KUR'AN'IN ALTIN İKLİMİNDE: Kuşların atmosferde uçması
Kur'ân-ı Kerim'de kuş- ların atmosferde nasıl uçtukları ve hangi katmana kadar yükselebildikleri anlatılmakta ve bu husus anlatılırken de "cevvi's-semâ" tabiri kullanılmaktadır ki, (Nahl, 16/79) bu tabirle, daha ziyade canlıların cevelangâhı olan biyosfer kastedilmektedir. Kuşların gökyüzünde bir uçuş alanları vardır. Bu saha, canlıların içinde gezip tozabilecekleri bir sahadır. Bu saha dışına çıkıldığında, her zaman ahenk ve düzen canlıların aleyhine bozulmaktadır.
Kur'ân-ı Kerim'de kuşların atmosferde nasıl uçtukları ve hangi katmana kadar yükselebildikleri anlatılmakta ve bu husus anlatılırken de "cevvi's-semâ" tabiri kullanılmaktadır ki, (Nahl, 16/79) bu tabirle, daha ziyade canlıların cevelangâhı olan biyosfer kastedilmektedir.
Kur'ân'da bir "cevvi's-semâ", bir de "semâ" tabiri vardır. Bunlardan ilki canlıların yaşamasına müsait olan hava tabakası, ikincisi de canlıların teneffüs ihtiyacı olan hava ve gaz bulunmasına rağmen hayata elverişli olmayan diğer tabakalardır. Suyun içinde ve derinliklerinde, toprakta ve toprağın derinliklerinde, havada ve havanın derinliklerinde yaşayan her canlının sınırlarını aşamadıkları belli alanlar vardır. Kuşların havada rahatça cevelan ettikleri saha, Kur'ân'ın "cevvi's-semâ" tabiriyle ifade ettiği sahadır. Allah'ın (celle celâluhû) bunları Kur'ân-ı Kerim'de anlatıp mü'minlerin nazarlarını bu noktaya celbetmesinde insanlar için belli hikmet ve gayeler gözetilmiş olsa gerek. Yoksa maksat, atmosfer veya havadaki hayatın nasıl olduğu, karada hangi canlıların yaşadığı vb. gibi bilgiler vermek değildir.
Gözünü tekrar çevir, bak!
Allah (celle celâluhû), bazı ayetlerde insanların ülfetlerini gidermek ve anlatılmak istenen mevzuda onları tefekküre sevk etmek için biliyor zannettikleri şeylerin ötesinde bilmeleri gerekli olan şeylere dikkatleri çeker. Evet Cenab-ı Hak, Kur'ân'da bir şeye bakılmasını emrederken, onlarca hikmete mebni icraatını dikkatlerimize sunmak ister. Bu yolla insanı, ülfet ve ünsiyetten kurtararak, onu daima sanat-ı İlâhî karşısında hüşyar kılmak ve beyân-ı Kur'âniye'yi iyiden iyiye tetkik etmek suretiyle kalbî ve rûhî hayatını inkişaf ettirme gibi pek çok hikmet ve gayeyi hedefler. Öyleyse Kur'ân'ın her beyanını fevkalade dikkatle mütalaa etmek gerekir. Mesela "(Feza-yı ıtlaka) Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?" (Mülk, 67/3) ayet-i kerimesi mütalaa edilirken Kur'ân'ın emrinin arkasındaki maksat ve hikmetin kavranması salıklanmaktadır ki, ancak böyle bir yolla Kelam-ı İlâhî'den alınması gerekli olan şeyler alınabilir.
Bu ayet-i kerimede insan, yıldızların deveranından gezegenlerin cevelanına, güneş manzumesinin işleyişinden dünyanın onun etrafında bir peyk gibi dönüşüne, atmosferin pek çok hususiyet ve keyfiyetinden canlı-cansız herşeyle münasebetine kadar iç içe pek çok şeyi birden mütalaaya çağrılır. İşte bunun için "Bir bozukluk görebilecek misin?" dedikten sonra, "Gözünü, tekrar tekrar çevir ve bak..." (Mülk, 67/4) emriyle feza-yı ıtlakın tekrar tekrar mütalaası emredilir. Bu ifadelerle insana, adeta şöyle denmektedir: Bu koca semaya bir de, astronominin kanunları, fizik ve matematiğin faraziyeleriyle bak! Konuyu laboratuvarlarda değerlendir; sonra bir kez daha bakmayı dene! Herhangi bir ahenksizlik, genel nizamı ihlal edecek herhangi bir hareket ya da müspet ilimlerle mütenakız herhangi bir durum göremeyeceksin. Sizden öncekiler, bunları çıplak gözle yapmaya çalışıyorlardı. Onların teleskopları, dev dürbünleri ya da elektronmikroskopları yoktu. Siz, bütün bu imkanlara sahipsiniz; öyleyse Allah'ın (celle celâluhû) oralardaki türlü türlü nimet, san'at ve icraatlarını müşahede edin; edin ki iz'an, irfan ve imanınız artsın. Böylece milyonlarca sistem içindeki ahengi, ahenk içindeki vahdeti ve vahdet içindeki Allah'ın ayan-beyan mevcudiyetini görebilesiniz. Kur'ân-ı Kerim bu ifadeleriyle insanı hem feza-yı ıtlakı temaşaya hem de onu araştırmaya sevk ve teşvik etmektedir.
Göğün boşluğu
Evet Allah (celle celâluhû), kuşların semâda belli bir tabakasında uçuşlarına dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: "Onlar, göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda, inanan bir toplum için ibretler vardır." (Nahl, 16/79) Bu ayet-i kerimedeki "cevvi's-semâ=göğün boşluğu" ifadesiyle "kuşların belli bir tabakada uçtuklarının" gaybî bir şekilde haber verilmesi fevkalade dikkat çekicidir. Pek çok Müslüman'ın bu âyete, gerektiği ölçüde derince baktığını zannetmiyorum. İhtimal biz, bizi kuşatan atmosfer ve biyosferin alt ve üst katmanlarının bir olduğunu zannetmişizdir. Oysa mesele iyiden iyiye ve derinlemesine araştırılıp incelendiğinde, atmosferin birbirinden farklı tabakalarının olduğu ve bu tabakaların ayrı ayrı hususiyetleri haiz olduğu ortaya çıkacaktır.
Farklı ısı dağılımlarıyla karakterize edilen bu tabakalar şunlardır:
1) Troposfer. (Biyosfer, bu tabakayı içine almaktadır.)
2) Stratosfer.
3) İyonosfer.
4) Exosfer.
Kuşların uçuş alanları
Yukarıda zikredilen Nahl suresinin 79. ayet-i kerimesinde "imsak" tabiri kullanılmıştır. "İmsak" kelimesi, if'al babından olup cevvi's-semanın daha evvel Allah (celle celâluhû) tarafından tanzim edilerek, kuşların uçmasına müsait bir hale getirilmiş olduğuna işaret etmektedir. Binaenaleyh onların orada uçmasına fırsat veren yine kanun-u İlâhidir. Kuşların gökyüzünde bir uçuş alanları vardır. Bu saha, canlıların içinde gezip tozabilecekleri bir sahadır. Bu saha dışına çıkıldığında, her zaman ahenk ve düzen canlıların aleyhine bozulmaktadır. Diğer canlılar için durum böyle olmakla beraber ayette insanın sahip olduğu ve olacağı vasıtalar ile oraya çıkacağı ve oranın, canlıların yaşaması için müşkil bir yer olduğunun keşfedileceği hakikatine de işaret edilmektedir. Tabii, bu yükselmelerin hemen bir kerede gerçekleşmeyeceği de açıktır. Defaatle denenecek, zorlanacak; yerçekimi, sürtünme ve atmosfer şartları aşılınca böyle bir hülya da gerçekleşecektir. İşte ayet:
"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar..." (En'âm, 6/125) Konu, âyette, kâfir ve mü'minin, yani kalbi hidâyete erenin ve hidâyete karşı kaskatı olanın; içinde iman ve marifet nurunun lemeân ettiği insanın küfür ve dalâlet sapıklığında boğulup da, göğsü daralan kimsenin durumunu mukayese esprisi içinde verilmiştir.
İrade insanı
İnsan, iradesini iyi kullanıp, marifet-i İlâhî istikametinde sarf eder, Allah da (celle celâluhû) onun hidâyetini murad buyurursa, o kişinin gönlünü İslâm'a açar ve kalbine de genişlik verir. Burada insanın iradesini işin içine katmasını, biz ekledik. Çünkü selef öteden beri böyle durumlarda beşerin irade ve ihtiyarını devreye sokmuşlardır. Yani onlar, insan iradesi olmadan bir meşiet-i İlâhî düşünmemişlerdir. Vakıa Allah'ın irade ve meşieti, insanın iradesine bağlı değildir. Allah (celle celâluhû) Mâlikü'l-Mülk'tür ve mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ama adâlet-i İlâhî ve hikmet-i İlâhî, Allah'ın (celle celâluhû) kullara ait takdir, tayin, hidâyet ve idlâllerinde onların iradelerinin de taalluk etmesini şart-ı âdi olarak esas almıştır. Biz de, kulun iradesini bu mülahaza ile zikrediyoruz. Evet insan, istediği şeyin peşine düşecek ki, Allah onun hidâyetini murad buyurunca kalbine inşirah versin. İnsan, isterse Allah da onun kalbine genişlik verir, o kişi imandan zevk alır ve hayatını cennetlikler gibi yaşar.
Ölçü veya Yoldaki Işıklar: İnsanlık ve Mürüvvet
İnsanları sevip, sevdiğini de hissettirmek, aklın yarısıdır.
Senin halktan beklediğin muamele, halkın da beklediği muameledir.
Bir tebessümle dahi olsa, kardeşini sevindirmeyi ihmâl etmemelisin!
İnsanlar arasındaki yerin, onların senin nezdindeki yerleri kadardır.
Başkalarının yardımına koşmak, Allah'ın inâyetine sunulmuş en belîğ bir dâvetiyedir.
Sürekli etraflarına bağırıp çağıranlar, arzularının hilâfına dostlarını kaçırır, düşmanlarını da sevindirirler.
Akıllı insan, çevresinin gücünü de kendi hesabına kullanmasını bilendir... Akılsız ve beceriksizler ise bu potansiyeli kullanmak şöyle dursun, etraflarını levm etmekle bu gücü aleyhlerinde kullanmış olurlar.
Onlar, göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda, inanan bir toplum için ibretler vardır.
His Dünyası: Azap
Bağ bozuk, bağban yaslı, güllere hazan azap;
Yaz günü yaprakları solduran hicran azap.
Düşmanlar düşman tamam, ona bir şey diyemem;
Can azap, canan azap, her günkü yâran azap.
Yıllar var yollardayız, mesafeler amansız,
Yol asi, hedef uzak, bel veren zaman azap.
Yakmak için tek bir mum, çekilenler besbelli,
Söndürüyor rüzgârlar, savrulan harman azap.
Muzdarip bütün toplum, ilacı bunun iman,
İmana aç ruhlara başka bir derman azap.
Sarsılmış başta akıl, bakış bulanık hepten,
Bir acı imtihan bu, bize imtihan azap.
Himmete muhtaç herkes, kupkuru dağ ve bayır,
Çöllere dönmüş arza boşalan bâran azap,
İnsanlara el açmak, hep gîran geldi bize,
Mihrabı hak olana bu türden gîran azap.
Tatmadık hiç kimseden minnet kokan bir ihsan,
Vicdanı hür olana minnetli ihsan azap.
(M. Fethullah Gülen)
|