Balkanlarda sağduyu hakim
MAKEDONYA– Dış baskı merkezlerimizi ziyaret programında bu seferki durağımız Makedonya. Arkadaşımız Murat Eraydın ve Bulgaristan temsilcimiz Salih Yıldızcı ile beraber diyar–ı Üsküp’teyiz. Makedonya’nın çoğu şehirleri birçok yönüyle adeta Anadolu’nun kentlerini andırıyor. Gerek konuşmalar, gerek giyiniş ve davranış örnekleri bizleri doğrusu şaşırtıyor. Üsküp’e Osmanlı kalesinden baktığımızda ilk dikkatimizi çeken minare ve camilerin çokluğu oluyor. Şehir içlerinde dolaştığımızda ise gerek halkın kendi aralarındaki konuşmaları, gerekse tabelalar, Avrupa’nın göbeğindeki bu şehirde bir Anadolu nostaljisi yaşatıyor insana.
Tarihî güzellikler yaşıyor
Bu yazıda ne Vardar Nehri üzerindeki Osmanlı’nın gücünü simgeleyen Taşköprü ve ona kuşbakışı bakan kaleden, ne İsa Bey, Murat Paşa, Mustafa Paşa camilerinin nârin minarelerinden ne de Harabati, Hayati veya Hasan Baba türbelerindeki manevi atmosferden bahsedeceğiz. Çünkü Makedonya’daki tarihi geçmişi simgeleyen binlerce eseri ve halkın üzerindeki etkilerini bir yazıda özetlemek bu eserlere ve dere–tepe adeta yeşil halıyla örtülmüşçesine seyre doyulmayan manzaraya haksızlık olacağı kanaatindeyim. Kısacası Makedonya anlatılmaz, orası ancak görülür, ziyaret edilir.
ZAMAN'ın hizmetleri
Yeni bürosuna taşınan Makedonya Zaman, kökleri Türkiye’ye uzanan ülkenin tek gazetesi. Ve klasındaki gazeteler arasında tirajı ve etkinliği en fazla olanı. Enver Çelik temsilciliğindeki Makedonya Zaman, sadece gazete yapraklarında iyilikleri anlatmak, güzellikleri nazara vermekle yetinmiyor. İşin icaraatını da bizzat yapıyor.
Radoviç kentinde 138 çocuğu sünnet ettirmek, her sene 250 kurban keserek etlerini Doğu Makedonya’daki fakirlere dağıtmak, United Education Center adında bir merkez açarak gençlere matematik, İngilizce, Türkçe kurs vermek Makedonya Zaman’ın öncülük ettiği sosyal faaliyetlerden sadece birkaçı.
Türkiye'de miyiz?
Gerek Üsküp, gerek Gostivar, gerekse de Ohrid sokaklarında gezerken kahvelerde seyredilen televizyonlardan ve duvarlarda Fenerbahçe, Galatasaray’ı öven yazılarına bakınca bir an kendimizi Türkiye’de zannediyoruz. Ziyaret ettiğimiz evlerde çocuklar istisnasız Birinci Lig takımlarından birisini tutuyor. Hatta Milli Takım olarak da Süleyman, Ramazan, Keramettin, Samir ve Şenollar, Türk Milli Takımı’nın başarılı olması için dua ediyorlar. Bakkallardaki yiyecek etiketleri, lokantalardaki yemek çeşitleri, kumaşlardaki motif ve desenler Anadolu’yu hatırlatıyor.
Halk savaşa karşı
Makedonya son haftalarda savaşın eşiğinden döndü. Birkaç farklı ve güçlü ırkın yıllardır beraber yaşadıkları bu güzel ülkede soğuk savaş esintileri bazı kesimlerde hâlâ kendisini hissettiriyor. Dolayısıyla savaşın hiçbir çeşidini tasvip etmiyorlar. Bu insanlara dünyadaki son gelişmeleri soruyoruz. Gerek daha önce ziyaret ettiğimiz Bulgaristan’da gerek Makedonya’da görüştüğümüz değişik etnik yapıdaki insanların neredeyse yüzde yüze yakını bu saldırıların bir Müslüman tarafından yapılabileceğine inanmıyor. Usame bin Ladin’in yaptığına dair delillerin olmayışı ve bu kişinin sahip olduğu imkanlarla bunu yapamayacağını düşünüyorlar. Bundan dolayı ABD’nin Afganistan’a yapacağı bir saldırıyı veya savaşı ise kesinlikle tasvip etmedikleri gibi bunun bir haksızlık olacağını ileri sürüyorlar.
Bombalamadan sonra provokatörler burada da devreye girerek dostça yaşamayı gelenek haline getirmiş, bu insanların arasını açmaya çalışmışlar. Daha da ileri giderek Müslümanların bütün dünyadaki Hıristiyanları keseceklerine dair bazı haberleri uydurarak sorumsuzca yayın yapan gazete ve televizyonlar bile olmuş. Ancak Müslüman temsilcilerinin aksi yöndeki beyanları ve İslam’ın barış ve huzur dini olduğuna, terörizme kesinlikle prim vermediğine dair başta Zaman gazeteleri olmak üzere uluslararası medya organları büyük ölçüde bu fitnenin önüne geçmiş durumda.
Dileriz bu fitne bir daha hiç uyanmaz. Dileriz bir daha hiçbir zaman kan dökülmez. Dileriz bütün savaş naralarının yerini barış türküleri alır.
Çünkü şu anda insanın korkuya değil güvene, ümitsizliğe değil huzura, düşmanlığa değil kardeşliğe ihtiyacı var. Balkanlarda dolaşırken bunun ihtiyaçtan çok bir zaruret olduğunu bir kez daha anlıyoruz...
|