Bienal 'egodan kaç'acak
Uluslararası İstanbul Bienali'nin Japon küratörü Yugo Hasegawa, 21. yüzyıl için yeni bir kavram sunuyor: 'Egofugal' Bu üstbaşlıkla, bienale katılan sanatçılar, eserlerinde egoyu yok etmeden toplumsallaşmanın yollarını ifade edecekler.
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği ve yedincisi yapılacak olan bienal, bu yıl Türkiye gibi moderniteyi ıskalamış bir ülkenin 'yarı modern' insanını olduğu kadar; modernite içinde yoğrulmuş Batı'nın 'modern insan'ını da yakından ilgilendiren oldukça kritik bir konuyu, 'ego'yu; Doğu'nun ve Batı'nın kesişim noktası olan İstanbul'da; Uzakdoğulu bir küratörce gündeme getiriyor.
Japon küratör Yugo Hasegawa, kendi icadı 'Egofugal' kavramıyla özetliyor, bienale tema oluşturacak kavramı: 'Terim, ego ile Latincedeki fugal sözcüklerinin bir bileşimi. Egofugal, egonun varlığıyla ağırlık kazanan; ama aynı zamanda egodan uzaklaşmanın hafifliğini ve ritmini, yeni bir yaşam ve yeni bir anlam kaynağı yaratarak kendini tıpkı bir füg gibi dönüştürmeyi de içerimleyen alışılmadık bir sözcük.'
Ego'ya kaçış Ego'dan kaçış
Hasegawa'nın altını çizdiği bu kavram, salt Doğu toplumları için değil, Batı toplumları için de hayati ve bir o kadar da kışkırtıcı bir kavram. Yirminci yüzyılın geneline rengini veren ruha 'ego'ya kaçış' dersek; Hasegawa'nın ortaya attığı Egofugal kavramı için, 'ego'dan (vazgeçmeden) kaçış' tabirini kullanmak yanlış olmaz. Bu kavram, Batı bireyciliği ile Doğu kolektivizmi arasında, tam da kesişim noktasında (sentez) duruyor. Bu bağlamda da, Batı'nın bireycilikten kaynaklanan yalnızlığı ile Doğu'nun kolektivizm/cemaatçiliğinden doğan 'ben erozyonu'nu dengeliyor. Hasegawa'nın ifade için bulduğu ilginç de bir kavram var aslında: Takımadalar. Ada, yalnızlığın dolayısıyla da bireyciliğin simgesi olagelmişse; 'takımada', adayı genelde cemaatçi bir düzlemde armonize etmeyi, bütünselliğe kavuşturmayı hedefliyor. Hasegawa bu bağlamda, Budizm'in egoyu yok etme, ortadan kaldırma felsefesine de bir şerh düşerek; egoyu yok saymadan, başkalarıyla birlikte olmanın altını çiziyor.
Festivalin Hasegawa tarafından belirlenen temasına, Türkiye ölçeğinde bakacak olursak; aslında oldukça trajik bir tablo çıkıyor karşımıza. Doğu ile Batı arasında köprü olmasıyla övünen; fakat, tabir doğru ise kantarın topuzunu bazen Doğu'dan bazen Batı'dan yana fazlasıyla kaçıran ve özellikle son iki yüzyılda, Batı'nın toplum konseptini kendisine model alan Türkiye, bugün Batı'nın iç dinamiğindeki arayışlarına trajik bir yabancılıkla bakıyor. Birbirine paralel; fakat ayrı yönlerde iki tren misali, bir istasyonda buluşmaları pek mümkün görünmeyen Doğu ile Batı için, bu trajediyi azaltacak ve iki farklı toplum modelini birbiriyle etkileşimli bir hale getirecek bir proje aslında, 'Egofugal'. Bu anlamda da gelecek için, daha da somutlarsak 21. yüzyıl için alternatif bir model oluşturacak yetkinlikte. Bu projenin, işi ve modern hayat tarzı Batılı; fakat aile hayatı ve görenekleri geleneklere bağlı Japon toplumunun bir üyesi tarafından sunuluyor olması da ayrı bir önem taşıyor. Ne de olsa Japonya, Batı ile yüzleşmeyi az hasarla atlatabilmiş ve 'kendi' kalabilmiş bir Doğu'yu temsil ediyor.
Festival mekânları
Bu açıdan baktığımızda 21 Eylül—17 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek olan bienal daha da önem kazanıyor. Kuşkusuz, Hasegawa ana temayı açıklamakla birlikte, bienale katılacak sanatçıların özgür kalmalarında da hassasiyet gösteriyor. 22 ülkeden katılacak olan toplam 63 sanatçı, bu ana tema etrafında oluşturacak eserlerini. Bu sanatçılar arasında, Türkiye'den Cem Arık, Leyla Gediz, Ömer Ali Kazma, Kemal Önsoy, Mukadder Şimşek ile Fuat Şahinler, Murat Şahinler ve Ahmet Soysal'ın birlikte ürettikleri eserler yer alacak. Dünyaca ünlü moda tasarımcısı Hüseyin Çağlayan, İngiltere'den 'Airmail Dress/Uçak Postası ile Elbise' ve 'Airplane Dress/Uçak Elbise' adlı iki projeyle eserlerini Türkiye'de ilk kez sergilemiş olacak. Bu eserler, Darphane—i Amire, Aya İrini Müzesi, Beylerbeyi Sarayı ve Yerebatan Sarnıcı gibi ana mekanların yanı sıra, Boğaz Köprüsü, Kız Kulesi, Tepebaşı TÜYAP önü ve Çemberlitaş Hamamı gibi farklı mekanlarda da sergilenecek.
(Hüseyin Sorgun )
Adrenalin, hız, lastik kokusu
Stallone'nin yazdığı, Renny Harlin'in yönettiği "Yarışçı" özellikle 80'li yılların başlarında oldukça popüler olan araba yarışlarını konu alan filmlerin 2001 versiyonu gibi.
Yeni sezonla birlikte popüler isimlerle bezenmiş oldukça yüksek bütçeli filmler vizyona girmeye başladı. Şu ana kadar zihnimizde yer edinecek kendine özgü bir filme henüz rastlamasak da standart türler içerisinde bildik öğelerle kotarılmış, güzel birkaç saat geçirtecek yapımlarla sinemaseverler şimdilik yetinmek zorunda gibi.
Popcorn tabir edilen filmler içerisinde değerlendirebileceğimiz yapımlardan biri olan 'Yarışçı' baştan sona ünlü aktör Sylvester Stallone imzası taşıyor. 1990'larla birlikte kaslı aktör döneminin sona ermeye başlaması Stallone'ye de olan talebi azaltmıştı. Robert De Niro ile başrolünü oynadığı Copland'ın ardından uzun bir süre kendisine herhangi bir yapımcıdan teklif gelmeyen Stallone, daha sonra hem yapımcı hem senarist hem de oyuncu olarak kendi filmlerini çekmeye başladı. Bunlardan ilki olan Yüzleşme, (2000) kendisine istediği başarıyı getirmese de, eski şaşaalı günlerine dönmekte ısrarlı olan Stallone, Yarışçı ile sınırlarını zorlamaya devam ediyor.
Stallone'nin yazdığı, Renny Harlin'in yönettiği "Yarışçı" özellikle 1970 sonları ve 1980 başlarında oldukça popüler olan araba yarışlarını konu alan filmlerin 2001 versiyonu gibi. Ancak diğerlerinden bir farkı var; teknoloji Yarışçı'da alabildiğince hareketli sahnelerin ortaya çıkmasını sağlamış. Arabalar ve sürücülerinin dünyasına bir yolculuk sunan Yarışçı, bitmek tükenmek bilmeyen başarı hırsını beyaz perdede görme imkanı sunuyor. Motor sporları dünyasının, araba yarışlarının heyecanını ve gerilimini perdeye taşımayı amaçlayan "Yarışçı", biri genç diğeri tecrübeli iki yarışçının hikâyesini anlatıyor.
Arabalar ve pistler
Öncelikle belirtmekte fayda var; Yarışçı Formula 1 yarışmalarını soluksuz izleyenler için oldukça tatmin edici bir yapım. En azından biz öyle düşünüyoruz. Pistlerdeki çekimlerin gerçekliği bu türde pek de alışık olmadığımız tarzda. Zaten film baştan sona pistler ve arabalar ilişkisini kendisini merkez alarak ilerliyor. Diğer bütün unsurlar veya hikâyeler ise yan öğe olarak kalıyor. Seyirci baştan sona pistlerde yaşanan adrenalin, lastik ve asfalt kokusunu, motor sesini duymak istiyor. Yönetmen Renny Harlin de bunu fazlasıyla veriyor. Harlin'in alabildiğince hareketli ve hızlı kurgusu, kendine özgü kamera hareketleri, slow motion çekimleri parlak, gösterişli albenisi olan sahnelerin ortaya çıkmasına sağlamış. Yan öğeler olarak kabul ettiğimiz küçük hikayeciklerde senaryo kurgusu noktasında bazı sorunlar yaşansa da, Yarışçı'nın beyazperdeye yansıtılış amacına ulaştığını söyleyebiliriz. Yani sonuna kadar adrenalin ve hız! Bu noktadan hareketle Yarışçı, bu tarzı sevenleri oldukça mutlu edebilir. Ayrıca Yüzleşme'nin ardından Yarışçı ile ayağa kalkmaya çalışan Stallone'nin yavaş yavaş kendini sinema disiplini içine sokmaya başladığını da söyleyebiliriz. Eğer Stallone sabır konusunda istikrarını koruyamazsa John Travolta'yı beyazperdeye yeniden kazandıran Quentin Tarantino'nun kendi elinden de tutmasını bekleyecek!
(Rasih Yılmaz )
'Dr. Üzeyir Garih'ten vazgeçildi
Şişli Belediyesi, kamuoyundan Garih'in ailesinden ve aydınlardan gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı.
Edebiyat ve tarih açısından önemli bir 'hafıza' olarak nitelendirilen Teşvikiye Caddesi isminin Şişli Belediyesi tarafından değiştirilmek istenmesine gösterilen tepkiler karşılık buldu. Şişli Belediyesi, Teşvikiye Caddesi'nin ismini Dr. Üzeyir Garih olarak değiştirmekten vazgeçti. Belediye Meclisi, ailesi, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların da görüşünü göz önünde bulundurarak alınacak ortak bir kararla Dr. Üzeyir Garih ismini başka bir caddeye verecek. Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Necmi Hayal, basın mensuplarının cadde isminin değiştirilmesine gösterilen tepkilerle ilgili sorularıyla karşılaştı. Kendilerine ailesi tarafından da tepki geldiğini belirten Başkan Yardımcısı Necmi Hayal, Dr. Üzeyir Garih isminin, Teşvikiye Caddesi'nden başka bir yere verileceğini açıkladı. Başkan Sarıgül'ün bu tavrının yadırganmaması gerektiğini kaydeden Hayal, "Başkanımız bu konuda duygusal davrandı. Hassasiyetinden dolayı böyle acil bir karar alındı. Ancak bu konuda bizlere tepkiler geldi. Garih ailesi, Üzeyir Garih isminin daha münasip bir yere verilmesini uygun buldu. Bu konuda ailesinin görüşleri ön planda tutulacak." şeklinde konuştu. İSTANBUL (cha)
Fuar'da Türk Sineması
İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında 5–10 Eylül tarihleri arasında 'Sinema burada; geçmişin ve bugünün Türk sineması İzmir'de' sloganıyla paneller düzenlenecek.
İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat Merkezi (İZFAŞ)'inde İZFAŞ Genel Müdürü Fevzi Hepşenkal yaptığı açıklamada, İzmir'in doğal yapısının Türk sinemasının gelişimi için çok uygun olduğunu söyledi. Sinemaseverler fuar kapsamında 10 yeni Türk filmini İZFAŞ Sanat'ta ücretsiz izleyebilecekler. Film gösterimleri 5 Eylül'de Komser Şekspir filmi ile başlayacak. İZMİR (cha)
Bakanlık Efes’e sahip çıktı
Selçuk'ta bulunan Efes Müzesi'nin genişletilerek "dünyanın büyük müzeleri arasında yer alması" için çalışma başlatılıyor.
Efes Arkeoloji Müzesi yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Kültür Bakanlığı, müzenin, genişletilerek 75 bin eserin sergilendiği, dünyanın büyük müzeleri arasında yer almasını sağlamak için girişimlerde bulunuyor. Bu doğrultuda müzeyi genişletmek amacıyla, Selçuk merkezinde bulunan parkın bir bölümünün, Selçuk Belediyesi'nce Kültür Bakanlığı'na devredilmesi talep edildi.
|