GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

31/08/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali ÜNAL

Bizim Kubbe

İkiyüzlülük ters tepki yapar

Hakan Yavuz, Cumhuriyet modernizmi ve onun İslâm’a bakışı konusunda özetle şu yorumda bulunur:

“Reformlar, Türkiye’yi refah ve çatışma alanlarına böldü. Refah alanları “beyaz Türkler” veya devlet gücünü elinde tutan siyasi elit etrafında oluşurken, çatışma alanları halkın fakir kesimlerini –siyah Türkler– kapsadı. Din, siyah Türkler tarafında kaldı ve halkın çoğunluğunu oluşturan bu kesimin beyaz Türklerin Kemalist söyleminde dışlanmasının temeli oldu. Beyaz Türk’ün güya lâiklikte anlamını bulan kimliği, dine karşı militan mücadele ideolojisine dayanmış ve onun ruhu, Türkiye’nin geleneksel bünyesinden sürekli rahatsızlık duymuştur. Bunlar, İslâmî güçlerle karşılaşmalarında kendilerini lâik, akılcı ve Batıcı olarak düşünseler de, aslında Batı hakkında da ve lâikliğin ne olduğu konusunda da çok az bilgi sahibidirler. Bir cinsin ruhunun bir başkasının bedenine girmiş ve böylece cinsiyet değiştirmiş bir mahiyet arz eden modern Türkiye, sürekli bir gerilim içinde olmuş ve devlet, yeni benimsenen Türk millî kimliğini yerleştirmek ve İslâm ile Osmanlı mirasından kopmak için orduyu, okulları, medyayı ve sanatı kullanmıştır (Cleansing Islam from the Public Sphere, Journal of International Affairs, Sonbahar 2000, 22–26).”

Bu tespit, bütün cumhuriyet döneminde yaşanan açık bir vakıayı ifade etmektedir. Cumhuriyet modernizmi, sosyal hayatın sahasına giren bütün tezahürleriyle İslâm’a cephe almış, hutbeye, ezana bile müdahale edecek, Kur’an’a bile müdahaleyi düşünüp planlayacak ölçüde, onun özünü bile değiştirmeye yeltenmiştir. Ne var ki bütün bunlar, aynı Yaratıcı’nın eserleri olduğu için kâinatın fıtratıyla tam bir uyum içinde bulunan İslâm’ı silmeye yetmemiş, nasıl, kâinatın fıtratına dahil olan “tabiî” çevre, kendisine yapılan hoyratça müdahaleler karşısında âdeta intikam alıyorsa, İslâm’a yapılan müdahalelerin de faturasını Türkiye ödemektedir ve daha da ödeyecektir. Özellikle son dört yıldır yaşadıklarımız, bunun –kalbi ve kulakları mühürlü, gözleri perdeli olmayan herkesin görüp itiraf edeceği bir realite olarak– apaçık göstergesidir.

Bir yandan İslâm’a böylesine soğuk olan resmî tavır, ne var ki, tam bir ikiyüzlülükle –şimdi ona ‘çifte standart’ diyorlar– onu zaman zaman kullanmaktan da geri durmamaktadır. Her birinde şüphesiz inancında samimi fertler bulunmakla birlikte, sağ partiler yarım asır bu çifte standardı sergilemekten çekinmemiş, bundan ayrı olarak, meselâ 1980’lerin sonlarında Güneydoğu’da PKK’ya karşı uçaklardan halka, cihadla ilgili âyetler ihtiva eden bildiriler atılmıştır. İslâm’a karşı en sert tavrın ortaya konduğu 28 Şubat sürecinde yaşanan sosyal ve ekonomik hezimet, resmî tavrı, halka dolar yerine TL kullanma çağrısında bulunmak için camilerde hutbe okutmaya götürmektedir. Ayrıca, 28 Şubat iradesinin asla memnun olmadığı Diyanet de, irtica ve Atatürkçülük hakkında kitaplar yazarak, güya irtica ile mücadeleye katkıda bulunmakta ve böylece asıl varlık gayesine tam hizmet etmiş olmaktadır.

Bu resmî tavrın, müsbet tesir yapma bir yana, aksi tesir yapacağı ortadadır. Bir defa, bu tavırdaki çifte standardı her vicdan sezer ve karşısında tiksinti duyar. İkinci olarak, düne kadar faize haram demeyi bile, ekonomik düzeni din kurallarına uydurma isteği ve teşebbüsü olarak değerlendirerek suç sayan anlayış, bu yeni girişimiyle kendisiyle çelişmektedir. Varlığı tam din karşıtlığına dayanan İP’nin, 28 Şubat’ın her teşebbüsünde olduğu gibi bu işte de âdeta ön ayak olması, meselenin mahiyetini ortaya koymaya yetmektedir. Üçüncü olarak, halkımız, bu dolara karşı TL savunmasını samimi bulmayacak, teşebbüse, bundan da acaba bazıları nasıl bir menfaat elde edecek düşüncesiyle yaklaşacaktır. Dördüncü olarak, İslâm, böyle tepeden inme uygulamalara asla başvurmaz. O, sosyal ve ekonomik kaidelerini, önce inanç, ibadet ve evrensel ahlâk temelleri üzerine oturtur. Dolayısıyla, onun ruhu, kendisinin böyle bir işte istismarını da reddedecektir.

Eğer Türkiye’yi idare edenler, ülkenin selâmetini ve milleti düşünüyor iseler, bir an önce İslâm ile ve bu ülkenin samimi Müslüman halkı ile içten barışmalıdırlar. Yoksa, hiç şüphe edilmesin ki, daha büyük felâketler, daha büyük şoklar kapıda demektir.


ali.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

15/ 06/ 2001... Kur'an ve din kardeşliği
22/ 06/ 2001... Yeni gelişmeler ve gözden kaçanlar
29/ 06/ 2001... FP çizgisi üzerine
06/ 07/ 2001... Bir gayb haberi böyle gerçekleşir
13/ 07/ 2001... Birtakım objektif gerçekler
20/ 07/ 2001... Jinsa ve islam
27/ 07/ 2001... Kaderin hükmü ve modern sosyoloji
03/ 08/ 2001... Refah kararı sürpriz değil
10/ 08/ 2001... Milli Güvenlik Belgesi ve Şaron'un ziyareti münasebetiyle
24/ 08/ 2001... Şeriat etrafında


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.