GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



 


Turistik deprem konutları hikayesi

Yaklaşık 15 yıldır gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Şu tetik mevzuunda bir arpa boyu yol alamadık gitti. Halbuki o kadar da medya savaşını yakından takip ettik. Allah'a şükür yara bere almadan bugünlere geldik. Ama bazı haberlerin hangi savaşa dair olduğuna dair bir tahminde bulunabiliyoruz. Belki bir kısmını unutmuşsunuzdur: Ansiklopedi savaşları, çanak çömlek kavgaları, telefon ve televizyon çekişmeleri... Birbirlerinden adam ayartmalar, arkasından 'centilmenlik anlaşması' yapıp, birbirlerinden gazeteci almama hareketleri... Bazen iş büyüyüp gazete binası kurşunlamaya kadar vardı. Bir baktık ki, gırtlak gırtlağa kavga edenler, birden bire can ciğer kuzu sarması olmuşlar.

Geçtiğimiz hafta Star'da TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy'u hedef alan bir haber vardı: 'Yuh be, depremzedelerin paralarıyla otel mi yapılır?' deniliyordu. Habere göre Ulusoy depremzedeler için toplanan 300 bin dolarla prefabrike ev yerine lüks bir otel yapmaya hazırlanıyordu. Haberi okuyunca bir şeyler döndüğüne dair içimizde şüphe uyandı. Konuyu bir de uzmanına soralım dedik. Bu işlerden anlasa anlasa Hakan Yılmaz anlar. Anlatılanlara bakılırsa birilerinin iyi bir fırıldak çevirdiğini fark ediyorsunuz.

Hakan, kısaca şöyle özetliyor: Her şeyden önce suçlanan başkan Ulusoy döneminde depremdezelerle ilgili alınmış tek bir kuruş yok. Proje tamamıyla eski döneme ait. Bunun da ötesinde ortada toplanmış 300 bin dolar yok. Zaten aklı başında hiçbir turizmcinin Adapazarı'na otel yapma gibi bir fikri olmaz. Böyle bir fikri olan oteli Antalya'da yapar ve buradaki geliri depremzedelere bırakır ki bir otelin maliyeti en azından 10 milyon dolar. Bu da mümkün değil. Zaten Ulusoy'un böyle bir beyanatı yok. Haberi daha dramatize hale getirmek için 'Ulusoy'un Alman meslektaşı Gerd Hesselman'a yaptığı katkıdan dolayı plaket bile verdiği' de doğru değil. Bu, ITB 2001 Berlin Fuarı'nda Ulusoy, Gesselman'a içinde Meryem Ana suyu bulunan bir şişenin bulunduğu bir hediye verilirken çekilmiş bir fotoğraf. Peki bu haber neden yayınlandı? İşin özünde iki ay sonra yapılacak olan TÜRSAB kongresi öncesi Ulusoy'un önünü kesme çabası var. Ulusoy şu ana kadar yarışı oldukça önde götürüyordu. Diğer taraftan Ulusoy harcamalarına çok dikkat ediyor. Hatta o kadar dikkat ediyor ki her ay cebinden 3 milyar lira harcıyor. TÜRSAB adına çıkarttığı bültenlerde derneğin bütün hesaplarının en ince ayrıntılarını veriyor. Haber yapılırken kimse Ulusoy'a 'Sen gerçekten deprem bölgesinde otel yapmayı düşünüyor musun?' diye sormuyor. Ulusoy'u bir yana bırakın TÜRSAB Türkiye'nin en büyük sektör derneği. Turizmin kriz dönemindeki önemi belli. Bütün bu yazılanlar başkanın nezninde TÜRSAB'ı da yıpratıyor. Halbuki sektörün ihtiyacı olan şey; eski başkan Talha Çamaş ile Ulusoy'un bütün enerjilerini sektöre kanalize etmesi.

Bize kalırsa TÜRSAB'ın da, diğer kurumların da masaya yatırılıp araştırılması ve analiz edilmesi gerekir. Ona bakarsanız Star grubunun da şöyle sağlam bir masaya ihtiyacı var. Ama bu masayı Doğan Grubu'na vermek doğru değil.




Hasat bolluğu

Makedonya'da varılan anlaşmanın ardından, Arnavut gerillalardan toplanacak silahlar konusundaki belirsizlik ve anlaşmazlık devam ediyor. Türk basınında ise NATO'nun bu ülkeye yönelik misyonunun adı konusunda bir kargaşa yaşanıyor. İngilizcesi 'Essential Harvest' olan operasyonun adı, Anadolu Ajansı tarafından 'Esas Hasat Zamanı' olarak kullanılırken, diğer basın organlarında ise 'Esas Hasat', 'Esaslı Hasat' ve 'Temel Hasat' gibi değişik tabirler tercih ediliyor. Bazı televizyon kanalları ise bunu 'Zorunlu Hasat' operasyonu olarak adlandırmayı sürdürüyor. Ortada bir 'hasat' var; ama basınımız henüz çözebilmiş değil...




Dolarlı hutbe!

Devlet de, devletin bir kuruluşu olan Diyanet de, din, cami ve hutbe gibi kavramların içini boşaltmak için ellerinden geleni yapıyor. Hutbelerde 'Orman Haftası, Çiçek haftası...' gibi anlamlı günlerin önemi yeterince anlatıldı. Ama ne ormanlar yanmaktan kurtarıldı, ne de çiçekler ezilmekten. Şimdi de 'dolarla mücadele' kapsamında hutbe okutulacakmış. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyoruz. Ama 'enflasyon' dini kurumları da vuruyor. Bir yandan din ve dünya işlerinin ayrı olduğunu söylerken, camilerde dolarla mücadele hutbesi vermek iyi gider! Bir de devlet kurumları, dolar bazında para toplamaktan vazgeçse iyi olacak!

Merak ettiğimiz bir şey daha var: İP'çiler bu hutbe konusunda ne düşünüyorlar?




Garih

Üzeyir Garih'e ölümünden sonra gösterilen yoğun ilgi birilerini ciddi biçimde rahatsız etmişe benziyor. Mezar ziyaretini filan bir kenara bırakıyoruz. Kaç kişi işyerinde İslami motifler taşıyan tablolara yer verir? Kaç kişi cebinde 'Cevşen–ül Kebir' bulundurur? Kaç kişi onun gösterdiği saygıyı inananlara karşı gösterir? Başkasına saygı gösteren, saygıyı hak eder. Rahatsız olanlar da saygısızlığı...




Ekmeği yok yemeye...

Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, 2000 yılında Türkiye uluslararası kuruluşlara aidat ve gelişmekte olan ülkeler ile geçiş ülkelerine bağış olmak üzere toplam 221 milyon 851 bin 830 dolar ödeme yapmış. Kendimiz çok gelişmişiz ya! Gelişmekte olan ülkelere yardım yapıyoruz, işte!



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.