Siyaset ve ötesi
Bir ülkede İslam'ın demokrasiye uyması istenirse İslamiyet; demokrasinin İslam'a uyması istenirse demokrasi yok olur. Neden dinle, rejim (regime) karşı karşıya getiriliyor?
Halbuki İslam'a aykırı olmayan her şey (hangi isim altında olursa olsun) İslam'ın malıdır. Demokrasi ne kadar insan için varsa, İslamiyet de o kadar insan içindir. Her ikisi de insanı insanca yaşatmak ister.
Demokrasi çeşitli isimlerle, çeşitli şekilde uygulanmıştır. Klasik demokrasi, temsili demokrasi, sosyal demokrasi, ekonomik demokrasi, Marksist demokrasi, siyasal demokrasi, endüstriyel demokrasi, çoğulcu demokrasi, çoğunlukçu demokrasi, halkçı demokrasi, özgürlükçü demokrasi, katılımcı demokrasi, parlamenter demokrasi, liberal demokrasi... Herhalde siyasi bilim bunlara daha başkalarını ekleyecektir.
Bir ülkede demokrasi varsa sorarlar: "Bu, demokrasi hangi çeşittir?" Hemen cevap verelim: Her ülkedeki demokrasi o ülkenin yöneticilerine göredir.
İslamiyet'in de üç unsuru vardır: Kur'an, hadisler ve Müslümanlar. Kur'an ve hadisler kitaptır, bu kitapları uygulayan Müslümanlardır.
İslam tarihine baktığımızda 1918'e kadar Müslümanlar 121 devlet ve beylik kurmuş. Bugün de 55 İslam ülkesi var.
Geçmişteki 121 devlet ve beylik, iyi günler de, kötü günler de görmüş. İslamiyet, her şeyi daha iyiye götüren bir dindir. Böyle inanıp, böyle kabul etmek zorundayız. Bu sebeple kötülükler İslam'a mal edilemez. "Müslümanların hatasıdır" denir.
1918'de İslam dünyasının tamamı esaret altındaydı. Eğer Müslümanlar İslamiyet'i öğrenip, anlayıp yaşasaydı, bu duruma düşmezlerdi.
Bugünkü 55 İslam ülkesi de Kur'an'a ayna tutmuyor.
Bu durumda demokratlar, Müslümanların kurduğu devletleri; Müslümanlar da demokrasinin uygulanmasını tenkit etmiş ve edecektir.
Demokrasiye laik kelimesi eklenince "alanlar" ortaya çıktı. Evvela Müslüman halk ikiye ayrılır: İslamiyet'le meşgul olanlar, olmayanlar. İslamiyet'le meşgul olmayan Müslümanlar kendi hayatını yaşar. İslamiyet'le meşgul olan Müslümanlar ise helal–haram işaretlerine dikkat eder. Laiklikte helal–haramın yeri olmadığına göre, dindarların kamusal alanlardaki durumu kritiktir. İlahiyat fakülteleri, imam hatip liseleri, başörtülü öğrenciler bu sebeple problemdir.
Kamu alanındaki dindarlar ferdî planda İslam'ı yaşar. Devlet de Avrupa metotlarıyla yönetilir. Türkiye'deki dindarların ekserisi devlet olmak istemiyor, memur olmak istiyor. Dindar bir genel müdür içki yasağı koysa kıyamet kopar. Halbuki hiçbir demokrasi içkiyi tavsiye etmez, yasaklayamadığı için izin verir. Şöyle de diyebiliriz: Demokrasilerin bütününde yöneticiler içkiye, kumara, bara karşıdır. Din adına değil, gençleri bataklıktan kurtarmak için...
İslam ülkelerinde ise dindarlar; siyasi İslam, fundamentalist, radikalist, kökten dinci, aşırı dinci şeklinde damgalanarak potansiyel suçlu sayılıyorlar. Potansiyel suçlu demek; suç işlememiş; ama işleyebilir... Hiçbir ceza kanunu işlenmeyen suçu cezalandırmaz. İslam ülkelerinde cezalandırılıyor. Bu da hukukun hakimiyetini sağlamamaktadır.
Rusya'da, Avrupa'da Osmanlı tarihi okutuluyor. 55 İslam ülkesinden herhangi birisinin Osmanı Devleti gibi olmaması için her türlü tedbir alınıyor.
İki milyar Müslüman'ın bir kısmı esir, bir kısmı geri kalmış, bir kısmı kalkınıyor. Esir Müslümanların esaretten kurtulmak istemesi, anarşizm, terörizm, isyan şeklinde ele alınınca emperyalistler haklı, müstemlekeler haksız gözüküyor. Geri kalmış İslam ülkelerinin kalkınması süper güçleri telaşa düşürüyor. Çünkü pazar kaybetmeleri yetmiyormuş gibi belki pazar durumuna düşecekler. Sonra, kalkınmanın sonu nereye varacak? Acaba iki milyar Müslüman "İslam milleti" olarak ortaya çıkacak mı? İslam ülkelerinde açılan her fabrika, Avrupa'da bir fabrikanın kapanması demektir. Bu sebeple hangi İslam ülkesinde, hangi devlet adamı ülkesinin kalkınmasını istemişse bunu hayatıyla ödemiştir.
"Ben Müslüman'ım!" diyen nice aydınlar; "siyasal İslam, siyasalsız İslam, radikal İslam, ılımlı İslam, geleneksel İslam, çağdaş İslam" diyerek, hem Müslümanları sınıflara ayırıyorlar, hem de telaşa düşürüyorlar. Halbuki hepsi Müslüman, süper güçler de gayrimüslim...
İslam demokrasisi, demokratik İslam, ikisi de manasız. Devlet tarafsız olsa, hukukun hakimiyeti sağlansa, insanımızın hepsi vatandaştır. O zaman ateiste tanınan hak teiste de tanınır. Ateist kamusal alana girdiğine göre, teist de girer ve yasak da, kavga da biter.
h.ismail@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
26/
07/
2001...
Partiler kurulurken
27/
07/
2001...
ÖSS sınavları ve soruları
02/
08/
2001...
IMF ve Türkiye
03/
08/
2001...
Sosyal patlama
09/
08/
2001...
Cezayir'de İslamcı parti
10/
08/
2001...
Faiz ve ötesi
16/
08/
2001...
Ekonominin frenleri
17/
08/
2001...
KUDÜS
23/
08/
2001...
Haftalık
24/
08/
2001...
Kararı siz verin
|