Ölüler kentimizden manzaralar!
Edirnekapı'dan her geçişimde içim sızlar. Haliç'i Edirnekapı'ya bağlayan yolun sol tarafında sırtını surlara dayamış gayrimüslim mezarlığı var.
Fatih'in İstanbul'u fethetmek için kurduğu otağın hemen karşısına, o dönemden beri gayrimüslimleri, yolun bu tarafına da Müslümanları koyuyorlar. Müslüman mezarlığında şehitler, hatta sahabeler istirahat ediyor.
Hıristiyan mezarlığı, yüksek duvarları, yemyeşil ağaçları ile sanki ölüler için tasarlanmış güzel bir dinlence yeri gibi dururken, kendi mezarlığımız yıkık duvarları ve mezartaşları ile çocukların, ne idüğü belirsizlerin ve kimsesizlerin viranesi adeta.
İnanılmaz belki; ama bir ucunu evinin demir parmaklıklı penceresine, bir ucunu mezar taşına bağladığı ipe çocuk donu asan kadınları bile gördüm.
Sonra ekranlarda mezarlıkta fuhuş yapan insanları izleyince, iğrenme ile beraber hayıflanmak da geldi.
Bir gayrimüslim, yıkılmaya yüz tutan bir Müslüman âlimin mezarını yaptırıp, Müslüman, mezarlığın içinde fuhuş yaparken, ziyarete gidip geliyor. Ve bir gün öldürüldükten sonra, başka Müslümanlar bu mezarı türbeye çeviriyor.
Cehaletin, inanç altyapısızlığının ve bozulmanın bu kadarına, ne komünist ülkelerde, ne Milli Şef döneminde rastlamak mümkün sanırım.
Aslında mezarlıklar ayrı bir yazı konusu. Yer bulmadan tutun da, kazma kirasından, bedelli Yasin'e, okunmuş kesme şekerlere kadar başlı başına bir bid'at mezarlığını ayrıca ele almak lazım. Ölülerine zarar gelmesin diye, özel mezar koruması tutan insanlar biliyorum ne yazık ki!
Dönmüş o türbe!
Haberi okuyunca gözlerime inanamadım. Garih'in ruhen bağlı bulunduğu merhum Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarı ziyaretçi akınına uğruyormuş. Adeta bir türbeye dönüşmüş bugüne kadar bilinmeyen kabir. Evde kalmış kızını, problemli çocuğunu alan yurdum insanı soluğu kabir başında alıyormuş. Şahsen, Garih cinayeti haberi sunumunda, fondaki kan lekelerinden etkilenip, 'yanından nasıl geçerim' diye endişelendiğim mezarın yanında, birkaç gün öncenin cinayeti çoktan unutulmuş, yeni bir sektör oluşturulmuş bile. Bir nevi bağbozumu gibi bir şey bu. Sanki milletçe bir ruh bozumu yaşıyoruz. Ekonomik krizin de, sosyal patlamaların da kökeni burada yatıyor.
Medya sorgusu
Garih'in her cumartesi arabasını park ettiği otoparkın bekçisi bir Tv kanalında adeta sorgulanır gibi konuşunca, yeni zanlılar ve şahitlere ulaşıldı. Otoparkçının 'Polis sizin sorduğunuz soruları sorsaydı anlatırdım.' cümlesi beni dehşete düşürdü. Anlaşılan, medyamız sorgu konusunda polisten bir adım önde gidiyor! Belki de firari eri, yakalanınca doğrudan bir stüdyoya götürüp canlı yayında konuşturmak lazım!
Torpil
Sanki medyanın kurguladığı bir filmin hem oyuncusu, hem seyircisi gibiyiz.
İç içe geçmiş temalar akıyor şeritlerden. Garih Cinayeti'nin başına dönün ve kaç kahraman, kaç kavram eskittiğimizi elden geçirin.
Medyaya karakter dayanmıyor.
Fevzi Çakmak, Mevlana Küçük Hüseyin Efendi, Garih'in dostu mezarcı ustası, tinerci çocuk, kokoreççi, çocuğun babası, annesi, babasının patronu, firari er, erin akraba–i taallukatı, Pınar Konuşkan, üç arkadaşı, Pınar'ın annesi, babaannesi, üvey annesi, otoparkçı adam... Listeyi detaylandırmak mümkün.
Bir de aksesuar listemiz var:
Bıçaklar (kasatura, döner, rambo, falçata şeklinde modeller kullanıldı figür olarak), otomobil (siyah ve beyaz model), çuval (hani şu üzerinde kan ile Arapça Allah yazıldığı ileri sürülen), cep telefonu, tişört, bankamatik kartı...
Bir de değme Hollywood filmlerine taş çıkaran, yarı resmî kaynaklara dayandırılan sekanslar var. Kanal D muhabirinin tinerci çocuğun Garih'i nasıl öldürdüğünü Piyer Loti'nin Arnavut kaldırımlarında adım adım yürüyerek bizzat betimlediğini unutmadık henüz. Sonra bir Tv kanalında krokilerle firari katil zanlısının cinayeti nasıl işlendiği kurgulandı.
Kim bilir yarın başka ne senaryo üretecek medyanın dahi senaristleri?..
Bu arada başta 6 bin polis ve zanlıların yakınları olmak üzere herkes birer dekor gibi duruyor bu filmde.
Velhasıl bir cinayetten, onlarca polisiye gerilim sahnesi, birkaç trajedi, bir tutam komedi, mebzul miktar macera–kovalamaca çıkarmayı başardı medya.
Tebrik mi etmek lazım, üzülmek mi, bilmiyorum...
n.hazar@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
10/
08/
2001...
Hırsızlar ve hamallar
11/
08/
2001...
Geyik–CELL
14/
08/
2001...
Sanat ve incelik
16/
08/
2001...
Yak bir parti AK olsun!
18/
08/
2001...
Hak ediyor muyuz yoksa?
19/
08/
2001...
Sanalsaray
21/
08/
2001...
Kimlik bunalımı!
23/
08/
2001...
Aynı film, benzer oyuncular!
25/
08/
2001...
Ya kaydedilmeyenler!
28/
08/
2001...
Bir Garih ölmüş diyeler
|