 milyar metreküp. Doğalgaz hattı bu zenginliğini pazarlamak için Mısır'a bulunmaz bir şans veriyor.
Türkiye için hat ancak ihtiyacının onda birini karşılayacak. Mısır doğalgazı Türkiye'ye başka kaynaklardan daha ucuza gelmeyecek; ancak projenin gerçekleşmesi uzun zamandır Arap ülkelerince eleştirilen Türk–İsrail dostluğunu daha kabullenilebilir kılacak. Diğer yandan hattın Ceyhan'a aktaracağı doğalgazın tamamı Türkiye tarafından alınmayacak. Anadolu üzerinden geçecek olan bir hatla doğalgaz Balkanlar'a aktarılacak. Mısır doğalgazının Balkanlar'daki iki alıcısı da Romanya ve Bulgaristan... İsrail için bakıldığında Mısır doğalgazı Rusya'dan alınana kıyasla çok daha ucuza gelecek. İsrail doğalgaz ihtiyacının yarısını ve toplam enerji ihtiyacının % 15'ini Mısır doğalgazından sağlayacak. Kendi rezervleri ancak 50 milyar metreküp olan İsrail'in yabancı kaynaklara muhtaç olduğu göz önüne alındığında Mısır doğalgazı bulunmaz bir fırsat. (Kerim Balcı / KUDÜS (Zaman)
Merhav Grubu kim?
Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi'ni taşıyan grup, İsrail'in büyük şirketlerinden Merhav Grubu. Merhav Grubu dünya finans dünyasının devlerinden biri ve İsrail ve Orta Asya'da özellikle enerji ve altyapı yatırımlarına girişiyor.
Grubun giriştiği büyük projelerin başında Türkmenbaşı rafinerilerinin modernizasyonu ve Mısır'da Arap–İsrail ortaklığı şeklinde kurulan Ortadoğu Petrol Rafinerisi geliyor. Tarım ürünleri ihracatı, Venezüella'da bir kablo Tv ağı, telekomünikasyon firmaları ve finans şirketleri işleten Merhav Grubu, Manavgat suyu projesinde de yer alıyor.
|