GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/09/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Etyen MAHÇUPYAN

Basketboldan Kıbrıs'a

Ulusal takımlar düzeyinde yıllardan beri ilk kez Avrupa basketbolünde söz sahibi olduk. Bu başarının ardında muhakkak ki meşakkatli bir çalışma ve motivasyon süreci var. Ama acaba iyi basketbol oynadık mı? Bireysel yeteneklere ve komple oyunculara sahip, ama total bir basketbolün henüz uzağında bir takımdık.

İyi basketbol Yugoslavya'nın oynadığıydı. Oyunun temposunu istedikleri gibi ayarlamanın dışında, her hücümlarında neredeyse herkesin eline en az bir kez top değiyordu. Karşı sahada harcanan yaklaşık 20 saniyede on pas yapıyorlar ve büyük bir yüzdeyle adam boşaltıyorlardı. Böyle bir takım karşısında yapabileceğimizin en iyisini yaptık. Hakemler benzer birkaç hatayı bizim lehimize yapsalardı bile sonuç farklı olmazdı.

Bu şampiyona vesilesiyle ortaya çıkan asıl ilginç olay ise maçları anlatan spikerlerin, gazete yazarlarının ve genelde kamuoyunun davranışıydı. İnsanlar ille de kazanmak istiyorlardı. Basketbolün kendisi ve kalitesi değildi önemli olan, Türkiye'nin hepsini altetmesiydi. İnsanlarımız sanki itiraf edilemeyen bir ezikliğin neredeyse volkanik patlamasını andıran hezeyanı içindeydiler. Oysa basketbol yalnızca bir spor ve aynı performansımızla ilk sekize kalmamamız bile pekala mümkündü. En azından finale kalmamızın tamamen şans eseri olduğunu belirtmekte yarar var. Çünkü Almanya maçının son 9 saniyesinde top bizdeyken rakip 3 sayı öndeydi. Top orta sahaya geldiğinde faul yapmaları maçı kazanmaları için yeterliydi: Biz iki sayı yazsak bile son birkaç saniyeye 1 sayı önde girecekler ve iş bitecekti. Ama Alman kenar yönetiminin ve oyuncuların büyük yanlışı sayesinde maç bizim oldu. Ne var ki hiçbir yöneticimiz veya yorumcumuz bu noktaya temas etmedi. Oysa bu başarımızı küçültmez, sadece bizi daha olgun yapardı.

Bizim istediğimiz sadece kazanmış olmaktı; ama spor geleneği ve ahlakı nasıl yarışıldığıyla ilgilidir. Oysa bizim spikerimiz rahatlıkla "Evsahibi takıma nasıl böyle faul çalıyorlar anlaşılır gibi değil" diyebildi. Yani bizim evsahibi olma hasebiyle doğal olarak kayırılmamız gerekiyordu. Batıyı çifte standartlı bulurken kendi ağzımızla çifte standart 'hakkımızdan' söz edilmesi durumumuzu yeterince anlatmaktaydı.

Sonuçta oyuncuların ve yöneticilerin hak ettiği bir başarı sağlandı; ama toplumun başarıyı hazmetmede ne denli zorlandığı da ortaya çıktı. Her alanda yaşadığımız başarısızlıkların hazmedilememesi nedeniyle sporda bile ancak total bir başarıda tatmin olabiliyoruz. Ama bu tatmin de sportif bir olayın keyfine varma biçiminde değil, kendi yaralı kimliğimizin 'şahlanması' biçiminde yaşanıyor.

Sporu böyle algılarken, dış politikanın hassas alanlarında nasıl tepkiler verilmesini beklersiniz? Dışişleri Bakanının Kıbrıs meselesine ilişkin son demeçleri karşı tarafı önyargıyla suçlarken, bir yandan da "tanzimat teslimiyetçiliğinden" ve "sömürge benzeri davranışlardan" söz ediyor ve Türkiye'nin hakkını korumak konusunda "bir limitin olmayacağını" vurguluyor. Acaba günümüzün dünyasında bir dış sorunu çözmek için bu uygun bir perspektif mi? Çünkü bu tavır ille de şampiyon olmak isteyen ve şampiyonluğu onur meselesi yapan bir ruh halini çağrıştırıyor.

Tekrarlayalım: KKTC bu meselede daha haklı olan taraftır. Ama tümüyle haklı olduğumuza dayanan 'limitsiz' tezlerle ve bu yönde yapılacak milli manipülasyonlarla bir yere varılacağını sanmak ancak sokak kavgasında olur. Öte yandan KKTC güçlü de değildir; çünkü Kıbrıs Türklerinin gerçekten ne istediği açık bir tartışma platformuna taşınamamıştır. Yönetimin söyleminden hareketle toplumun isteklerini tanımlamaya kalkmak tam da bu güçsüzlüğün belirtisidir. İhtiyacımız olan şey milli duygular değil, tartışılmış talepler üzerinden sağlanmış serinkanlı ama sağlam bir konsensüstür.


e.mahcupyan@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

20/ 08/ 2001... MGK niçin milli?
23/ 08/ 2001... Bir ileri iki geri
26/ 08/ 2001... Güçlü Türkiye
27/ 08/ 2001... Sigorta harekâtı
30/ 08/ 2001... Üzeyir Garih
02/ 09/ 2001... Düzeysizliğin pençesinde
03/ 09/ 2001... İkinci duraklama
06/ 09/ 2001... Gönlümüzün ideolojik yelpazesi
09/ 09/ 2001... Türkiye'nin gerçeği
10/ 09/ 2001... Kıbrıs'ta hayırlı sonuç


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.