Allah medyaya düşürmesin!
Başlıktaki ifade bize değil Hürriyet'in başyazarı Oktay Ekşi'ye ait. Cumartesi gününden beri Tv kanallarında başlayan ve gazete sayfalarında sürdürülen “haber kirliliği” Ekşi'ye bu lafı söylettiriyor. Ekşi, “Müteveffa işadamı Üzeyir Garih cinayeti dolayısıyla polisimizin ve basınımızın sergilediği hazin manzaraydı konumuz. Uzatmaya hiç gerek yok: Allah insanın ölüsünü de dirisini de bu iki kesimin eline düşürmesin. Masumu cani, iffetliyi fahişe yaparlar deyip, orada noktayı koyuyoruz.” diye özetliyor durumu.
Ayrıntıya ise Radikal'den İsmet Berkan giriyor. “Benim gibi bütün gazeteleri bir arada okuyorsanız çıldırmamanız elde değil. Çünkü zaten her biri birer kırıntı niteliğinde olan bütün bilgiler birbiriyle çelişiyor.” diyor Berkan. Örnek olarak telefon olayını veriyor: “Telefonun Eyüp civarından sinyal verip sonra şarjının bittiğini iddia edenler mi istersiniz, telefonun bir ara Eminönü'nden sinyal verdiğini söyleyenler mi... Eğer gazetelerin bugüne kadar yazdığı bütün bilgiler kafadan atma değil de polis kaynaklıysa durum vahim demektir. Çünkü gazetelerin bu noktada durup, “Acaba polis suçluyu yanıltmak için bizi mi kullanıyor?” diye düşünmesi gerekir.”
Son olayda bir ilginç konu da MOSSAD meselesi. Berkan bu konuda da sorgulayıcı: “İsrail'den gelen üç görevlinin Türkiye'de soruşturma yaptığı haberi doğru mudur? Eğer doğruysa, bu olayın vahametini kaçımız kavrayabiliyoruz? Ama belli ki, yayımladığımız bu haberlerin doğruluğundan o kadar da emin değiliz. O yüzden durumu eleştirmiyoruz da.”
Ve son söz: “Üzeyir Garih cinayetinin soruşturmasında basın da polis kadar kötü bir sınav verdi. Sınıfta kalanların başında maalesef haber televizyonları geliyordu. Bir bültende 'son dakika' denilerek aktarılan bir haberin öteki bültende o kadar da doğru çıkmadığının itiraf edildiğine sık sık tanık olduk. Elbette benzer sorunlar, günde sadece bir kez çıkan yazılı basın için de geçerli. Üç günde inanılmayacak kadar çok sayıda yanlış ya da eksik haber çıktı, yeterince doğrulanmamış bilgiler sayfalara yansıdı. Hiç şüphe yok ki, bu çeşit haberlerde basın yayın organlarına çok büyük sorumluluk düşüyor. Yazdığımız her yanlış ya da yeterince doğrulanmamış haber birilerinin canını yakıyor, onların hayatında onarılamaz hasarlara yol açıyor.”
Doğan Grubu-Uzanlar savaşında cevapsız kalan soru
Uzan Grubu'na ait Star gazetesinin İş Bankası–Aydın Doğan Konsorsiyumu'na Vakıfbank'ın düşük faizle kredi verdiğini yazmasıyla alevlenen tartışmada Doğan Grubu'nun üç gazetesi Hürriyet, Milliyet ve Radikal'de tam sayfa ilanla cevap verildi. Hürriyet ayrıca hedefteki İş Bankası'nın Genel Başkanı Ersin Özince'nin görüşlerine de tam sayfa ayırdı.
Ancak tartışmada Doğan Grubu cevap veriyor gibi görünse de Star'ın sorusu hâlâ ortada duruyor. Star iddiasında, Vakıfbank'ın söz konusu konsorsiyuma piyasa fiyatından çok daha düşük oranda faizle kredi verdiğini söylemişti. Doğan Grubu'nun cevabında ise Vakıfbank'ın geri dönmeyen kredileri içinde Doğan Grubu'na ait kredi olmadığının Devlet Denetleme Kurulu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından açıklandığı söyleniyor. Düşük faizli kredinin gerekçesine cevap verilmiyor. Aynı zamanda 9 ayrı bankadan da aynı faiz oranıyla kredi alındığı açıklanıyor. Vakıfbank'ın aynı günde neden Galatasaray Kulübü'ne yüzde 16'dan kredi verdiği halde İş Bankası–Doğan Konsorsiyumu'na yüzde 9 faiz oranından kredi verdiği sorusu cevap bekliyor.
Doğan Grubu'nun ilanında "Umarız bu son şantajları olur" başlığı da dikkat çekici. İlanda Uzanlar'ın daha önceki şantajları neden sıralanmadı? Doğan Grubu da hiç şantaj yaptı mı?
Fatih Altaylı tongaya düştü!
Hürriyet'te Cüneyt Ülsever'in Tayyip Erdoğan ile yaptığı röportaj, gazetenin bazı yazarlarını memnun etmedi. Oktay Ekşi ve Fatih Altaylı'dan sonra gazetenin karikatüristi Oğuz Aral da çizdiği karikatürde, Ülsever'in soyadını Tayyipsever olarak değiştireceğini belirtti ve 'gazetemizin en demokratperver yazarı' nitelemesini yaparak tepkisini dile getirdi..
Ancak işin en ilginç yanını arkadaşımız Zafer Özcan ortaya çıkardı. Fatih Altaylı röportajda bir tane bile dişe dokunur soru olmadığını kaydederek, "Takiyye mi yapıyorsunuz?" ve "92 yılında ve daha öncesinde dinî esaslara dayalı bir devlet düşünmüyor muydunuz?" soruları ile dalga geçmişti. Özcan'ın tespitine göre Altaylı'nın eleştirdiği iki sorunun sahibi Cüneyt Ülsever değil! Söyleşiye başlarken Hürriyet yazarlarından da sorular istediğini kaydeden Ülsever'in Erdoğan'a sorduğu bu iki sorunun birisi Hürriyet Yazı İşleri'ne diğeri ise Başyazarı Oktay Ekşi'ye ait. Altaylı, bu soruların kaynağını bilseydi aynı eleştiriyi yapar mıydı?
|