Beş yıllık taze temcit haberi
Etiklerini tetiklerinde taşıyanlardan her şeyi beklemek lazım. Çünkü bütün kural tanımamakta üstlerine yoktur. Onlar, adeta bütün kurallar çiğnenmek için konulmuş gibi davranmaktan zevk alırlar.
Bundan tam beş yıl önce yapılmış bir haberin, neredeyse aynen kullanılmasına ne demeli? Haberi yapan da yine bizim arkadaşımız Hakan Yılmaz. Nereden ve hangi açıdan bakarsanız bakın, durum berbat. İzahı güç. Bir başka medya kuruluşuyla güç kavgası yapanların, böyle davranması uygun mu?
Star gazetesi bir hafta boyunca art arda TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy'u sayfalarına taşıdı. Haberlere, 'deprem konutları fiyaskosu' diye başladı. Deprem bittikten sonra beş yıl önce Zaman'da yayınlanmış hac haberi sanki yeni imiş gibi ortaya çıkarıldı. Daha yayının ikinci gününde muhabirin haberde sorduğu sorulara yine kendisinin cevap vermesi, haberin kamuoyunu aydınlatmaya yönelik olmadığının bir işaretiydi. Halbuki Ulusoy, o hac haberinin Zaman'da yayınlanmasının ardından bir daha ömür boyu hac işi yapmama kararı aldı. 1995 yılından beri de acentesi zaten hac işi yapmıyor.
Ulusoy, bu yıl TÜRSAB'ın kongresini yönetmeliklerin dışına çıkarak Ankara yerine Kapadokya'da yapacak. Bütün kongrelerin yönetmelik gereği Ankara'da yapılma mecburiyeti var. Ve bunun birliğe maliyeti en az 400 bin dolar. Çünkü Ankara'da yaz–kış otel bulmak zor ve fiyatlar yüksek. Kışın Kapadokya'da oteller boş. Bunu düşünen Ulusoy, krizi de göz önüne alarak kongreyi Kapadokya'da yaparak 20 bin dolara mal etmeyi planlıyor. Biz hep elimizi kolumuzu bağlayan bazı yasa ve yönetmeliklerden şikayet etmez miyiz? İster misiniz şimdi de bu olayı 'Ulusoy yasaları çiğnedi, kongreyi Ankara yerine Kapadokya'da yapacak. O bir rejim düşmanı' diye haber olarak gazete sayfalarına taşısınlar?
Yakında o günleri de görürüz!
Türkiye manzarası
Vurgunlar, yolsuzluklar devletin üst kademelerinde almış başını gidiyor. Yakında Karayolları'nın da gündeme geleceği söyleniyor. Tam da bu tartışmalar sürerken, (bazı gazetelerde yayınlanmış da olsa) bir fıkrayı anlatmanın tam zamanı:
İki fakülte arkadaşı yıllar sonra sokakta karşılaşmışlar. Biraz da kendinin ne kadar değiştiğini göstermek için olsa gerek, biri diğerini evine yemeğe çağırmış. Eve gittiklerinde, misafirin şaşkınlıktan ağzı açık kalmış.
– Bu ne ev böyle arkadaşım; şu salonun büyüklüğüne bak. Nereden buldun bu kadar parayı birader? diye sormuş.
– Gel göstereyim, demiş diğeri.
Birlikte pencerenin önüne yürümüşler.
– Şuradaki otoyolu görüyor musun?
– Evet?
– Tam 20 milyon dolar tuttu. Biz 25 milyon fatura ettik. Aradaki fark da işte bu ev.
İki yıl sonra iki arkadaş yine karşılaşmış.
– Gel bu sefer ben davet edeyim seni, demiş diğeri.
Birlikte ikinci arkadaşın evine gitmişler.
Ev ki ne ev? Birinci ev bunun yanında gecekondu gibi kalmıştır. Arkadaşı merakla sorar:
– Bizim eve saray diyordun. Bunun yanında esamisi bile okunmaz. Söylesene bu kadar parayı nereden buldun?
Birlikte yine pencerenin önüne giderler. Arkadaşı dışarıyı işaret eder:
– Otoyolu görüyor musun?
– Hayır?..
– İşte... Sorunun cevabı.
İççi partisi
Seçimlerde 'irabda mahalli' olmayan İşçi Partisi'nin, bir ara devletin derinlerinde ve tepelerinde çok itibarlı olduğuna dair rivayetler, işaretler vardı. Bilmiyoruz hâlâ devam ediyor mu bu tavır. Devam etmese bile, paraya pula yön vermeye çalışarak bir şeyler yapmaya niyetli görünüyorlar. Perinçek'in, şu sıralar da memleketin değişik yerlerinde gezip acayip konuşmalar yaptığı anlaşılıyor. Dün Hürriyet'te yayınlanan ve ajansın servis yaptığı anlaşılan bir haberde Perinçek'in “Gerekirse silahla iktidara geleceğiz” dediği yazılıydı. Bir vatandaşın “Dikta ile mi yönetime geleceksiniz?” sorusuna, “Evet, Ulu Önder Atatürk gibi, gerekirse silahla geleceğiz!” diye cevap vermiş.
Bu ülkede, Erbakan'ın çok değişik maksatlar için sarf ettiği “Kanlı mı olacak, kansız mı?” sözü yüzünden bir hükümet yıkıldı. Perinçek, hem silahla geleceğini söylüyor, hem de Atatürk'e dikta ile yönetime gelen bir adam sıfatını yapıştırıyor.
Bunu başkası söylese, ertesi günü partisi kapatılır, sorumluları da ilgili merkezlere gönderilirdi. Perinçek olunca muaf mı tutuluyor?
Adaletin bu mu dünya?
Adli Yıl'ın başlangıcında, en azından yargı organlarını temsilen yapılan konuşmalar iç açıcı olmaya başladı. Onlarca yıldır, konuşup da kılını kıpırdatmayan siyasetçileri de bu açıdan yadırgamıyoruz. Müzik tercihi ne olursa olsun fark etmiyor: İster 'Onuncu Yıl Marşı' çalınsın, isterse '9. Senfoni'... İster 9. Cumhurbaşkanı konuşsun, isterse (s)onuncu!
Gelen talepler bile güzel.
|