Üzeyir Garih
Vakitsiz ölümlerin ardından yazmak zordur. Üstelik ben Üzeyir Garih'i yakından tanımazdım. Ne var ki yapmaya çalıştıklarıyla Türkiye'nin doğru dürüst insanlarından biriydi.
Bu artık pek rastlanılmayan bir özellik. Her şeyin ilkesizliğe kurban edildiği, düzeysizliğin kanıksanmakla kalmayıp talep oluşturduğu bu ülkede, Üzeyir bey gibi insanlar boşa kürek çeken bir optimizmin temsilcileri gibiler.
Oysa bu kişiler çatlaklarla dolu kültürel yapımızın zamkını oluşturuyor. Üzeyir bey bir yandan Cumhuriyet neslinin özelliklerini günümüzün reel koşullarıyla meczederken; bir yandan da kültürel kimlikler arası mesafenin kapanmasına ve normalleşmesine hizmet etti. Göründüğü kadarıyla bu çabaları onu iki nokta üzerinde durmaya sevk etmişti. Birincisi genel düzeysizliğimizin eğitim yoluyla altedilmesiydi. Bu yaklaşım tek başına epeyce pozitivist tınılar içerir. Çünkü hiçbir eğitim 'masum' değildir ve daima belirli bir zihniyetin taşıyıcısıdır. Dolayısıyla eğitimin artması sizi sadece o belirli zihniyetin içinde daha bilgili ve düzeyli kılar. Ama ya zihniyetin kendi handikapları? Onlar genellikle aynı kalırlar; hatta bazen bilgiden gelen temelsiz bir kibirle beslenerek, dogmatizmin altyapısını oluştururlar. Bu nedenle klasik algılanıyışla eğitim kendi başına fazla bir şey ifade etmez. Gerçek eğitim kişiyi farklı zihniyetlere maruz bırakıp, bunlar arasında mukayeseler yaptırtan bir sistemi ima eder.
Üzeyir Garih'in bu nüansların ne kadar farkında olduğunu, Türkiye'deki düzeysizliğin çaresini ararken zihniyet meselesini ne denli derinden algıladığını bilmiyorum. Ama kendisinin günlük hayatındaki tercih ve eylemleri bize bir ipucu sunuyor: Üzeyir bey ısrarla diyalog çağrısı yapan biriydi. Tabii kendisinin de bir azınlık cemaatine mensup olduğunu düşündüğümüzde bunun gayet doğal olduğu söylenebilir. Ne de olsa diyaloğa ihtiyaç duyanlar hemen her yerde azınlıklardır. Diğerleri seslerini duyurmadıkları anlarda bile, kendi seslerinin yankılarını taşıyan bir çevrede yaşarlar. Çoğunluğa ait olmanın getirdiği doğal homojenizasyon, diyalog arayışının anlaşılmasını engelleyebilir; diyalog arayanların zaten kendisine benzemeyenler olduğu kanısını uyandırabilir. Diyalog çağrıları bazen bu çaba içindeki insanları daha da azınlık kılar.
Bu cemaatçi içe kapanma veya dışlanma tehlikesi karşısında çare, kişinin diyaloğu kendi sorunlarını aşan bir perspektif içine oturtmasından ve buradan hareketle bir zihniyet önermesi yapmasından geçer. Gene Üzeyir beyin bu konuda ne kadar düşünmüşlüğü olduğunu, yaptığı çağrıyı felsefi anlamda ne kadar içselleştirdiğini bilmiyorum. Ancak çıkardığı çabanın çok yönlülüğü, enerjisini kendi cemaatsal dünyasını aşan bir akıl ve gönül zenginliği içinde kanalize etmesi; onun farklı bir zihniyeti de öngörmüş olduğunu ima ediyor. Muhtemelen bu, diyaloğu bir hoşluk veya lütuf olarak değil; birlikte yaşamanın olmazsa olmaz koşulu olarak gören bir zihniyete, yani demokratlığa uzanan bir arayıştı.
Eğitimin işlevi; ancak böyle bir zihniyet değişiminin parçası olduğu takdirde anlamlıdır. Türkiye'de sadece kanıksanmış ve içselleşmiş bir düzeysizlik yok; aynı zamanda bu düzeysizlik ilkesiz, ahlakî yaptırımdan uzak, gücü önemseyen, çatışmacı bir zihnî atmosferden besleniyor. Üstelik bu anlayış aklı başında gözüken nice insanın kararlarını etkileyerek toplumun telef olmasına yol açıyor.
Garih'i vuran eller muhtemelen tanıdık eller. Muhtemelen yine kime ait olduklarını hissetmekle yetineceğiz. Ve kendi kendimize sormaya devam edeceğiz. Bu ellerin kolayca cinayete uzanmasını olağan kılan bu kültürle nasıl başa çıkılacak? Organize hırsların yarattığı yıkımlar nasıl engellenecek? Acaba daha kaç tane Üzeyir Garih bedel olarak ödenecek?..
Allah rahmet eylesin.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
09/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
10/
08/
2001...
Laik kesimde kimlik krizi
12/
08/
2001...
'Kaliteli ötekiler' üzerine
13/
08/
2001...
Gelelim ulusal güvenliğe
16/
08/
2001...
Birkaç ayıklama
19/
08/
2001...
Meselenin özü
20/
08/
2001...
MGK niçin milli?
23/
08/
2001...
Bir ileri iki geri
26/
08/
2001...
Güçlü Türkiye
27/
08/
2001...
Sigorta harekâtı
|