Cinnetin resmi ve sonbahar sendromu
Önceki gün, Turan Pektaş isimli elektrikçi icra nedeniyle mühürlenen yazar kasasıyla Başbakanlık’a giremeyince aracını Kızılay’ın göbeğinde yaktı.
Kendinden geçen ve feryat eden esnafın hali ekonomik krizin artık toplumu bir cinnet ve bunalıma sürüklediğinin en net resmidir. Toplumsal travmanın bundan iyi örneği olabilir mi? İcra iflas dairelerindeki dosyalarda olağanüstü artışlar gözleniyor.
Sokaklara sıçrayan bunalım işaretlerine rağmen yerini koruyan hükümet bugüne kadar ‘alternatifsiz’di ve bir seçim olsa durum değişmeyecekti. Ancak, Başbakan Bülent Ecevit’in ağzından bir süredir bu kelime çıkmıyor. Çünkü, bugün seçim olsa gerçekten çok farklı tabloyla karşılaşacağız.
Denenmemiş, umut olarak görülen bir Recep Tayyip Erdoğan karşımızda ve bir rüzgar almış durumda. Fakat, toplumda karşılığı olan Erdoğan’ın ciddi biçimde engelleneceği ortada. Anayasa Mahkemesi Erdoğan’ın durumunu 6 Eylül tarihinde görüşmeye başlayacak.
Bugünkü siyasi yapı iç ve dış mekanizmaları tatmin etmiyor ve Türkiye’yi taşıyamıyor. Peki nasıl olacak? Öncelikle temel yasalarda değişiklikler yapılacak, yolsuzlukla sonuna kadar mücadele edilecek ve en son da seçim.
Yolsuzlukla mücadele bundan sonraki siyaset fotoğrafının oluşmasında başat rolü oynayacak. Son on yıldır ülkeyi bir güve gibi içten içe yiyip bitiren yolsuzluk ve rüşvete karşı kesin ve kararlı bir mücadeleye girişilmeden düzlüğe çıkılması mümkün değil.
Bayındırlık Bakanlığı’nda yürütülen Vurgun operasyonu şöyle bir soruyu gündeme taşıdı: Yolsuzlukla mücadele bir devlet politikası mı, yoksa ANAP ile MHP’nin birbirlerine karşı kullandığı koz mu?
İki memurla başlayan soruşturmanın Müsteşar Yardımcısı ve Genel Müdür seviyesine kadar uzanması olayı büyüttü. Bazı kaynakların iddiası, Vurgun operasyonundan İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen’in bir gün önceden haberdar edildiği yönünde.
Eğer bu bilgi doğruysa, operasyonun devlet politikası gereği yapıldığı anlaşılıyor. Bayındırlık’taki bazı ihalelere ait iddialar devletin kimi kurumlarına kadar ulaşmıştı.
Bakan Koray Aydın, son on yılın mercek altına alınmasını isterken elbette haklı. Bakanlık koridorlarında geçmişte SHP’li bakanların şimdikinden yüz kat fazla götürdüğü konuşuluyor.
Fakat ‘yolsuzlukla mücadele’ parolasıyla hükümete giren MHP’yi kötü örnekler kurtarmaz. Bu süreç, Bakanlar Kurulu’nun en güçlü MHP’li üyesi Koray Aydın’ı istifaya götürürse, en büyük vurgunu Milliyetçi Hareket Partisi yer.
Cumhur Ersümer’den sonra Koray Aydın’ın da ayrılması, burnundan soluyan sokaktaki insanın mevcut siyaset sınıfına olan umutsuzluğunu derinleştirir.
17 Eylül’de açılacak Meclis’in önceliği yine ekonomi olacak ve siyasi kulisler hareketlenecek. Koalisyon liderlerinin de seslendirmeye başladığı ‘sonbahar sendromu’, siyasetin yeniden şekillenmesi için düğmeye basıldığı izlenimi veriyor.
Sağ ve soldaki denenmiş isimlerle bir rüzgar ve heyecan oluşturulması zor. Hele bir merkezden pompalanıyor havasında ise imkansız. Siyaset paramparça.
Merhum Üzeyir Garih’in kimliğinde oluşan sıcak ortam siyasette görülmüyor. Hoşgörü ve uzlaşıyı hayat felsefesi haline getirmiş, toplumun tüm renklerine barışçı yaklaşan kişilikler parçalanmışlığı önler.
Böyle bir ismin, Kemal Derviş örneğinde olduğu gibi, kamuoyuna kısa sürede prezante edilip, toplum desteği sağlanabileceği görülüyor.
i.karayegen@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
16/
06/
2001...
Miras'ın istifasının önemi
23/
06/
2001...
Erbakan çizgisine veto
30/
06/
2001...
FP'de iki partiye doğru
01/
07/
2001...
Baykal: Değişiyoruz, dönüşüyoruz
07/
07/
2001...
İki parti gerçeği
14/
07/
2001...
Güven bunalımı
21/
07/
2001...
Sağda Tayyip paniği
28/
07/
2001...
Liderlerin sorumluluğu
06/
08/
2001...
Seracılığın başkenti Kumluca'dan
18/
08/
2001...
AK PARTİ'ye avans verilmeli
|