Barış kutlamasında 2 ölü, 31 yaralı, yüzlerce gözaltı
Birleşmiş Milletler'in 1984'te, 2. Dünya Savaşı'nın başlangıç günü olan 1 Eylül'de ilan ettiği 'Dünya Barış Günü' kutlamaları olaylı geçti. Yurt genelinde son iki günde meydana gelen olaylarda, 2 kişi hayatını kaybetti, 31 kişi yaralandı, bini aşkın vatandaş gözaltına alındı.
İçişleri Bakanlığı Ankara'daki HADEP mitingini iptal ettiği halde çok sayıda vatandaş Türkiye'nin değişik yerlerinden Ankara'ya geldi. Şehire girişlerine izin verilmeyen eylemcilerden 700'ü gözaltına alındı. Nezaretlerin dolması üzerine gözaltına alınanlar 19 Mayıs Stadyumu'na götürüldü. Gözaltılar için Çevik Kuvvet otobüsleri yetersiz kaldı. Bu nedenle Büyükşehir Belediyesi'nden takviye otobüsler alındı. Dünya Barış Günü nedeniyle Ankara şehir merkezinde, bulvarlar ile Hipodrom, Sıhhiye ve Kızılay'da çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. HADEP'in iptal edilen mitingi nedeniyle 5 bin civarında polis şehri ablukaya aldı. Altındağ'da HADEP bayraklarıyla gösteri yapan 100 kişilik gruba polis müdahale etti. Yaklaşık 50 kişi gözaltına alındı. Ankara'da gözaltına alınıp da suçlu bulunmayanların hepsi akşam saatlerinde serbest bırakıldı.
Ankara'ya gidiş engellendi
Ankara'ya gitmek isteyen 500'e yakın kişi Konya-Ankara karayolunun 35. kilometresinde, 45 kişi Kırıkkale'de, 100 kişi Yalova Topçular İskelesi'nde durduruldu. Bu gruplar, akşam saatlerine doğru geri döndü.
İstanbul Zeytinburnu'ndaki HADEP temsilciliği önünde önceki akşam yolu trafiğe kapatarak slogan atan gruba polis müdahale etti. 40 kişiyi gözlem altına aldı. HADEP binasına çıkan 2 eylemci yakalanma korkusu ile çatıdan çatıya geçerken yere düştü. Eylemcilerden 1'i olay anında diğeri kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
İstanbul'da dün de olay vardı. 1 Eylül Barış Günü'nü kutlamak isteyen HADEP'li bir gruba müdahale edildi. Polis, Topkapı surlarında toplanmalarına izin verilmeyen gruba göz yaşartıcı gaz sıktı. Polise taşla karşılık veren çok sayıda kişi gözaltına alındı. Polislerin attığı gaz bombasından, göstericilerin yanı sıra, çok sayıda basın mensubu etkilendi. Gazdan etkilenenler arasında bazı polislerin de olduğu görüldü.
Batman'da izinsiz basın açıklaması yapmak isteyen HADEP'lilere polisin müdahalesi sırasında çıkan arbedede 6 kişi yaralandı.
Mersin'de önceki akşam Ankara'ya gitmek isteyen 5 bin civarında kişiye jandarma engel oldu. Mersin otoban gişelerinde 35 kadar otobüs, didik didik arandıktan sonra Ankara'ya gönderildi. Daha sonra gelen 120 civarındaki otobüse izin verilmedi. Akşam saat 10.00'dan sabah 08.00'e kadar burada bekleyen yolcular, zaman zaman slogan atarak halay çektiler. Sabah saatlerinde 10 bine ulaşan HADEP Akdeniz belde teşkilatına doğru yürüyüş yaptı.
Diyarbakır'da çatışma yok
Önceki gün 14'ü polis 25 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan tatsız olayların yaşandığı Diyarbakır'da dün daha sakin bir gün vardı. Diyarbakır'da HADEP'in yapacağı basın açıklamasına izin verilmedi.
Polis, şüpheli bazı kişileri gözaltına aldı. İzmir ise Konak Meydanı'nda toplanan yaklaşık 500 HADEP'li basın açıklaması yaptı. Göstericiler, olaysız dağıldı. Siirt'te, PKK lehine slogan atan grup, polisin müdahalesiyle dağıtıldı. Gaziantep'te yürüyüş yapan gruptan 10 kişi gözaltına alındı.
HADEP, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle Sıhhıye Abdi İpekçi Parkı'nda yapacağı basın açıklamasını iptal etti. HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, Balgat'taki parti genel merkezi önünde partililere hitap ederek, “Her parti istediği yerde basın açıklaması yapıyor. Fakat Kızılay polis tarafından abluka altına alınmış. Abdi İpekçi parkında yapacağımız basın açıklamasına da müdahale edileceği duyumunu aldık. Bunları protesto etmek için yapacağımız basın açıklamasını iptal ediyorum. İsteyen bana uyar.” dedi. (Said Edige / Sedat Güneç / Ümit Pıtır
Özcan Keser /Cemalettin Çandır / Birol Aydın / Orhan Sarar / Yılmaz Şahin / İsa Sezen / Musa Taşpınar / Özer Akoğlu / Murat Gezer / İSTANBUL / ANKARA / MERSİN / İZMİR / KONYA / DİYARBAKIR)
Sürpriz tanık inandırıcı bulunmadı
Eyüp Mezarlığı'nda öldürülen ünlü işadamı Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili her gün yeni gelişmeler yaşanırken, olayla ilgili ortaya çıkan sürpriz görgü tanığının ifadeleri jandarma ve polis tarafından inandırıcı bulunmadı.
Geçen salı günü önce Kurtköy Jandarma Karakolu'na giderek, Garih'in öldürüldüğü günle ilgili ilginç ifadeler veren Köksal Yılmaz iddialarını daha sonra savcıya anlattı. Yılmaz ifadesinde "Kırmızı Opel Vectra marka bir otomobil duruyordu. Plakasında sarı zemin üzerinde Arapça yazılar vardı. Etrafı seyrederken, iki kişinin koşarak kırmızı otomobile gittiklerini gördüm. Nefes nefeseydiler. Otomobile bindikleri sırada beni farkettiler dönüp ters ters baktılar." dedi. Jandarma'dan sonra bu ifadeleri polise veren Köksal Yılmaz, dün sabah Eyüp Mezarlığı'na götürülerek, şüpheli şahısları gördüğü yeri polise anlattı. Serbest bırakılan Yılmaz'ın, 'anlattıklarının pek inandırıcı bulunmadığı' öğrenildi.
Öte yandan, İstanbul polisinin, olayın zanlısı firari er Yener Yermez'i de yakalama çalışmaları halen devam ediyor. Olayla ilgili gözaltına alınan Yermez'in bayan arkadaşı Pınar Konuşkan'ın da aralarında bulunduğu gözlem altındakilerin, şubedeki sorguları da sürüyor. Hasdal Kışlası'nda, Yener Yermez'in dolabında bulunan kanlı pantolon da, üzerindeki kan lekelerinin Garih'e ait olup olmadığının kesin tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün kriminal laboratuvarında yapılan ilk incelemede, kan izlerinin Garih'e ait olduğu belirlenmişti.
Cinayet günü Eyüp'teydim
İşadamı Üzeyir Garih’in öldürülmesi olayıyla ilgili gözlem altına alınan Pınar Konuşkan’ın, ifadesinde, cinayet günü Eyüp Mezarlığı’nda olduğunu ve katil zanlısı olarak aranan Yener Yermez ile ilişkiye girdiğini kabul ettiği öğrenildi.
Asayiş Şube Müdürlüğü’nde gözlem altında tutulan Pınar Konuşkan'ın sorgusu sürüyor. Yakalandığında hap kullanmış olduğu belirlenen Konuşkan’ın, hapın etkisinden kurtularak kendisine geldikten sonra verdiği ifadede, cinayetin işlendiği gün Eyüp Mezarlığı’nda bulunduğunu ve zanlı Yener Yermez ile ilişkiye girdiğini söylediği bildirildi.
Gözlem altında bulunan Konuşkan dışındaki 2 kişinin gözaltı sürelerinin yarın dolacağı öğrenilirken, Pınar Konuşkan’ın durumunun farklı olduğu, zanlı Yener Yermez’in yakalanıp sorgulanmasının ardından Konuşkan’ın sanık veya tanık sıfatıyla yargılama sürecine dahil edileceği belirtildi.
Bu arada, Pınar Konuşkan’a, Eyüp Mezarlığı’nda tatbikat yaptırıldığı iddia edildi.
Öte yandan, Yener Yermez’in bir cep telefonu kullandığı ve bu telefonun bağlı olduğu GSM şebekesi belirlenirken, sinyallerin çok zayıf alınması nedeniyle yer belirlemesinin güçleştiği kaydedildi. İSTANBUL
Mareşal polemiği
Üzeyir Garih cinayeti, 1924'ten 1944'e kadar aralıksız 20 yıl boyunca Genelkurmay Başkanlığı yapan Mareşal Fevzi Çakmak'ın ismi etrafında bir tartışmayı gündeme getirdi. 1941'de Musevi cemaatine mensup bütün erkeklerin yeniden askere alınması olayının iç yüzü neydi, Mareşal Çakmak bu olayda Musevileri himaye etti mi? Mareşal Çakmak, Mevlevi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin müridi miydi?
Üzeyir Garih'in ortağı İshak Alaton'un, "Mareşal, Garih'in babasının yakın dostuydu." sözlerinden sonra bu dostluğun temelinde Mevlevi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi olduğu anlaşıldı. Tarihçi Murat Bardakçı, Fevzi Çakmak'ın Hüseyin Efendi'nin müridi olduğunu, bu yüzden Eyüp Sultan Mezarlığı'nda şeyhinin yanına gömüldüğünü yazdı. Yıllarca Üzeyir Garih'in yanında çalışmış olan Cemal Cumalı'ya göre ise, Üzeyir Garih'in ismini Küçük Hüseyin Efendi koymuştu. Bir erkek çocukları olması için dua isteyen baba Ezra Garih'e Hüseyin Efendi, çocuk müjdesi verdikten sonra, "İsmini Üzeyir koyun." demişti.
Torun Çakmak'ın itirazı
Ancak Mareşal Çakmak'ın torunu A. Fevzi Çakmak'tan tarihçi Murat Bardakçı'ya itiraz geldi. Torun Çakmak, önceki günkü Hürriyet'te yayınlanan cevabında şunları belirtti: "Mareşal Fevzi Çakmak çok iyi bir asker, büyük bir vatansever olduğu kadar dini bütün bir Müslüman'dı... Vefatından sonra Eyüp Mezarlığı'na gömülmeyi vasiyet ettiği doğrudur; ancak bunun nedeni, 1939 yılında vefat eden çok sevdiği kızı Ayşe Muazzez ve dedesi Hacı Bekir Efendi'nin yattığı aile kabrine defnedilmek istemesidir... Eyüp'teki mezarlığa kadar gidilirse Mareşal Fevzi Çakmak ile Şeyh Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarlarının belirtildiği gibi yan yana olmadığı görülecektir."
Musevi cemaatine mensup bütün erkeklerin daha önce askerlik yapanlar dahil 1941'de yeniden askere alınması olayında Mareşal Fevzi Çakmak'ın nasıl bir rol oynadığına araştırmacı Rıfat Bali açıklık getirdi.
Türkiye'deki Musevi cemaati üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan Rıfat Bali, "Hükümetin Musevileri kitle halinde imha planı vardı, Mareşal Çakmak onları toptan askere alıp bu imhadan korudu." görüşünün somut bir delile dayanmadığını söyledi
Mareşal'in dindarlığı güven verdi
"Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri, Bir Türkleştirme Serüveni", "Musa'nın Evlatları, Cumhuriyet'in Yurttaşları" kitaplarının da yazarı olan Rıfat Bali, konuyla ilgili şunları belirtiyor:
"Bu iddia, sadece Yahudilerin değil bütün azınlıkların ortak belleklerinde yer etmiş bir kanaatten ibaret. Belki de o donemde azınlıkların İsmet İnönü'den hoşlanmamasından kaynaklanabilir. Ancak bir tarihçi olarak, Trakya sınırına dayanmış Almanların Türkiye'yi istila edecekleri söylentilerinden ötürü siyasi otoritenin bir Alman istilası karşısında azınlıkların Almanlar hesabına beşinci kol olarak faaliyet gösterecekleri endişesiyle onları bir süre enterne etme ihtiyacı gördükleri kanaatine vardığımı söyleyebilirim. Bu vesileyle ABD'nin de 2. Dünya Savaşı yıllarında Japon kökenli Amerikan vatandaşlarını beşinci kol kaygılarıyla enterne ettiğini hatırlatmak isterim. Bu olayın ikinci bir muhtemel izah tarzı da azınlıkları uzun bir süre İstanbul'daki işlerinden alıkoyup iktisadi açıdan güçlerini azaltmak ve dolayısıyla bir Türk Müslüman burjuvazisinin gelişmesini hızlandırma amacıyla yapıldığıdır. Bu da bir ihtimaldir; ama ben şahsen beşinci kol teorisine daha fazla inanıyorum."
Alaton'un babası da vardı
Rıfat Bali, 2. Dünya Savaşı sırasında dindaşlarının soykırımına uğradıklarının farkında olan Musevilerde toplu askere alma olayının bir travmaya yol açtığını, Mareşal Çakmak'ın dindar bir kişi olmasından ötürü onun böyle bir kıyım yapamayacağına inandıklarını ve onu hafızalarında bir kurtarıcı olarak resmettiklerini belirtiyor.
1941 Mayıs'ında askere alınan azınlık cemaati mensupları, 1942 Temmuz'unda terhis edildiler. Anadolu'da toplu olarak kamplarda tutulan bu askerlere silah verilmedi ve yol inşaatlarında çalıştırıldılar. Rıfat Bali'ye göre, kamp şartları aslında o kadar ağır değildi. Çoğu için askerlik aslında bir tatildi. Örneğin ünlü işadamı Vitali Hakko, askerliği sırasında havyarcılık yapmıştı. Ama bazen onbaşı ve çavuşların, "Bir daha İstanbul'u görmeyeceksiniz, mezarınız burası olacak." sözleri zaman zaman korkuya sebep oluyordu. Bu sırada yeniden askere alınan isimlerden biri de İshak Alaton'un babası Vitali Alaton'du. Baba Alaton, terhisinden sonra azınlıklara yönelik Varlık Vergisi olayında da Aşkale'ye taş kırmaya gönderilen kişiler arasındaydı.
Beyin kontrolü mümkün mü?
İnsan beyni kontrol altına alınabilir mi? İnsanlara iradelerinin dışında bazı işler yaptırılabilir ve hatta cinayet işletilebilir mi?
1996 yılında yayımlanan "Beyin Kontrolü ve Tanımlanamayan Gizli Hükümetler" adlı kitabında Daniel Brandt, bir insana hipnozla bir cinayet işletilebileceğini iddia ediyor. Bazı uyuşturucu maddeler de insanların beyinlerinin kontrol altına alınmasında kullanılabiliyor. LSD'nin bunlardan biri olduğu öne sürülüyor.
Son yıllarda ABD'de yayımlanan araştırmalar, beyin kimyası çalışmalarında LSD'nin son derece önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Doç.Dr. Ümit Sayın, Martin Lee ve Bruce Shlain'in "LSD'nin Tarihçesi" ve Jay Stevens'ın "LSD ve Amerikan Rüyası" adlı kitaplarından yola çıkarak, bu maddenin beyin yıkama faaliyetlerinde nasıl kullanıldığını 1998 yılında Artı Haber Dergisi'ne şöyle anlatmıştı: "1950-75 arasında CIA'de binlerce ajan sistematik olarak LSD testlerinden geçirildiği gibi, LSD'den yola çıkarak, pek çok yeni halüsinojen sentezlendi ve insanlar üzerinde zihin kontrolü, propaganda, beyin yıkama amacıyla kullanıldı. LSD'den daha etkili bir madde arayışı sonucunda ise Extacy sentezlendi."
Doç. Dr. Ümit Sayın, dünyadaki pek çok istihbarat örgütünün LSD ve benzeri binlerce psikoaktif ilacı kullandığını da söylemişti.
New York Times gazetesinin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haber yayınlandı:
"ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor."
l978 yılında Walter Boward adlı yazar, Operation Mind Control (Beyin Kontrol Harekatı) adında yayınladığı kitabında şunları anlatıyordu: "Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir. CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harp görünmez, muharebe sahası ise insan zihinleridir.
21 Temmuz 2000 tarihli Sabah gazetesinde yer alan haber, çalışmaların nerelere geldiğini gösteriyor.
"John St. Clair Akwei, 1996 yılında Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) aleyhine bir dava açtı. Akwei, NSA'nın kendisini sürekli olarak takip ettiğini ve davranışlarını kontrol ettiğini iddia etti. Akwei mahkemeye bu iddialarını destekleyecek yüzlerce sayfalık deliller sundu. Kaynak olarak birçok bilimsel ve akademik çalışmanın gösterildiği bu deliller, Project Freedom adlı internet sitesinde yayınlandı. İddiaya göre NSA, çok gelişmiş sistemleri aracılığıyla elektromanyetik alanları kullanarak istediği kişiyi dünyanın her yerinde takip edebiliyor, hatta elektrik dalgaları yollayarak kişinin düşünce ve davranışlarını kontrol edebiliyor. NSA'nın "sinyal istihbaratı" adı verilen bu sistemi, dünyadaki elektrik taşıyan her şeyin çevresinde bir manyetik alan olduğu ve bu alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor. Geliştirilen dijital sistemlerle elektrik taşıyan bütün varlıkları nerede olursa olsun kontrol edebiliyor. Gönderilen sinyaller sayesinde hedef kişi başkalarının duymadığı sesler duyabiliyor ya da görüntüler görebiliyor. Bu yolla NSA istediği kişiye istediği şeyi hiçbir kanıt bırakmadan yaptırabiliyor.
Em. Kur. Albay Baha Kadıoğlu, Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde yayımlanan bir makalesinde bu silahlarla ilgili bakınız neler söylemiş:
"Türkiye l977'li yıllar içinde beyin kontrol yöntemlerinin harp şeklinde uygulandığı ve bunun korkunç kâbusunun yaşandığı bir ülke olmuştur. Bu görünmez harpin gelecek yıllarda da devam edecektir. Yalnızca fiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir. Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalara girmek mecburiyetindeyiz. " (Aydoğan Vatandaş)
Alo polis, Yener Yermez'i gördüm!
Üzeyir Garih cinayeti konusunda her gün yeni bir iddianın ortaya atılması ve bunların ayrıntılı olarak basına yansıması, insanları adeta dedektifliğe özendirdi. Katil zanlısı olarak aranan Yener Yermez'i gördüğünü iddia eden 13 bin kişi, 155 Polis İmdat'ı arayarak polise ihbarda bulundu. "Yermez'i gördüm" iddiasında bulunanların çoğu İstanbul'da yaşarken, Bursa, Ankara ve İçel'de de Yermez'i gördüğünü iddia edenler ihbarda bulundu. Durumu değerlendiren psikiyatrist Dr. Mustafa Ulusoy, cinayetten insanların psikolojik olarak etkilendiği ve gerilim yaşadığını belirtiyor. Ancak, Ulusoy'a göre bu gerilimin sebebi, cinayetin kendisi değil, basında cinayetle ilgili bütün ayrıntıların yer alması. Cinayetin, halkın gündeminde bu kadar uzun süreli tutulmasını uygun bulmayan Ulusoy, "Bu olay sanki hayatın kendisiymiş gibi anlatılıyor.
Kendi sorumluluklarıyla meşgul olması gereken insanlar birtakım ihtimalleri kendi dünyasına katarak gerilim altında yaşamamalı. Bir insanın kendi sorumluluklarını unutarak cinayetin bütün ayrıntılarıyla zihinsel yoğunluk yaşamaları insanları çok daha kötü etkiliyor. Bu olayla yaşadığımız yer güvensiz gibi göstermeye çalışılıyor. Evet, bazı olaylar oluyor; ama yaşadığımız yer o kadar da güvensiz değil." diyor.
Polise çok sayıda gelen "katil zanlısını gördüm" ihbarlarının da zihinsel yoğunlaşmanın bir ürünü olduğunu kaydeden Ulusoy, şu değerlendirmeyi yapıyor: "Algıda seçicilik dediğimiz bir durum var, bir insan zihnini bir olay fazla meşgul ederse görmek istediği şeyleri görmeye başlar. Mesela yılandan korkan bir insan ormanda yürürken bir dal parçasını yılana benzetir. Tıpkı bunun gibi televizyonlarda, gazetelerde sürekli bu haberi okuyan insanlar da birilerini katile benzetecektir."
Abdullah Dirican / İSTANBUL (Zaman)
Türk şoförler kurşunlandı
Türk şoförleri son bir ay içerisinde Gürcistan sınırları içerisinde 5'inci kez saldırıya uğradı.
Şoförler, seslerini duyurmak için Ankara'ya gidecek. Bir hafta önce Gürcistan'dan yola çıkan 5 otobüs, 3 gün Sarp Sınır Kapısı'nda bekledikten sonra Trabzon'a geri geldi. Vali ile görüşmek isteyen şoförler şehre alınmadı. Şehir girişinde otobüsleri durdurulan şoförler, yaşadıklarını basın mensuplarına anlattılar. 15 gün içerisinde 2. kez silahlı saldırıya uğrayan Bilali Aksoy, son saldırıda vücuduna 5, aracına ise 156 kurşun isabet ettiğini ileri sürdü. Aksoy, "11 yıldan beri Türkiye ile Gürcistan arasında yolcu taşımacılığı yapıyorum. Biz her zaman bu tür saldırılarla karşılaşıyorduk. Fakat bu saldırılar son bir ayda daha da arttı. Türk otobüsleri son bir ay içerisinde 5. kez ben ise 2. kez silahlı saldırıya uğradım. Aldığım yeni lastiklerin hepsini patlattılar. Ankara'ya gidip sorunlarımızı bakanlara anlatacağız." dedi. Diğer bir şoför Yaşar Genç ile Mehmet Yılmaz da Gürcistanlıların kendilerini dolar bankası olarak gördüğünü hatırlatarak, "Polis kıyafetli kişiler maskeli şekilde bize ateş ediyor. Değerli eşyaları alıyor, ardından da lastiklere ateş edip patlatıyorlar." diye konuştu.
İbrahim Şahin / TRABZON (cha)
Hac parası liraya çevrildi
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, hacı adaylarından tahsil edilen paranın, hac malzemeleri için kullanılacak olan bedelinin Türk Lirası olarak alınacağını söyledi.
Yılmaz, "Türk Lirası'na itibar kazandırma kampanyası çerçevesinde bir hutbe okuttuk ve hac için de yurtiçindeki harcamaları lira ile yapacağız. Hac parasının büyük bir bölümü Türk Lirası ile olacaktır. Bu, milli bir meseledir. Milli bir meseleye bizim kayıtsız kalmamız düşünülemez." dedi. Yılmaz'ın, verdiği bilgiye göre, hacı adaylarından yurtiçinde yapılacak harcamalar (hac malzemeleri ve kargo giderleri) için daha sonra belirlenecek miktarda lira alınacak. Hacı adayları için kullanılacak ilaçlar Türkiye'den ve Türk Lirası ile alınacak. Hacda görev yapacak Diyanet personelinin harcırahları da lira olarak ödenecek. Diyanet ayrıca, THY ile görüşerek bilet ücretlerinin lirayla ödenmesini isteyecek. Yılmaz, hacı adaylarının Suudi Arabistan'a, Suud Hava Yolları ile de taşındığını belirterek, Arabistan'ın Türk Lirası'nı kabul etmediğini, karşılığında dolar veya riyal kabul ettiğini bildirdi. Suudi Arabistan'ın toprak bastı parası ile ev kiralarını da dolar veya riyal olarak aldığını hatırlatan Yılmaz, bu konuda yapılacak bir şey olmadığını kaydetti.
27 kez kesildi bu hale geldi
Romatizması 19 yaşında bürger hastalığına dönüşen Cemalettin Savaş(34), 15 yılda 27 kez ameliyat oldu.
Her operasyonda organları biraz daha kesilen Savaş, son ameliyatında olay çıkardı. Ankara Numune Hastanesi'ne ameliyat için giden Savaş adlı hasta, 27. ameliyatı öncesinde acil servis yetkilileriyle tartışarak hastaneyi birbirine kattı. Çevresindekilere bilinçsizce küfürler savuran hasta, kesik bacak ve el parmaklarından hastanedeki yetkilileri sorumlu tuttu. Bir süre sonra sakinleşen Savaş, yapılan ameliyatta son iki el parmağını daha yitirdi. Hastane yetkilileri, Savaş'ın hareketlerini 'travmatik vaka' olarak değerlendirerek, hastalara gerekli ilginin gösterildiğini savundular.
Romatizmayla başladı
Savaş'ın hikayesi, ilkokulda geçirdiği romatizma hastalığıyla başladı. Savaş, bugüne kadar iki bacağını ve tüm el parmaklarını kaybetti. Romatizma hastalığı 19 yaşında bürger hastalığına dönüşen Savaş, 15 yıl içinde 27 kez ameliyat oldu. Muayene olmak için gittiği askerlik şubesinde sağlık kontrolünden geçen Savaş, sevk edildiği hastanede gerçeği öğrendi. "Annemle babam zaten ayrıydı, bana dedem bakıyordu. Evdeki bakımım pek iyi değildi. Hastaneye tedavi için gittim bana ilaç falan vermediler. Param da olmadığı için uğraşmadılar. Sadece ayak baş parmağımın hayati fonksiyonlarını yitirdiğini ve kesilmesi gerektiğini söylediler. Ardından ameliyata alıp parmağımı kestiler." diyen Savaş, bugüne dek devam eden 27 ameliyatta hep organlarının biraz daha kesildiğini anlattı.
Bürger hastalığı nedir?
Fatih Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Meral Şen, hastalık hakkında şunları söyledi: En büyük sebebi beslenme bozukluğu ve sigaradır. Ayak parmaklarında başlayan karıncalanmalar ve kırmızı renkli şişmeler bu hastalığın belirtileridir. Erken aşamada tedavisi mümkündür. İleri derecede hastalık durumunda sadece hastalığı durdurma çalışmaları yapılabilir. Hastalık, ayak parmaklarından başlayarak tüm vücuda yayılır. Atardamar ve toplardamarlarda tıkanmalar meydana gelir. Beslenme bozukluğu ve sigara, hastalığın hızla yayılmasına neden olur. Bu faktörlere dikkat edilirse, hastalık durdurulabilir. Hasta fiziki ve kimyasal kazalardan etkilenmemelidir. Düzenli olarak ilaç tedavisi yapılmalıdır. Aksi takdirde hastalığın yayıldığı organların kesilmesinden başka çare yoktur.
Başkanlar olaylı toplandı
Marmara Boğazları Belediyeler Birliği’nin Kumburgaz Marin Princess Hotel’de yapılan genel kurul toplantısında bazı aksilikler yaşandı. Toplantıya katılan Edirne Belediye Başkanı Cengiz Varnatopu, fenalık geçirerek hastaneye kaldırıldı. İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen ise yarım saat asansörde mahsur kaldı.
İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen’in konuşması sırasında fenalaşan Varnatopu’na ilk müdahale doktor olan Bakırköy Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı tarafından yapıldı. Otelde sağlık görevlisinin bulunmaması ve Varnatopu’nun 20 dakika salonda bekletilmesi, birlik üyelerinin tepkisini çekti. Varnatopu, daha sonra Özel Avcılar Hastanesi’nden çağrılan bir ambulansla International Hospital’a kaldırıldı. Hastane yetkilileri, kalp krizi ön teşhisi konulan Varnatopu’nun hayati tehlikesinin bulunmadığını bildirdiler.
Toplantı öncesi otele gelen İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal, ANAP Teşkilat Başkanı İstanbul Milletvekili Sühan Özkan, Bakırköy Belediye Başkanı Bahadırlı ve bir otel görevlisi, yarım saat süreyle asansörde mahsur kaldı. Yapılan müdahalenin ardından, Bakan Yücelen ve beraberindekiler asansörden çıkartıldı.
Bu arada toplantıda tek aday olan İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen, Marmara ve Boğazlar Belediyeler Birliği Başkanlığı’na seçildi. Belediyelerin sıkıntı içerisinde olduklarını kaydeden Başkan Sirmen, başkanların birtakım çevreler tarafından psikolojik baskı altında tutulduğunu ileri sürdü. (Mithat Önal / İSTANBUL (Zaman)
Polis-basın yarışı kızıştı
İşadamı Üzeyir Garih cinayeti soruşturmasında sekiz gündür yaşanan gelişmeler ve aksaklıklar, polis-medya ilişkilerindeki sağlıksız yapıyı yeniden gündeme getirdi.
Üzeyir Garih cinayeti soruşturmasında medya organlarının, özellikle de televizyonların polis kaynaklarından ve Ankara'dan sızan duyumları ve ilk bilgileri rekabet ortamı içinde haber atlamama kaygısıyla flaş haber olarak sunmaları, hemen her gün bir bilgi kirliliği yaşanmasına yol açtı. Aynı durum yazılı basın organlarında da çarpıcı biçimde yaşandı. Bunun basit bir sebebi bulunuyor: Garih cinayeti gibi önemli olaylarda, polis zanlılara ulaşmak için savaş verirken, onların yanıbaşında gazeteciler soruşturma bilgilerine ulaşmak için benzer çabada bulunuyor. Polisin sonuca ulaşması için gizlilik büyük önem taşıyor. Ancak medyanın bilgiye ulaşması, gazetecilerin bu gizliliği zorlamasını gerektiriyor. Polis ile gazeteciler arasındaki savaş işte bu noktada başlıyor. Gazetecinin haber atlama kaygısı ile polisin failleri elinden kaçırma endişesi at başı gidiyor.
Örneğin bir gazetenin polis muhabiri istihbarat şefine yıllık izne ayrılmak istediğini iletince şu cevabı aldı: "Üzeyir Garih cinayetinin katil zanlısı Yener Yermez yakalanmadan kimseye izin yok." Polis cephesindeki durum da bundan farklı değil. Şu günlerde müdüründen izin isteyen polis de muhtemelen, "Yener yakalanıncaya kadar izinler kapalı." cevabını alacaktır. Bu gerilim gazeteciler ve polisi bazen karşı karşıya getirebiliyor. Cinayet bürosunun bulunduğu Gayrettepe'deki Asayiş Şube Müdürlüğü'nde görev yapan gazeteciler, perşembe günü şubeden dışarı çıkarıldı.
Garih olayı gibi göz önündeki soruşturmalarda, polis de bazen soğukkanlı olamayabiliyor. Bunun en çarpıcı örneği, Garih'in arabasını park ettiği otoparkın görevlisi Ayhan Yıldız olayında yaşandı. Polis, cinayet günü Ayhan Yıldız'ı sorgulamasına rağmen, sadece Fuat N. üzerinde durmuştu. Oysa olayın beşinci günü TGRT televizyonu Ayhan Yıldız'ı bulup konuşturunca, Yıldız'ın firari er Yener Yermez'le ilişkisi olduğu öne sürülen Pınar Konuşkan'ı olay günü gördüğü anlaşıldı. Bunun üzerine Ayhan Yıldız televizyon çıkışında gözaltına alınıp yeniden sorgulandı. Oysa daha ilk gün etraflıca sorguya tabi tutulsaydı, er Yener Yermez'e aynı gün ulaşılabilir, Fuat N. mağdur edilmeyebilirdi.
Polisin bazen, zanlıların medyayı takip ettiklerini öngörerek basına yönlendirici bilgiler de sızdırdığı biliniyor. Polis kaynaklı bütün bilgiler 'mutlak doğru' kabul edilince bu sefer, haberler ne kadar polisin işine yararsa o düzeyde de kamuoyunda kafaları karıştırıyor.
Özellikle haber kanalı olan televizyonların 'son dakika' kaygısı Emniyet koridorlarında konuşulanları mutlak doğru gibi kamuoyuna yansıttı. Öyle ki canlı yayın polemiği bir muhabiri işinden etti. CNN Türk polis muhabiri Yavuz Karakoç, canlı yayında verdiği bir cevap nedeniyle Hıncal Uluç'un eleştirisine sebep oldu. Uluç'a cevap gönderen Karakoç, Garih cinayetinin mağdurları arasındaki yerini aldı.
Yine bu tür önemli soruşturmalarda en az polis kadar sorumluluk
göstermesi gereken basının içine düştüğü yanlışlar bu düzeyde ele alınmıyor. Örneğin devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı bile, olayın üçüncü günü Yener Yermez'in yakalandığını abonelerine bildirdi. İlerleyen saatlerde de bu hatasını düzeltti.
Diğer taraftan, soruşturmayla ilgili yazılarına polis içindeki kavgaları da serpiştiren yazarlara rastlandı. Bir gazeteci bu yazarın davranışını şöyle yorumluyor: "Sen onlara dokunduracaksın ki onlardan da sana bu tür bilgiler aksın." Bütün bunlar, soruşturmayı yürüten polis birimlerinin medya ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini de ortaya koyuyor. Örneğin laboratuvar bilgilerine sahip olan teknik polisin gizlilikte gösterdiği özene, diğer birimlerde pek rastlanmıyor.
Bugüne kadar alışılmamış bazı uygulamalar da Garih cinayeti soruşturmasının izlediği seyri etkiledi. İstanbul Emniyet Müdür Vekili Hasan Özdemir'in, yayınladığı bir tamimle firari er Yener Yermez'i yakalayacak polis birimine ödül verileceğini belirtmesi, birimler arası rekabete yol açtı. Bu olay, yayın organlarında flaş haber getiren muhabirlere verilen para ödüllerini çağrıştırıyor. (Ercan Gün)
'Medya, polisin megafonu oldu'
Garih cinayetinde basının gösterdiği tavır, basın meslek kuruluş temsilcileri tarafından tepkiyle karşılandı.
Hafta içinde yazdığı bir başyazıda, "Bu medya masumu cani, iffetliyi fahişe yapar." diyen Hürriyet başyazarı ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, geçen haftayı gazetemize değerlendirerek, "Bu olayda, hem polisimiz hem de basınımız tam bir sorumsuzluk, ciddiyetsizlik ve başarısızlık örneği ortaya koydular." dedi. Polisin daha kanıt toplamadan zanlıya dönük bilgi kırıntılarını, büyük bir başarı gibi basına açıkladığını belirten Ekşi, gazetecilerin de, ilk görevini, yani eline gelen ham bilginin gerçeğe ne ölçüde uygun olduğunu araştırma yükümlülüğünü yerine getirmeden her şeyi yayınladığına dikkat çekti. Ekşi, son olayda basın için 'polisin megafonu' nitelendirmesi yaparak, "Gazeteciye ve gazeteciliğe yakışmayacak kusurlar sayılmak istense bence en başta gerçeği araştırma zahmetine katlanmadan yapılan yayıncılık gelir." diye konuştu.
Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Genel Başkan Yardımcısı Dr. Doğan Tılıç ise Garih cinayetinde medyanın tavrının, mesleğin temel ilkelerinin ihlali olduğunu söyledi. Medyada suçluluğu kanıtlanmamış insanların suçlu ilan edildiğini belirten Tılıç, şöyle konuştu: "Ortada somut bir şey yok; ama bilgi kırıntıları ile her gün suçlular listesine yeni isimler ekleniyor. Olayın basın kısmında gazeteci açısından müthiş bir cehalet var. Gazeteciler evrensel hukuku, temel insan haklarını bilmiyor. Kendine gelen her bilgi kırıntısına inanıyor ve insanları da inandırmak için çaba sarf ediyor. Oysa şu an aranan firari ere bile mahkeme sonuçlanmadan suçlu diyemezsiniz." Türkiye'de medyada en büyük sorunun, otoriteden gelen bilgileri sorgulamadan doğru kabul etmek olduğunun altını çizen Tılıç, "Gazetecinin doğası, resmi kaynaktan gelen bilgiyi sorgulamayı gerektirir. Bunun acısını andıçlarda çektik." yorumunu yaptı. Zafer Özcan / İSTANBUL (Zaman)
Garih'i İBDA-C'ye öldürttüler
MİT Kontr–terör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, Üzeyir Garih cinayetinin bir İBDA–C militanına işletildiğini ima etti.
Eymür, atin.org isimli sitesinde yer alan yazısında, şu andaki bilgilerle sağlıklı bir yorum yapmanın zor olduğuna dikkat çekerek şunları kaydediyor: "Esasında bu yazıyı cinayeti yorumlamak için değil, tereddütle yaklaştığımız; ancak yine de resmi görevlilerin bilmesinde yarar gördüğümüz bir hususu iletmek amacıyla kaleme aldık. Özel olarak iletilen bir bilgiye göre; cinayetin olduğu günün sabahı saat 07.00'de, Kütahya veya Eskişehir'de öğrenci olan bir İBDA–C militanı, resmi kişilerce uçak veya helikopter ile Bursa'dan alınarak İstanbul'a götürülmüş ve aynı gün öğleden sonra yine aynı vasıta ile ve amir pozisyonundaki bir kişinin refakatinde Bursa'ya bırakılmış."
"İBDA–C mensubu genç, Bursa'ya giderken, 'bundan böyle artık bir şey yapmak istemediğini ve midesinin bulandığını' söylüyormuş." diyen Eymür, 27 Ağustos 2001 sabahı erken saatlerde intikal eden bu bilgiyi, bir yönlendirmeye alet olmamak için, aktarıp aktarmamak konusunda bir hayli zorlandığını kaydediyor.
Eymür, basına intikal eden son gelişmelerin, olayın adi bir suçtan, planlı bir suça doğru kaydığını gösterdiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: "Yetkililerin, hava alanı ve hava trafiği kayıtlarından, böyle bir nakliyatın doğruluğunu ve Garih cinayeti ile ilişkisini tetkik etmeleri pek zor olmaz zannediyoruz. Tabii ki böyle bir yolculuğun mevcut olması dahi, bunun Garih cinayeti ile alakalı olduğuna karine değildir. Belki güvenlik görevlilerinin başka bir faaliyeti ile alakalıdır ve zaman uyumu sadece bir tesadüftür."
Terör hareketleri uzmanı Doç. Dr. Emin Gürses, Mehmet Eymür'ün internet sitesinde ortaya attığı iddiayı şöyle yorumladı: "Eymür orada herhalde kendi başına değil. Verilen talimatları yayınlıyor olabilir. Ortaya attığı iddia doğrudur, yanlıştır. Ama bunu ihbar olarak kabul etmek lazım." şeklinde yorumladı. Batı İran'da benim sürekli söylediğim kontrol edilemeyen bir grup var. Bunların içinde MOSSAD ajanları da var. Batı İran'daki bu grup değişik operasyonlarda kullanılabiliyor." (Erkan Acar - Birol Aydın / İSTANBUL (Zaman)
|