Beni bırakmayan biri var
Altı yaşımdayken babam, on üç yaşımdayken de annem öldü. Altı yaşımda küçücük yüreğim daha çocukluğunu yaşamadan büyüdü. Bu belki iyi, belki de kötüydü. Babam öldükten sonra annemle ben sanki yıkılmıştık. Ama kendimizi toparlaya bilmiştik.
Annem okumam için çok çalışmıştı. Okumam için aç yattığımız günleri unutamam. Ama beni öylesine seven, beni öylesine koruyan birinin nereden bilebilirdim ki bir gün beni öylece yalnız bırakacağını. Hiç aklıma gelmezdi...hiç! Babamın öldüğü günden daha beterdim sanki. Beni teselli edecek, beni koruyacak kimse yoktu. Kendimi yapayalnız hissediyordum. Ama beni bir şey hep içten içe teselli ediyordu. Belki de şu an o yüzden ayaktayım. Fakat neydi o?
Yalnız yürüdüğüm bu yolda, ilk defa korkmuştum belki de. İlk defa
gerçek dostumun kim olduğunu düşünmüştüm. Sonra korkudan kalbimin küt küt attığını duydum. Bir anda aklım başımdan gitti. Ve geri geldiğinde düşündüğüm fakat bulamadığım şeyin kalbim olduğuna karar verdim. Beni hiç yalnız bırakmamıştı şu ana kadar. Ölene kadar da bırakmayacaktı. Bütün duygularımı o da hissedecekti. Beni teselli ettiği anları da unutamam. Hayata karşı ikimiz ilerleyecek, ikimiz son verecektik. İkimiz barışıp, ikimiz küsecektik. Hep ikimiz olacaktık, hep!
Bunları düşünürken; masallarda anlatılan, perili daha doğrusu köhne eve gelmiştim bile. Ve çok mutluydum. Beni mutlu eden; bir şeylerin var olduğuna inanarak yaşamaktı...
Tuğba Gül Bağatır — Üsküdar/İstanbul
Rüyalara giremeyen biri var
Ceylanları rüyalarınıza hiç davet ettiniz mi, dualarınıza, resimlerinize? Özgürce her şeyi uçurabildiniz mi yazılarınıza? Veya koşturabiliyor musunuz onları kalbinizdeki atlarla birlikte?
Ceylanlarımız var bizim. Gözleri iki büyük siyah düğmeye benzetilen. Ceylanlarımız var bizim rüyalarımızı uğrak yer yapmayan.
Ceylanlarımız var bizim. Özgürlükleri engellenen, eskisi gibi ormanlarda dolaşmayan. Ve çok ceylanımız vardı bizim. Ormanda neşe içinde türkülerini söyleyen...
Ceylanlarımız var kalbimizin en buruk köşesinde koşturan, gözyaşı pınarlarımızdan su içen, kalbimizin tellerini titreten... Ve birileri var, her gece rüyalarımızda, her zaman yazılarımızda unuttuğumuz.
Sema Cengiz–G.O.Paşa/İstanbul
Ağaç Okul ve Afganistan
ABD'nin Afganistan'a saldırma kararı almasından sonra bütün dünya gözlerini Afganistan'a çevirdi. Afgan halkı endişeli bir bekleyiş içinde. Afgan çocukları korkuyla üzerine yağacak bombaları bekliyor.
Bundan yıllar önceki Afgan—Rus savaşında da böyleydi. O zamanlar, çocuk edebiyatının öncü isimlerinden yazar ve şair Cahit Zarifoğlu, çocuklar için Afganistan şiirleri yazmış ve kitap 'Ağaç Okul' ismiyle Beyan Yayınları'ndan çıkmıştı. İçerisinde 37 şiir bulunan ve çocuklara Afganistan'daki çocukların durumunu anlatan bu nefis kitabı bugünlerde bir kere daha okumakta fayda var. Savaşta çocuk olmanın ne demek olduğunu bu şiirleri okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
Beyan Yayınları telefon: 0212—512 76 97
Karanfilli bahçe
Rüyamda bir bahçedeyim
Çok hoş karanfil kokuları
Pembe pembe güller
Binlerce çiçeğin ortasındayım
Yalnızım,
Gözümü hiç açmak istemiyorum
Çünkü rüyadayım
Bahçede çağlayanlar akıyor
Buz gibi sular...
Cennetteyim sanki...
Yusuf Türkoğlu—Kayseri
|