Batı'dan önce
Amerikalı bir kamyoncunun bir Hintliye ait benzinliği basıp öldürmesi bundan sonra Batı'da olacakların korkunç bir göstergesi, vuku bulacak trajedilerin ilk işareti sayılabilir.
Öldürülen Hintli'nin ağabeyi, "Onu öldüren kamyoncu kardeşimi Ortadoğulu sanmış, oysa biz Müslüman değiliz." diyor.
11 Eylül'de gerçekleştirilen korkunç saldırıdan sonra başta Amerika ve Kanada'da olmak üzere Avrupa'da ve Avustralya'da yaşayan Müslümanlar tehdit aldında. Bunu hafife almamak lazım. Gelmekte olan tehlikeyi gördükleri için George Bush ve Tony Blair, hemen bir açıklama yapma ihtiyacını hissetmişlerdir. Aynı şekilde Başbakan Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in bu yönde yaptıkları açıklamalar, önceden sezdikleri tehlikeyle ilgilidir. Nitekim olayın üzerinden daha bir iki gün geçmeden her yerde Müslüman kuruluşlar, camiler, mescitler, dernekler ve hatta sokakta yürüyen insanlar saldırıya uğramaya başladılar. Öyle ki okula giden küçücük çocuklar dahi bu saldırılara maruz kalıyorlar.
Başbakan Ecevit, Dışişleri Bakanı Cem ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, demeçlerinde, bu terör olaylarından Müslümanların sorumlu tutulamayacağını, İslamiyet'in teröre karşı bir din olduğunu, teröristin her dinden ve milliyetten olabileceğini söylüyorlar, özellikle İslam diniyle terörü, Müslümanlarla teröristleri birbirinden ayırıyorlar.
Diyeceksiniz ki, bu normal değil mi? Elbette normal olanı liderlerin demeçlerinde ifade edilen doğrulardır. Fakat bu herkesçe bilinen, bilinmesi gereken 'doğru' niçin bugüne kadar bu düzeyde açık seçik bir dille ifade edilmedi? İslamiyet'e ve Müslümanlara liderler, siyasiler, yöneticiler sahip çıkmadı da, bugün bunları dile getirme, bu doğruların özellikle altını çizme gereğini hissettiler.
Gerek Amerika ve Avrupa'da, gerek Türkiye'de yönetim düzeyinde tam olarak ifade edilmese de önemli bir “kaygı” yaşanıyor. İlk günden saldırıların Arap ve Müslümanlar üzerine yıkılması ve bunu medyanın, geleneksel imaj üretimini sürdürüp 'İslam' ile 'terör' arasında ilişkiler kurması Batı'da yaşayan milyonlarca Müslüman'ın güvenliğini tehdit ediyor.
Söz konusu 'kaygı'yı iyi anlamak lazım. Daha önceki deneylerden de bilindiği üzere, Batı'nın tarihî ve kolektif hafızasında 'İslam' negatif bir imaja sahiptir. Dolayısıyla 'Müslüman, Ortadoğu'lu, Arap, İranlı, Türk' vb. herkes bu hafızadaki çılgın öğelerin harekete geçmesi halinde saldırılara maruz kalacaktır. Hiçbir saldırgan 'düşman ve suçlu' gördüğü herhangi bir Türk'ü veya Arap'ı, 'dinine bağlı mı, şeriatçı mı, yoksa Batılı değerlere bağlı bir laik mi' diye ayırıma gitmez. Herkesi kendine karşı bir düşman olarak görür ve Müslüman aile kimliğinden dolayı okula giden çocukları dahi hedef alır.
Bunun en trajik ve öğretici deneyi Bosna'da yaşandı. Sırplar 250 bin Müslüman Boşnak'ı katleder ve 50 bin kadın ve genç kıza tecavüz ederken, bu insanların dinlerine bağlılıklarına, dini vecibelerini yerine getirip getirmediklerine bakmadılar. 'Müslüman' olarak bilinen herkesi katlettiler, ırzına geçtiler. Nitekim Müslüman olmayan bir Hintli'nin öldürülmüş olması Batılı kolektif hafızanın ve İslam'a ilişkin kültürel kodların ortamını bulduğunda hangi ölçülerde dehşet verici olabileceğini göstermektedir.
Hiç kuşkusuz eğer bu yeni öfke dalgasının önüne geçilmeyecek olursa çok daha büyük trajediler yaşanabilir. Bugün Başbakan Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile Süleyman Demirel'in İslam ile terörün arasını ayıran demeçleri önemlidir; ama inandırıcı değildir. Çünkü uzun yıllardan beri Türkiye'de hiçbir ayırım yapılmaksızın neredeyse bütün dindar insanlar 'irtica' adı altında potansiyel tehlike olarak tanımlanmış, 28 Şubat bu tehdit çerçevesinde inşa edilmiştir. Öncelikle liderlerin sahiden kendilerinin böyle bir tehdidin var olmadığına, İslamiyet'in ancak barış, toplumsal dayanışma, birlik dini olduğuna; toplumun İslam ekseninde doğru bir bilinç kazanması durumunda şiddet ve terörün zemin kaybına uğrayacağına inanmaları ve buna uygun stratejiler izlemesi gerekir.
a.bulac@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
28/
08/
2001...
Garih cinayetinin ilk işareti
29/
08/
2001...
Sosyal patlama
01/
09/
2001...
Mezarlıklar bizim aynamız
04/
09/
2001...
Ekonomik çöküntünün sebepleri
05/
09/
2001...
Güvenlik ve ekonomi
08/
09/
2001...
ANAP'ın modern muhafazakârlığı
11/
09/
2001...
Yeni bir anayasa
12/
09/
2001...
İdam cezası
15/
09/
2001...
Derin eylem
18/
09/
2001...
Afganistan
|